ABD Suriye’yi Vurdu, Dünya’nın “Kimyası” Bozuldu

Daha yazmaya bile başlamadan 2 yerde hata yaptım galiba… İlk hata yazıya attığım başlıkta. Suriye’yi ABD vurmadı, ABD-İngiltere-Fransa vurdu. İkinci hata ise yazı için hazırlamış olduğum görselde. Görselde bir “atom bombasının” patlama anı görülüyor. Ancak yazının konusu kimyasal silahlar…

Hatalar silsilesine devam… Suriye’yi vuranları yine yanlış söyledim. Suriye’yi “Trump’ın ABD’si”, “Macron’un Fransa’sı” ve “Kraliçe’nin İngiltere’si” vurdu. Bu tanımlama bana ait değil. İnternette küçük bir araştırmayla bu tanımı kimin yaptığını ve ne anlatmaya çalıştığını bulabilirsiniz. Hemen ikinci hatamı da düzelteyim, daha doğrusu açıklayayım. Kimyasal silahlar konulu bir makalenin görselinde neden atom bombası var? Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Hamit Hancı, Anadolu Ajansına yaptığı açıklamada özetle şunu söyledi; “Kimyasal silahlar fakir ülkelerin atom bombalarıdır.” Bu cümle sırf havalı dursun diye yan yana getirilen kelimelerden ibaret değil.

Şimdi hep beraber açık kaynak istihbaratı yapalım. Zamanında gözüme takılan, aklımın bir kenarına atmış olduğum yahut bir yerlere not aldığım farklı bilgileri sıralayacağım ve bakalım sonuçta neler çıkacak?

Yazmaya başlamadan önce çok sevdiğim bir iktisatçı arkadaşımı aradım. Ona aklımdan geçenleri anlattım ve bana bu durumun iktisat sözlüğünde ne anlama geldiğini izah etmesini istedim. Bana bir makale tavsiye etti. Makalede şunlar yazıyordu; “OLİGOPOL, birbirlerini etkileyebilecek kadar az sayıda satıcının sonsuz sayıda alıcıyla karşı karşıya geldiği piyasa türüdür. Klasik modelde her firmanın fiyat, miktar ya da reklam politikasında öteki firmalardan bağımsız davrandığı varsayımıyla hareket edilmektedir. Genellikle firmalardan birinin ötekilerden bağımsız, fiyat, miktar ya da reklam alanında YENİ BİR POLİTİKA UYGULAMASI, bu piyasada SAVAŞ İLANI anlamına gelmektedir.” Bu bir…

22 Şubat 2018 tarihinde Rusya Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı Vladimir Shamanov bir açıklama yaptı. Yapılan açıklamaya göre bir yandan dost ülke Suriye’ye yardım edilmiş, bir yandan da “fırsat bu fırsat” denilerek 200’ün üstünde yeni silah denemesi yapılmıştı.

Bu durum çok da ilginç değil aslında. Amerikan filmlerinden aşinayız bu duruma. Büyük ve güçlü devlet/oluşum/aileler silah sanayisini elinde tutar ve bu silahları denemek ve satmak için savaş çıkartırlar. Vladimir Shamanov tarafından yapılan açıklamada benim asıl dikkatimi çeken ve ilginç bulduğun nokta şuydu; Vladimir Shamanov 200’ün üstünde yeni silah denediklerini söylüyor ve şunu ekliyordu, “Müttefikimiz olmayan ülkelerin dahi yeni silahlar satın almak için Rusya’yı tercih etmesi bir tesadüf değil.” Bu iki…

2003 yılında World Affairs dergisinde bir makale çıktı. Makalenin başlığı şuydu, “11 Eylül Saldırılarından Sonra ABD Dış Politikası ve Rusya-Çin ile ABD İlişkileri”. Makalenin yazarına göre 11 Eylül saldırılarından sonra ABD-Rusya-Çin ekseninde ilişkileri olumsuz yönde etkileyen başlıca durumlar şöyleydi:

  • ABD, İran-Irak-Kuzey Kore’nin nükleer ve kimyasal silaha sahip olmasını engellemeye çalışıyor, ancak Rusya ve Çin bu ülkelere silah satarak ve nükleer reaktörler kurarak ekonomik ve askeri işbirliğini geliştirmeye çalışıyordu.
  • Çin’in karşı çıkmasına rağmen ABD, Tayvan’a silah satışına devam ediyordu.
  • Çin, Kuzey Kore’ye nükleer ve kimyasal silah yapımından kullanılan ara malzemeler satıyordu.

Makalede Çin’in ABD karşıtı ülkelere nükleer ve kimyasal silah yapımında kullanılan ara malzemeler sattığı iddia ediliyordu. Bu bilgiye istinaden kimyasal silah yapımında kullanılan ara maddelerin kaçakçılığına ilişkin bir araştırma yaptım. Karşıma çıkan makale ve haritalarda yalnızca Afganistan ve Avrupa üzerinde gidip gelen oklar gördüm. Balkan rotası, Kuzey Karadeniz rotası ve Doğu Akdeniz rotası olmak üzere 3 ana rota üzerinden kimyasal silah ve uyuşturucu yapımında kullanılan ara maddeler transfer ediliyordu. Çin neredeydi peki? Hani şu 2004 yılında İran ile görüşmeler yapıp hava ve uydu teknolojileri konusunda ticaret anlaşması yapan, hatta nükleer ve kimyasal silah üretiminde ara malzeme olarak kullanılan AHF elementini İran’a satmak isteyen Çin. Bu üç…

Çok yüzeysel bir durum değerlendirmesi yapalım. Ortadoğu’da Suriye özelinde bir savaş var. Dünya devi ülkeler Suriye üzerinden satranç oynuyorlar. Televizyonlarda ve Twitter’da “konunun uzmanı” olan kişiler bize ısrarla şu tabloyu çiziyorlar; “Rusya bölgede İran ile ortak hareket ediyor, İran’ı destekliyor. ABD-Fransa ve diğer batı bloku İsrail’in çıkarları çerçevesinde hareket ediyor. Türkiye bu kirli güç mücadelelerinden uzak, bölgede terörizmi bitirmeye ve topraklarını güvende tutmaya çalışıyor.” Bir kesim ABD ve İran’ın örtülü bir savaş içinde olduğunu iddia ederken diğer kesim iki ülke arasındaki yapay gerginliğin danışıklı dövüş olduğu iddiasında. Bunlar kısmen doğru, ama zannımca eksik. Ben hala bu denklemde çekik gözlüleri doğru yere oturtmanın çabasındayım.

Çin, petrol ihtiyacının %51’ini Ortadoğu’dan karşılamaktadır. Çin’in en büyük petrol tedarikçisi olan iki ülke Suudi Arabistan ve İran’dır. Çin’in Ortadoğu’ya yönelmesi ve bu ülkelerle yakınlaşması sadece petrol bazında olmamıştır. 2004 yılında İran tarafından yapılan bir açıklamada şu ifadeler kullanılmıştı, “İran ve Çin bölgede birbirini tamamlaya iki ülkedir. İran enerjiye sahip, Çin ise gelişmiş bir sanayiye sahip.” Bir de silah meselesi var tabiki. Herkes Çin’in İran’a önemli ölçüde füze sattığını biliyor. Aslında bölgedeki durum şudur; İran’ın bölgedeki açık destekçisi Rusya, örtülü destekçisi ise Çin’dir. İran Çin için Ortadoğu’da vazgeçilmez bir üstür. Aynı zamanda batı blokuna karşı Çin, İran’ın sırtını yaslayabileceği muazzam bir güçtür.

Şunu da hatırlatmakta fayda var. 2013 yılı Çin’in dış politikası açısından biraz ilginç bir yıl olmuştu. 2013 yılında Milli Güvenlik Belgesi’ni güncelleyen Çin (Bizde bilinen ismiyle “Kırmızı Kitap”) tarihinde ilk defa askeri kapasitesine dair bilgileri ayrıntılı bilgiler vererek gövde gösterisi yaptı. Ama asıl önemli olan değişiklik nükleer silahlara ilişkindi. Çin, 48 yıl önce ilk nükleer denemesini başarıyla yaptıktan sonra milli güvenlik belgesine “Çin asla nükleer güce ilk başvuran ülke olmayacaktır” ifadesini eklemişti. Ancak 2013 yılında yapılan güncellemede bu ifadeye yer verilmedi. Bu dört…

Bir hayal edin. Sıcak savaş ABD topraklarına taşınmış. Rusya ve Çin ittifakı sıcak savaşı ABD topraklarına taşıyacak olursa sizce ABD savunma sistemleri bu saldırı karşısında ne derece etkili olabilir? Anlatmak istediğim şu; ABD aslında ne kadar güçlü bir devlet? Öncelikle şunu iyi anlamamız lazım. Her zaman operasyon yapan, taarruza kalkan ülke diğerlerinden güçlü demek değildir. Aslında bu durum gücün kaynağı ile ilgilidir.

Şimdi ABD-Fransa ve İngiltere güçlü oldukları için mi Suriye’ye kafalarına göre operasyon düzenleyebiliyorlar? Bu soruya yine gözlerden kaçan, kenarda köşede kalmış bir açık kaynak bilgi ile cevap vereyim. 21 Mart 2018 günü ABD Stratejik Kuvvetler Komutanı Orgeneral John Hyten tarafından bir açıklama yapıldı. Senato’da kendisine sorulan bir soru karşılığında şu cevabı verdi John Hyten; “ABD’nin ana savunma stratejisi sahip olduğu caydırıcılıktır. Rusya ve Çin ellerindeki hipersonik silahları bize karşı kullanırsa savunma anlamında yapabileceğimiz çok bir şey yok. Böyle bir durum karşısında bizim savunmamız caydırıcılığımız olacaktır.” Bu beş…

Türkiye, ABD-İngiltere-Fransa ittifakının Suriye’yi vurması sonrasında yaptığı açıklamalarda bu durumun memnuniyet verici olduğunu ifade etti. Başbakan Binali Yıldırım ise yaptığı bir konuşmada operasyonu memnuniyet verici bulduğunu ifade ederken bir yandan da “Suriye’de yıllardır onca insan katledildi. Şimdiye kadar neredeydiniz?” diyerek sitem ediyordu. İşte konunun en önemli noktası burası. Yukarıda birbirinden alakasız gibi görünen, yalnızca gazete küpürlerinden çıkarılan bilgileri birbirine bağlayan nokta burası. Şimdiye kadar bu ülkeler neredeydi? Çerçeveyi daraltıyoruz…

ABD Başkanı Trump, kimyasal saldırıdan 10 gün önce ABD’nin Suriye’den çekileceğini açıklamış, birkaç gün sonra söz konusu çekilmenin biraz daha zaman alacağını Pentagon ile görüşmesinin hemen ardından ifade etmişti. 9 Nisan tarihinde ise Trump, Suriye’ye bir operasyon yapma ihtimalinden bahsetti. Hemen akabinde ABD Savunma Bakanı James Mattis, kimyasal saldırının ardından askeri seçenekler dahil olmak üzere tüm seçeneklerin masada olduğunu açıkladı.

Batı kanadında bu gelişmeler yaşanırken ilk hamle İsrail’den geldi. Suriye’de Tayfur askeri havaalanı savaş uçakları tarafından vuruldu. Rusya Savunma Bakanlığı, Suriye’deki Tayfur askeri havaalanına füze saldırısı gerçekleştirenlerin İsrail uçakları olduğunu açıkladı. İsrail Büyükelçiliği Basın Ateşesi ise iddialar karşısından “yorum yok” ifadelerini kullandı. İlerleyen saatlerde hava saldırısını gerçekleştiren ülkenin İsrail olduğu netleşti. İran kaynaklı Fars Haber Ajansı, İsrail savaş uçakları tarafından gerçekleştirilen saldırıda 3 İran’lının hayatını kaybettiğini açıkladı.

Esad bugüne kadar Suriye’de sivillere yönelik onlarca kimyasal saldırı yaptı. Batı dünyası ise bu kimyasal saldırılar karşısında kınama metni yayınlamaktan başka bir şey yapmadı. Ancak son kimyasal saldırı vakasında bir anda tüm Batı ülkeleri ayağa kalktı. Sadece ABD değil, İngiltere ve Fransa da aktif olarak operasyona katıldı. Bugüne kadar Suriye’deki kimyasal saldırılar konusunda hiç ağzını açmamış olan küçük batı ülkeleri dahi ard arda açıklamalarda bulundular. Kimisi operasyona katılmayacağını ama destek verdiğini söylüyor, kimisi kimyasal saldırı konusunda duydukları derin üzüntüyü(!) dile getiriyordu. Batı dünyası uzun bir aradan sonra büyüğüyle küçüğüyle ilk kez tek ses olmuştu.

Tüm Bunlar Ne İfade Ediyor?

Şimdi buraya kadar hangi konulara değindik alt alta sıralayalım;

  • Bir oligopol piyasası olan kimyasal silah pazarının varlığı aşikar,
  • Büyük devletler, Ortadoğu’da yeni silahlarını deniyorlar ve pazarlarını genişletiyorlar,
  • 2000’li yılların başından bu yana Çin, Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerini geliştiriyor, özellikle İran ile çeşitli silah ve ticaret anlaşmaları yapıyor, bazı nükleer ve kimyasal silahların ara malzemelerini İran’a satmak istiyor,
  • Suriye’deki kimyasal saldırının ardından ilk hamle İsrail’den İran’a karşı yapılıyor,
  • Yine Çin, Milli Güvenli Belgesinden 2013 yılında “Çin asla nükleer güce ilk başvuran ülke olmayacaktır” ifadesini kaldırarak dünyaya meydan okuyor,
  • Kendi generalleri tarafından Rusya ve Çin’e karşı tek savunma stratejilerinin caydırıcılık olduğu söylenen ABD, batıdaki dostlarını da yanına alarak Suriye’de caydırıcılık adına gövde gösterisi yapma ihtiyacı hissediyor.

Yazının başında bahsettiğim iktisat teorisinde ne diyordu? “OLİGOPOL, birbirlerini etkileyebilecek kadar az sayıda satıcının sonsuz sayıda alıcıyla karşı karşıya geldiği piyasa türüdür. Genellikle firmalardan birinin ötekilerden bağımsız, fiyat, miktar ya da reklam alanında YENİ BİR POLİTİKA UYGULAMASI, bu piyasada SAVAŞ İLANI anlamına gelmektedir.” 

Yeni oyuncular… Yeni “oyuncaklar”… Saygılarımla…

 

3 YORUMLAR

  1. Yazı çok güzel olmuş ama bence kimyasal saldırı değil de kimyasal saldırı iddiası yazılsaymış daha iyi olurmuş.Çünkü Henüz kanıt yok ve aynı bahaneyle Irağa girildi ve sonrasında kimyasal silah kullanılmadı açıklaması yapıldı.

  2. Yazıyı dillendirme şeklin harika, okudukça okuyasın geliyor. Olayları da sıraya koyup anlatman da kişiye belli bir düşünce kazanmasını sağlıyor, Tebrikler.

  3. Gerçekten yazdıklarınızı büyük bir zevkle bir yandan da ne olacak bu hal diyerek okuyorum . Çok uzun süredir sitenizin bir okuyucusu olarak yazılarınızın devamını her zaman bekliyorum .

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here