İki Üvey Kardeş: CIA ve Pentagon’un Savaşı

27 Mart 2016 tarihinde Los Angeles Times gazetesinde bir haber çıktı. Haberin başlığı şuydu; “Suriye’de Pentagon tarafından silahlandırılan milisler CIA tarafından silahlandırılan milislerle çatıştı.” Halep’in kuzey bölgesinde CIA destekli Fursan el Hak grubu ile Pentagon destekli YPG çatışmıştı. Yani CIA ve Pentagon… Çatışmanın ardından Fursan el Hak grubu liderlerinden Faris Bayuş “Bize saldırı olması durumunda, saldıranların kimden destek aldığına bakmaksızın onlarla savaşacağız.” açıklamasında bulundu.

28 Ağustos 2016 tarihinde New York Times gazetesinde bir makale yayınlandı. Anne Barnard’ın kaleme aldığı makalede  Cerablus’un TSK ve ÖSO tarafından DEAŞ’tan temizlendiği yazılıyordu. Ancak Anne Barnard’a göre bir sorun vardı. Cerablus’u teröristlerden temizleyen TSK ve ÖSO, bununla yetinmeyerek “Suriye Kürtleri” tarafından kontrol edilen bölgeye doğru ilerliyordu. Bunun anlamı ise şuydu; iki üvey kardeş yine kavga ediyordu.

ABD’nin farklı kurumları vasıtasıyla bölgede terör örgütlerini desteklediği bir sır değil. PYD/PKK ile can ciğer olan ABD, kurmuş olduğu “cambaza bak” oyununda DEAŞ ile de rol paylaşıyordu. Bu durumu destekler bir açıklama da CIA’nın üvey kardeşi Pentagon’dan gelmişti. Pentagon’a göre DEAŞ’ın kurucusu Ebu Bekir el-Bağdadi, 2004 yılının Şubat ve Aralık ayları arasında ABD’nin Irak’taki gizli hapishanelerinden biri olan “Bukka Üssü”nde kalmıştı. Sonrasında ise İngiliz basınına “Ebu Ahmed” takma adıyla açıklamalarda bulunan bir DEAŞ yöneticisi, örgütün temelinin Bukka Üssü’nde atıldığını ifade etmişti.

CIA ve Pentagon Savaşı Ne Zaman Başladı?

Yukarıda yüzeysel olarak anlattığım olayları herkes biliyor, hepsi açık kaynak. ABD’nin terör örgütlerini desteklediği de, CIA ve Pentagon arasındaki mücadele de herkesçe bilinen bir gerçek. Peki, iki üvey kardeşin bu savaşı ne zaman başladı? Yahut ne zaman gün yüzüne çıktı?

Bu soruların cevabını bulmak için 1980’li yıllara kadar gitmemiz gerekiyor. 80’li yıllar Amerikan istihbarat sistemi açısından önemli gelişmelerin yaşandığı yıllar. 4 Kasım 1979’da İran’da rejime isyan eden öğrenciler ABD Büyükelçiliği’ni işgal etti ve 90 kişiyi rehin aldı. Bir kısmını sonradan serbest bıraktılar ancak 52 rehine tam 444 gün boyunca ellerinde kaldı. ABD yönetiminin ise Nisan 1980’de gerçekleştirmeye çalıştığı “Kartal Pençesi Operasyonu”  adlı kurtarma harekatı tam bir fiyaskoyla sonuçlandı.

Kurtarma harekatının başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından ABD istihbarat sisteminde bir yeniliğe ihtiyaç olduğu hissedildi. CIA’dan bağımsız, mevcut yapılardan çok daha büyük bir “askeri insan istihbaratı servisi” kurulmalıydı. Bu noktadan sonra ise karşımıza Pentagon’da görevli bir albay olan Jerry KİNG çıkıyor.  Jerry KİNG, Amerikan istihbarat tarihinde oldukça önemli bir şahsiyettir. Zira kendisi 1981 yılında yalnızca 50 kişi ile ABD’nin ilk “askeri insan istihbaratı servisi” olan ve adı çok fazla bilinmemesine rağmen sahada çok aktif olan İNTELLİGENCE SUPPORT ACTİVİTY (ISA) adlı oluşumu kurmuştur. Ama ISA sıfırdan kurulan bir teşkilat değildir. Kartal Pençesi Operasyonu’na kadar Field Operations Group (FOG) yani Saha Operasyonları Grubu olarak faaliyet icra eden yapı 3 Mart 1981 tarihinde kalıcı olarak ISA’ya dönüştürüldü.

ISA kurulmadan hemen önce, 1980 yılında bir başka “baş belası” servis daha kuruldu. Kartal Pençesi Operasyonu’nu da icra eden Joint Special Operations Command (JSOC) yani Ortak Özel Harekât Komutanlığı…

Pentagon’un Karanlık Güçleri: JSOC ve ISA

ISA’nın JSOC altında faaliyet icra ettiği düşünülmektedir.  JSOC hakkında sayfalarca izahat yapılabilir ancak bir JSOC yetkilisinin yaptığı şu açıklama olayı özetliyor; “JSOC derin ve karanlık bir yapıdır. Biz evreni idare eden görünmeyen gücüz. Gücümüz CIA’dan çok daha fazla ve CIA’nın bizim yaptığımız şeyleri yapmaya yetkisi yok.” 

JSOC altında faaliyet icra eden ISA, birkaç ana başlık altında organize olmuştur. Bunlar;

  • Yönetim
  • Eğitim
  • SIGINT(Sinyal İstihbaratı) – Telsiz, telefon ve diğer elektronik iletişim araçlarını izleyip gözetler.
  • HUMİNT(İnsan İstihbaratı) – Ajanları eğitir, uygulamaya geçirir ve keşfeder, güvenli evler hazırlar, tahliye ve sevk için ulaşım plan ve sağlamasını yapar. Ayrıca, organizasyonlara sızmak ve istihbarat toplamak için ajanlar çalıştırır.
  • Doğrudan Hareket – Delta Force birimin keskin nişancı askerlerini eğitir.

Pentagon’a bağlı olan JSOC ve onun altında yer alan ISA, bu gücünü ve özgüvenini bir bakıma Donald Rumsfeld’e borçlu. Donald Rumsfeld, Pentagon’un dünyada daha da etkin bir güç haline gelmesi için CIA tipi yapılanmalara gitmesi gerektiğini düşünerek bu teşkilatın faaliyetlerinin arttırılmasının önünü açan isimdir. CIA ve Pentagon arasındaki savaş 90’lı yıllarda öyle bir noktaya gelmiştir ki, yıllar içinde çok daha güçlü bir hale gelen İntelligence Support Activity, birçok operasyonda CIA’yı yetersiz buluyor, bu durumu dönemin CIA direktörü John M. DEUTCH’a söylemekte dahi bir beis görmüyordu. CIA nüfuz alanını kaybediyordu ve Pentagon’a bağlı olan bu yapıları kendisine bir tehdit olarak algılıyordu.

11 Eylül saldırılarından sonra değişen konjonktürde Ortadoğu’da Pentagon’a bağlı bu yapılar çok daha aktif şekilde operasyon icra etmeye başladı. Hatta bazı çok önemli ve hassas görevler CIA yerine JSOC ve ISA’ya veriliyordu. Ama değişen bir şey vardı. Pentagon merkezli bu servislerin paradigması değişmişti ve sahada sadece askeri unsurlar yoktu. Artık JSOC, ISA ve benzeri servislerin personellerinin yarısından fazlasını “özel şirket elemanları” oluşturuyordu. Bizler bu durumun sahadaki yansımasını “yabancı ajanlar ve teröristler” olarak televizyonlarda görüyoruz…

Operasyonlardaki Rolleri Nelerdir?

JSOC ve ISA, kirli ve karanlık amaçlar peşinde koşan ABD kanadının abisidir. ABD’nin bu bahsettiğim karanlık tarafı ne zaman bir tokat yese hemen abisine koşar. Dünyadaki tüm kirli işleri, darbeleri ve savaşları tezgahlayan CIA bile bazen bazı konularda yetersiz kalabilir. ABD askeri ve istihbarat birimlerinin yetersiz kaldıkları durumlarda “karanlıktan” JSOC ve ISA çıkıp gelirler ve sorun çözülür.

Bu özellikleri kuruluşlarından kaynaklanmaktadır. Yukarıda da bahsettiğim gibi ISA, İran’daki rehine krizi ve ardından gelen Kartal Pençesi Operasyonu fiyaskosundan sonra kuruldu. Bu operasyon, CIA’nın istihbarat konusunda ne kadar yetersiz kalabileceğini gün yüzüne çıkarmıştı. Çünkü CIA, operasyon düzenleyip rehineleri kurtaracak olan JSOC’a bağlı Delta Force askerlerine operasyon için gerekli olan temel istihbari verileri bile sağlayamıyordu. Bu durum da FOG’un ISA’ya dönüştürülmesindeki ana nedendi.

Kuruluşundan beri amacı “en iyilerin dahi başaramadığı işleri başarmak” olan JSOC ve ISA, tahmin edileceği üzere artık bir canavara dönüştü. Bir düşünsenize, CIA’nın bile kontrol edemediği, boy ölçüşemediği bir yapı…

CIA ve Pentagon Savaşında Kim Önde?

Hiçbiri. CIA ve Pentagon, 1980’lerden beri dünyada eşine az rastlanır türden garip bir savaşın içinde. İki üvey kardeş ne zaman kavga etmeye başlasa kaybeden de kazanan da başkası oluyor hep.

Örneğin Pakistan’da 2001 yılında ISA bir operasyon başlattı. Bu operasyonun kod adı “Gray Fox”dur. Yukarıda anlatığım üzere CIA’nın kendisine tehdit olarak gördüğü ISA, Gray Fox kod adıyla yürütülen operasyon çerçevesinde Pakistan istihbaratı İnter Services İntelligence (ISI) ile ortak çalışmaya başlamıştı. Pakistan’daki CIA ve Pentagon çekişmesinin kazananı kim mi oldu? Pakistan istihbarat servisi İnter Services İntelligence… CIA ve Pentagon arasındaki çekişme, dünya genelinde 12.000 civarı ajanı olduğu iddia edilen, bölgede MOSSAD tarzı operasyonel faaliyetleri başarıyla gerçekleştirebilen ve her yıl bağımsız kuruluşlarca dünyanın en iyi istihbarat servisi seçilen İnter Services İntelligence’ı ortaya çıkardı. Tabii ki Pakistan istihbaratının bölgede çok etkili bir servis olmasının tek nedeni bu dersek haksızlık etmiş oluruz. Ama CIA ve Pentagon savaşı, bu durumun oluşmasında önemli faktörlerden biri.

Irak’ta ne oldu peki? Yazının başlarında da belirtmiştim. Pentagon birçok operasyonda CIA’yı yetersiz buluyordu. Dünyanın her yerinde olduğu gibi bu iki üvey kardeş Irak’ta da güç yarıştırıyordu. Her iki kurum da belli odakları kendilerine müttefik edinerek kavgalarını sürdürüyordu. Bu çerçevede CIA, Irak istihbaratıyla örtüleme teknikleri ile alakalı bir eğitim programı kapsamında müşterek istihbarat birimi oluşturmuştu. Eğitim programında Irak istihbarat servisine özellikle savaş sahasında askeri hareketlilikleri ve tesisleri istihbarat gözlemcilerinden ve uydulardan saklayan teknikleri öğretiyordu. Pakistan’da olan şey Irak’ta da oldu. Irak istihbaratını kontrolsüz şekilde besleyen CIA, bu teknikleri o kadar iyi öğretmişti ki, boynuz kulağı geçmişti. Yani Irak’taki CIA ve Pentagon savaşının kazananı da Irak istihbarat servisi olmuştu.

Suriye’de Durum Nedir?

Suriye’deki durumu anlayabilmek için 2015 sonbaharına gitmemiz gerekiyor. 2011 sonrası süreçte Arap Baharı tiyatrosunda istediği rolü alamamış, uzun yıllardır “Primakov’un çok kutuplu dünya” tezini rehber edinen, 4 Aralık 2016 tarihinde Rus NTV televizyonuna “Tek kutuplu dünya düzeni kurma girişimleri başarısız olmuştur. Artık zaman değişti, farklı bir dünyada yaşıyoruz. Rusya, kendi çıkarlarını korurken başkalarının çıkarlarına da saygı duyan bir anlayışı benimsemektedir.” diyen Vladimir Putin’in Rusya’sı Suriye’de denkleme dahil oldu.

Yazımın başında Suriye’de CIA ve Pentagon destekli güçlerin birbirleriyle çatıştığını söylemiştim. Yaşanan olayların tarihlerine bir daha bakın. Suriye’de CIA ve Pentagon’un kafa kafaya gelmesi, yukarıda bahsettiğim Putin’in Suriye’ye aktif bir şekilde müdahil olmasından hemen sonra yaşanmıştır. Daha önceleri Suriye’deki grupları ve bölgeleri “deney alanı” olarak gören CIA ve Pentagon’un, Rusya’nın Suriye’ye fiili müdahalede bulunduğu 30 Eylül 2015 tarihinden sonra birbirine silah çekecek derecede kafa kafaya gelmesi tesadüf olmasa gerek.

Gelelim 2017 sonbaharına. Daha önce de yazmıştım. Suriye’de CIA’nın desteklediği muhalif unsurların üst düzey yöneticileri ile PYD/PKK’yı destekleyen Pentagon yöneticileri Eylül ayında Ürdün’de bir araya geldi. Pentagon yetkilileri “Eğer Esad’a ve PYD/PKK’ya karşı sahadaki tüm askeri unsurlarınızı çekmez ve IŞİD’e karşı PYD/PKK ile ortak hareket etmezseniz ambargoya maruz kalırsınız ve Suriye’nin geleceğinde yer alamazsınız!” tehdidinde bulunmuşlardı.

Bu tehdit, bir çok muhalif unsur için artık geri dönülmez eşik oldu. Doğru ata oynayan muhalifler “iki üvey kardeşin” arasında kalmak yerine Türkiye’ye bağlılıklarını ortaya koydu. Muhalifler tarafından Pentagon’a verilen cevap şu şekildeydi; “Türkiye’nin içinde yer almayacağı herhangi bir planda biz de yer almayız.”

Ardından Türkiye’nin de girişimleri ile Milli Suriye Ordusu, Ceyş el Vatani kuruldu. Hani şu Zeytin Dalı Harekatı’nda yer alan muhalifler…

Irak, Pakistan… Bir yanda artık kanun benim diye avaz avaz bağıran “şerifler”, diğer yanda bildiğini okuyan, kural tanımayan “kovboylar”. Kardeş kavgası kötü şey.

Suriye… Yine kavga ettiler ve yine her iki taraf da kazanamadı. Yukarıdan aşağıya doğru okkalı, soğuk bir tokat yediler. Sakın ışıkları kapatmayın… Saygılarımla…

1 Yorum

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here