İran’da Ne Oldu, Ne Bitti?

Geçtiğimiz yıl İran’da Hasan Ruhani %57 oyla yeniden Cumhurbaşkanı seçilmişti. Reformcu aday Hasan Ruhani’nin muhafazakar rakibi İbrahim Reisi’nin oy oranıysa %38’te kalmıştı. Reformculara karşı olan kanat, Ruhani’nin P5+1 ülkeleriyle varılan nükleer antlaşmanın ardından Ekonomide vaat ettiği iyileşmeyi, halka yansımış bir şekilde göremediği için bu durumun faturasını tabi ki Ruhani’ye kesiyorlardı.

Hem İşsizliğin hemde Enflasyonun tek haneli rakamlara indirilememesi, son 6 yılda bütçede %40 küçülme olması, içeride ve dışarıda vuku bulan çatışmalarda yitirilen maddi ve manevi kayıplar, tabi ki insanlarda soru işaretleri bırakıyor elbette.

Aslında ekonomik protestoların 28 aralık 2017’de başladığı düşünülse de, daha öncesinde 2017 yılı boyunca pek çok barışçıl ekonomik gösteri yaşanmıştı. Yani bu olaylar bir anda patlamadı.

Meşhed ve çevresinde(bu bölge aynı zamanda çok sayıda Afgan mülteci barındıran bir bölge) başlayan eylemlerin sebebi ekonomikti ve talepler barışçıl yollarla iletiliyordu. Asıl olaylar, bir gün sonra 29 Aralık’ta muhafazakar olmayan ve azınlıkların yoğun yaşadığı şehirlere eylemler taşınca başladı. Arapların çoğunluk olduğu Ahvaz, Kürtlerin yoğun olduğu Kirmanşah, Lurlar’ın yoğun olduğu Luristan ve uyuşturucu kartellerinin etkili olduğu sınır ve iç bölgelerde de eylemler yaşanmaya başlayınca eylemlerin seyri değişti. (İran, uyuşturucunun en çok kullanıldığı ikinci ülkedir. Yılda 3 binin üzerinde kişi uyuşturucudan kaynaklı olarak ölür, ayrıca Afganistan ve Pakistan sınırlarında her yıl uyuşturucu kaçakçılarıyla çıkan çatışmalarda 500 ile 1000 arası güvenlik görevlisi hayatını kaybediyor, bunun 3 veya 4 katı kadarı da yaralanıyor. İran hapishanelerinde bulunanların yarısı, idam edilenlerinse çoğu uyuşturucuyla ilgili suçlardan hüküm giyiyor.)

Daha muhafazakar olan kanat, başlamasına vesile oldukları şeyin ne raddeye varabileceğini görünce eylemlerini sonlandırdı ve gösterilerin boyutu bir anda küçülüverdi. Ardından sadece azınlıkların, kartellerin ve sekülerlerin eylemleri sürdürmeye çalıştığı görüldü.

İran’daki en büyük azınlık olan ve ülkenin çeyreğini oluşturan Türklerin yapacakları oldukça kilit bir noktaydı ama son zamanlarda başlayan Türkiye-İran yakınlaşmasının da etkisiyle, Türkiye’nin çabaları doğrultusunda Azeri yoğunluklu şehirlerdeki eylemler büyük ölçüde dizginlendi maalesef. Halbuki Güney Azerbaycan Türk Hareketinin eylemlere katılma kararı oldukça heyecan yaratmıştı. Azeriler, İran’daki Türk nüfusun çoğunluğunu oluşturuyorlar ve onların yapacakları, eylemlerin seyri açısından çok kritikti.

İran’daki protestolara bazı Türk gruplar da katıldı.

Son silsileler 2009’daki eylemlerle kıyaslansa da, aslında bu kıyaslama çok yersizdir. Çünkü 2009’daki protestolar, muhafazakar kanadın adayı Ahmedinejad’a karşı seçimleri kaybeden reformcuların, seçimlerde usulsüzlük yapıldı iddiasıyla, halktan tepki göstermelerini talep etmeleri üzerine ortaya çıkmıştı. Yani tetikleyici liderler ve olaylar vardı. Son gösterilerdeyse bir tetikleyici liderlik ve belirli bir olay yoktu ve liderlik olmadığı için tepkileri ortaya çıkaran fonksiyonlar çok çeşitlilik arz ediyordu. Bu fonksiyonlar azınlık hakları, laiklik, ekonomi, demokrasi diye sıralanabilir.

Her iki direniş arasındaki bir diğer önemli farksa, direniş gösterilen şehirlerdir. Seçim eylemleri çoğunlukla başkent Tahran’da yaşanırken son eylemler hep Tahran dışındaydı. Tahran’da sadece üniversitede küçük bir eylem ortaya kondu.

2009’da başlayıp 2010’da ancak bastırılabilen ve yüze yakın ölümle sonuçlanan olaylarda seçim usulsüzlüklerini protesto diye başlayıp, daha fazla demokrasi ve daha fazla özgürlük niyetiyle devam etmişti. Çünkü o zamanlarda da rejim karşıtları bu ortamı değerlendirdiler. Şimdi de Ekonomik diye başlayıp yine daha fazla demokrasi ve daha fazla özgürlük olarak seyir değişti. Zaten tek ortak noktada bu olsa gerek.

Batıda İran’daki her rejim muhalifini batı yanlısı zannetme gibi bir yanılgı var. 1953‘te İran petrollerini millileştiren Musaddık’a yönelik darbe ve ardından 1979’a kadar bu darbe sayesinde koltuğunu muhafaza eden Pehlevi hanedanlığının yaptığı icraatler, hem sosyalist hem milliyetçi hem de Dinci çevrelerce ortak bir şekilde tepki gösterilen bir durumdu.

1978’de başlayıp 1979’da neticelenen Şah karşıtı devrim sadece molla takımının değil milliyetçi ve Marksist kesimlerinde ortak bir şekilde katıldığı bir devrimdi. Tabi şahtan sonra oluşan boşluğu ilk dolduran mollalar diğer kesimleri de imha etmekten kaçınmayacaklardı.

İster rejim yanlısı ister muhalifi olsun İran halkı batının söylemlerinden etkilenmiyor. 1953’te Sovyetler Birliği yanlısı Musaddık’a yaşananları affetmeleri mümkün değil. Halen dahi ABD’nin tavrı eleştiri konusu.

Mollaların 1980’de diğer ideolojik kesimleri de tasfiye ederek tamamen tek egemen olmaları ve ardından yaşanan buhran, belki molla karşıtlığını güçlendiriyor ama bu halkta batı yanlılığını arttırmıyor.

İran-Irak savaşında Irak’ın desteklenmesi, İran vatandaşlarına vize yasağı uygulanması, etnik sorunların kışkırtılması ve en önemlisi 40 yıldır acımasızca uygulanan ambargoyu, molla rejimine inat olsun diye halkın görmezden gelmesi mümkün değil.

Bu yüzden İran’da yaşanan her eylemi batıya bağlamak, bu ülkedeki devrimci geleneğe bir hakarettir. Son protestolar, 2009’da ki gibi liberal bir şehir olan Tahran’da değil çoğunlukla etnik veya mezhepsel ayrımcılığa maruz kalan veya emekleri sömürülen işçi ve çiftçi sınıfın yoğunluklu olduğu şehirlerde meydana geldi.

Her ne kadar iktidarda yer alanlar, koltuklarını korumak amacıyla mağdur edebiyatı yapabilmek için her karşılarına çıkan tehdidi “Bunlar batının oyunları” diye yaftalamak isteseler ve buna, biz dahil tüm dünyayı inandırsalar bile, bu durum meşruiyet kazandırmıyor.

Başka emperyalistler sevinmesin diye mevcut anti-demokratik, totaliter, teokratik ve ayrımcı emperyalistlerin yaptıklarına göz yumulamaz.

9 YORUMLAR

  1. “ama son zamanlarda başlayan Türkiye-İran yakınlaşmasının da etkisiyle, Türkiye’nin çabaları doğrultusunda Azeri yoğunluklu şehirlerdeki eylemler büyük ölçüde dizginlendi maalesef. Halbuki Güney Azerbaycan Türk Hareketinin eylemlere katılma kararı oldukça heyecan yaratmıştı.”

    Katılmıyorum.
    Birincisi İran’ın rejimi demokratik değil diye “kötü ve parçalanmalı mu?”
    2. si, İran parçalanırsa, Türkiye’nin veya Türklerin bu işten karlı çıkacağını mı düşünüyorsunuz? Öyleyse neden?
    3. sü, Türkiye-İran yakınlaşması, son zamanda gerçekleşmedi. Ortak çıkarlar Kars-ı Şirin’den beridir var. Gündelik olaylar çok önemli değil.
    4. sü, Eğer her milletin geçmişten bu yana üzerinde yaşadıkları topraklarda “Devlet kursunlar” diye düşünüyorsanız, Bu konuda Türkiye’ye de zarar vermiş olmaz mısınız? Yoksa sadece Asya’da Türkler mi tam bağımsız, özgür ve birleşmiş olmalılar?
    5. si, “maalesef” mesajınız “Gezi” ci bir mesaj. Yani hukuk arayan ama hukuk için hukuksuzluğa razı olan bir anlayış. Sizce insanlar konuşarak ve oy vererek anlaşamaz mı?

    Bir ülkenin iç karışıklığından medet ummak, düşene bir tekme vurmak gibi.. Ya biz düşersek??

    • bu bölücülük değil. o zaman senin zihniyetinden bakarsak türkiye kıbrısa giderek oradaki türk bölgelerini devletleştirerek bölücülük mü yaptı sence?
      güney azerbaycanın irandan ayrılması demek yeni bir ülkenin kurulması demek değil
      azerbaycanın büyümesi demektir
      yani iki azerbaycan birleşecek ve azerbaycan ile türkiye sınırdaş olacak
      böylece türkiye hazara ulaşabilecek oradan da ortasya devletleriyle komşu olacak.

      • Soru şu: yazıda bahsedilen teze göre, Türkiye, Azeri Türklerini, İran tarafından zulüm gördükleri için mi kurtarmalı, yoksa fırsattan istifade mi etmeli?

      • kürşat beynin yok galiba türkiye garantör ülke hakkını ve soykırımı durdurmak için gerekli adımı attı iranda ne gibi bir hakkımız var ayrılsa bile ne kadar saçma ve ahmakça bir düşünce ya komik 😀

  2. Sayın yazar

    bu yazın boş birşey asla gerçekleri yansıtmıyor
    Ne İranı tanıyorsunuz ne orada yaşayan Türkleri. İranda yaşayan Türklerin en büyük düşmanı zaten AKP. nasıl oldu da AKP onların protestolara katılmasını önledi?

    önce biraz araştırın sonra birşeyler yazın

    • kardeşim azeri diye birşey var. nasıl ki kırgız kazak özbek diye türk halkları birbirinden konuştukları farklı lehçler yüzünden ayrışıyor azerilerde böyle
      ister azerbaycan türkü de ister iran türkü de istersen azeri de. bişey olmaz
      iran türkü dersen buna türkmenelr ve kaşgaylarda dahil olur, azerbaycan türkü dersen buna sadece azerbaycandaki türkleri kastedersin azeri dersende bütün kafkas türklerini kastedersin. fark budur.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here