Medeniyetler Beşiği “Kudüs”

Binlerce yıllık süre gelen mücadelelerin beşiği olan kadim şehrimiz Kudüs -ü Şerif uğrunda ‘Hak ile batılın mücadelesi ebediyete kadar devam edecektir. Tekrar Kudüs’ün statüsünü değiştirmeye çaba gösterenler, son günlerde yeniden sansasyonel bir şekilde kadim şehrimizi gündeme getirdi. Bu durum geçmişte ve günümüzde emperyalist güçlerin ekonomi ve dinsel bağlılığı ile devam ediyor olsa da aslında hedef Müslüman aleminin ta kendisi olduğundan şüphem yoktur.

Kadim şehrimiz Kudüs -ü Şerifin bugünkü esaretini anlayabilmemiz için geçmişi inceleyip biraz olsun ders almamız gerekmektedir. 5000 yıllık Kudüs tarihinde İslam’ın merkezi olan şehrimiz birçok peygamberimizin yaşanmışlıklarını içinde barındırıyor. Böylesine kutsal bir şehir gerek haçlı seferlerine gerekse İsrail’in baskı ve saldırılarına maruz kalması çağdaş – demokrasi diye geçinen bir avuç insani vicdan yoksunu sapkınlık içindedir.

Kudüs-ü şerif Selahattin Eyyubi dönemine kadar çeşitli medeniyetler tarafından fethedilmiş olsa da şehrin adaletini ve idaresini elden bırakmayan tek kişi yine Selahattin Eyyubi’dir. Haçlı seferleri kapsamında kurulan büyük ve güçlü ordular şehirde ki Müslüman ve Yahudi halkının birçoğunu katletmiştir. Selahattin Eyyubi sayesinde fethedilen kadim şehir Yahudi ve Müslüman halklarının yeniden evlerine dönmelerini sağlamıştır. Bu adaletli yönetim şekli Osmanlı devleti döneminde de devam etmiştir. Birinci dünya savaşından sonra Osmanlı devleti önce parçalanmış ardından yıkılmıştır… Emperyalist güçler yeniden gözünü kadim şehrimize dikmişlerdir. Bunun en bariz örneğini şu sözlerden yola çıkarak bulabiliriz, Osmanlı ordusunu yenerek Kudüs’e giren İngiliz Orduları Komutanı Orgeneral Edmund Allenby, Selahaddin Eyyubi’nin mezarına ayağıyla vurarak; “Kalk Selahaddin biz yine geldik”

Balfour Deklarasyonu

Böylesine sert mücadelenin fiili adımı İngiltere’nin öncülük ettiği Balfour deklarasyonu ile farklı bir boyut kazanmıştır. Ardından İkinci Dünya savaşı sırasın da Adolf Hitler tarafından dünya kamuoyunda mağduriyet kisvesi adı altında oluşturulan ve onlara göre Yahudi kesimine bir hediye verilmesi gerekiyordu. Buna öncülük edecek olan İngiltere, Osmanlı topraklarının parçalanmasının ardından Ortadoğu bölgesinin mandasını kontrol etmekteydi.

Kaynak: Anadolu Ajansı

‘Esaretin’ geçmişten günümüze çeşitli süzgeçlerden geçmiştir.  Balfour deklarasyonu ile başlayan İsrail devletinin kurulma süreci, İkinci Dünya savaşı sonrasında fiili olarak 1948’de tamamlanmıştır. Kudüs’ü bekleyen tehlike yaklaşmakta, Ortadoğu’yu kan gölüne çevirecek adımlar tek tek atılmaktaydı.

Dünya barışının ve Ortadoğu’nun istikrarı Kudüs’ü anlamaktan geçmektedir. Bu bağlamda terörizm ile mücadelenin barışa uluşabilmesi için Filistin halkının ve haklarının tanınmasından başka çözüm yoktur. Günümüz İsrail devletinin en büyük destekçisi olan ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmiş olması ne dünya barışına nede Kudüs sorununa çözüm teşkil etmektedir. ABD uluslararası çıkarları uğruna ,Trump’un eliyle gelecek adına Ortadoğu stratejisini belirleyip bölge istikrarına ve demografisine dinamit yerleştirme gayesinden başka bir şey düşünmemektedir. Sözü bahis bu strateji kuzey Suriye’de oluşturulmak istenen sözde ‘Kürdistan’ devleti kurma gayesinden anlaşılmaktadır.

Trump’un almış olduğu bu skandal karar karşısında İslam dünyası ayaklanarak Türkiye’nin liderliğinde İslam İşbirliği Teşkilatı İstanbul’da olağanüstü toplantıya davet edilmiştir. Durumdan anlaşılacağı üzere Trump’un almış olduğu tek taraflı kararı yok hükmünde sayılmaktaydı, ayrıca İİT üye devletleri bu karara karşılık Ankara hükümeti öncülüğünde başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletini tanıdıklarını ilan etmişlerdir. Tarih sayfalarına Balfour deklarasyonuna karşılık İstanbul deklarasyonu olarak geçecek bu tarihi adımın mesajı açık açık belirtilmesi gerekmektedir. Öte yandan Trump’un tek taraflı kararı, ne Avrupa birliği üye devletlerinin nezdinde nede İngiltere nezdinde bir karşılık bulmuştur. Trump bu hususta Birleşmiş Milletler bünyesinde yalnızlığa mahkum edilmiştir.

ABD’nin bu skandal kararı karşısında İslam İşbirliği Teşkilatı sadece toplanmak ile yetinmeyip gerekli diplomatik adımları Türkiye’nin öncülüğünde tüm cesareti ile atması gerekiyor. Uluslararası mecralarda geniş çaplı desteğin bulunması gerek aksi takdir de mücadelesini verdiğimiz Kudüs meselesinin kaderi ‘KKTC’ gibi olacaktır.

Hatırlayacağımız üzere Türkiye, Kıbrıs barış harekatını icra ettikten sonra ada üzerinde 1983 yılında KKTC devletinin kurulmasına öncülük etmiş ve KKTC hükümetinin tanınması çerçevesinde uluslararası mecralara başvurmuştur. Pakistan ve Bangladeş gibi devletler, KKTC hükümetini tanıdıklarını açıkladıktan bir süre sonra BM’nin baskıları ve tehditleri neticesinde bu kararlarından vaz geçirilmişlerdir. Öngörüyorum ki İslam İşbirliği Teşkilatı üye devletleri Türkiye’nin aldığı ve alacak olduğu kararları dikkat almakta gecikirse ABD tehdidi ve baskıları ile karşı karşıya kalacaklardır. Durum daha da zorlaşmadan Kudüs için İstanbul deklarasyonunda da belirtildiği gibi;

  1. Başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devletini tanımak
  2. İİT üye devletlerinin Doğu Kudüs’e elçilik açmaya davet edilmesi gibi,

Kararların bir an önce almaları gerekmekte ve bu durumu fiiliyata dökmeleri elzemdir. Aksi takdir işleyen her süreç ABD’nin lehinedir. Arap devletlerine bu kararların alınmaması için şantaj, baskı, darbe ve ülke içi yeni saldırılar ile dolaylı yoldan mesaj verilmek istenebilir. Yine ABD öncülüğünde Katar’a izolasyon uygulamak için en önde gelen Suudi Arabistan, Mısır, BAE gibi devletlerin Kudüs konusunda üç maymun oynaması ne kabul edilebilir nede sineye çekilebilecek bir durumdur. Sözünü ettiğim devletler Suudi Arabistan, Mısır ve BAE yakın bir zamanda başkenti Kudüs olan İsrail devletini tanıyacak olursalar şaşırmamak gerek.

 

İsrail saldırganlığına maalesef şahit olma durumum oldu. Ocak 2016’da Kudüs’e yapmış olduğum bir ziyaret sırasında Mescid-i Aksa avlusundan, İsrailli askerler tarafından darp edilerek, işkence yapılarak elleri kelepçelenmiş bir şekilde tutuklanmış bir Filistinli genci gördüm. Maalesef durum içler acısı, İsrail askerleri Filistinlilere kan kusturur olmuş. İsrail’in Filistin halkından başka düşman göremeyecek kadar kör bir noktaya gelmiş olması mı yoksa güçsüze gücü yetiyor olması mı…  Neresinden bakarsak bakalım barbar zihniyetin açık bir emsalidir. Yine orada bir Filistinli büyüğümüzün evine misafir olma fırsatım oldu, içeride duvarda asılı Türk bayrağını farkettim insanı duygulandırır nitelikte ve sorumluluklarımızın ne kadar büyük olduğunun farkına vardırıyor insanı. İsrail askerleri bulunduğum eve baskın düzenledi ve ev sahibini sorgusuz sualsiz yargılamaya başladı ardından o bölgeden uzaklaştırıldık.

… özgürlük nedir, insan hakları nedir, terörizm ve zorbalık nedir orada farkına varıyorsun…

Dünden Bugüne “Kudüs Sorunu”

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here