Türkiye’nin Değişen Ekseni ve Öneriler

Yaklaşık 1 yıldır tartışılan eksen kayması konusunda çeşitli görüşler mevcut. Bir kesim NATO ile müttefikliğe devam edilmeli derken, bir kesim de NATO’nun artık Türkiye’nin çıkarlarını gözetmediği ve aleyhine çalıştığını ifade etmektedir. Bu yazıda her iki ihtimalde değerlendirilip üçüncü bir alternatif daha genel hatlarıyla sunulacaktır.

Öncelikle eksen kelimesinin anlamını bilelim. Eksen, ilk anlam olarak, çizgi anlamına gelse de, konumuzla alakalı olarak; meyil, yönlenme anlamına gelmektedir. Yani bir ülkenin kendini siyasi, askeri ve sosyal yönden yakın hissettiği ve işbirliği yaptığı ülkedir.

Öncelikle NATO eksenine değinelim. Batılı çağdaş devletlere yüzümüzü dönmek ve özellikle artan Komünist tehdidinden korunmak amacıyla 1952 yılında NATO’ya tam olarak üye olundu. 1952’den günümüze çeşitli tartışmalara yol açan NATO üyeliği son yaşanan krizden sonra (NATO tatbikatında hedefe Atatürk ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın resminin asılması) tartışması artan bir konu haline gelmiştir.

ABD’nin başını çektiği ittifak Türkiye’de daha öncede birçok skandala imza atmıştır. Genel bilinen ifadeyle Türkiye’de şimdiye kadar yapılmış darbelerin arkasında ABD ve bunu yapan NATO’cu diye tabir edilen subaylar vardır. “Your boys have done it” (Bizim çocuklar başardı) tabiri yine Amerikancı subayların Türkiye’de darbe girişiminde bulundukları ve başarılı oldukları yönündeki mesaj olarak tarihi kayıtlara geçmiştir. Darbelere verdiği destek ile özdeşleşen NATO’nun olumsuz yönlerinden bahsetmeye daha fazla gerek yoktur.

“Your Boys Have Done It” mesajı- Türk Dış Politikası[email protected]

Peki NATO’nun Bize Faydası Nedir?

Genel olarak belirtmek gerekirse Komünist tehditlerine karşı Türkiye’yi korumuş (Bazen de korumamış, bkz: Soğuk savaş dönemi) ve askeri olarak güçlendirmiştir. Ayrıca, son örneklerden bahsetmek gerekirse, Suriye’den gelebilecek füze tehditlerine karşı hava savunma sistemi kurmuştur. Öte yandan Türkiye gerek Afganistan’da gerekse Bosna-Hersek’de hizmet vermiş ve askeri kayıplar yaşamıştır.

Bir de ülkedeki ulusalcıların savunduğu Avrasya kanadı diye tabir edilen Rusya’nın başını çektiği ve İran, Suriye, bazı Türk Cumhuriyetleri’nin de var olduğu grup var. Peki daha önce yakınlaşmadığımız, hatta birkaç sene önce jet krizi ile savaşın eşiğine geldiğimiz Rusya’ya şimdi neden yakınlaştık? Bu soruya verilebilecek cevap elbette çoktur ancak genel olarak toparlayacak olursak, Amerika ve Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye’deki mevcut hükumet ile çalışmak istememesi ve aleyhine olan her şeye destek vermesi. Örnek olarak yıllardır AB üyelik süreci devam eden Türkiye’nin artık oyalanmak istememesi verilebilir. Ayrıca son yıllarda AB ülkelerinin terör örgütü pkk’ya verdiği destek de Türkiye’nin ekseninin kaymasının nedeni olarak sayılabilir. Dolayısı ile Türkiye artık yeter deyip, oyalanmak istemediğini belirterek buna göre kendi kaderini tayin edebilir. Bu durum gayet de normal olarak karşılanmak zorundadır.

Bu sebepler düşünüldüğünde Türkiye’nin Avrasya Kanadı’na yakınlaşmasını anlamaktayız. Ancak Rusya güvenilir bir ortak olabilir mi? Örneğin terör örgütü pkk ile uzun bir geçmişi olan Rusya’ya ne kadar güvenilebilir? Terör örgütlerine verdiği silah desteğinin yanında Ermenistan ile yakın ilişkileri bulunan Rusya’nın, Dağlık Karabağ konusunda da tutumu Ermenistan’dan yanadır. Hepsinin yanında Hocalı Katliamı’na verdiği açık desteği unutmak mümkün değildir.

Ayrıca Rusya güneyimizde potansiyel bir tehdit olan pyd’yi açık açık desteklemektedir. Bunun yanında Rusya, Barzani’nin yürüttüğü bağımsızlık referandumuna acıkça destek verdi. Şimdi düşünelim. Böylesine politikaları olan bir ülke ile nasıl aynı eksene girebiliriz? Bir kaç sene öncesine kadar savaş riski ile karşı karşıya gelip NATO’dan yardım isteyen Türkiye, şimdilerde aynı eksene girmeye çalıştığı Avrasya Kanadı’na nasıl güvenebilir?

Günümüz Dünyasında iki kutup bulunmaktadır ve ülkeler siyasi küreselleşmenin aksine bölgeselleşme içinde olduğu da bir gerçektir. Bölgeselleşme küresel bir ittifakın aksine, coğrafyası yakın ülkeler ile iş birliği içerisine girme olarak görülebilir.

Ülkemizde sürekli yukarıda bahsedilen eksenlere doğru kaymasını isteyen gruplar, partiler, dernekler veya cemaatler bulunmaktadır. Özellikle NATO’dan ayrılmak isteyenlerin sesi de son zamanlarda çok gür çıkmaktadır. Ancak Türkiye’nin bahsi geçen bu gruplara olma zorunluluğu var mıdır? Yukarıda görüldüğü gibi her iki eksenin kendine göre avantajları ve dezavantajları bulunmaktadır. Hangisi daha iyi, hangisi daha kötü tartışılır.

Elbetteki uluslararası ilişkilerde herhangi bir tarafsızlıktan bahsetmek zordur. Ancak bu çizgiye yakın olan ülkeler mevcuttur. İsviçre ve Türkmenistan bu ülkelerden sadece ikisidir. Türkiye gibi zorlu bir coğrafyada yaşamayan bu iki ülke gerçekte daha refah bir yaşam sürmektedir. Ancak Türkiye’nin kendi coğrafyasında gerek askeri, gerek siyasi gerekse sosyal açıdan avantajları bulunmaktadır.

Öncelikle, Türkiye’nin sosyal açıdan Azerbaycan, Arap ülkeleri, İran ve diğer Türk Cumhuriyetleri’nde oldukça güzel bir imajı bulunmaktadır. Bahsi geçen ülkelerde, Türk dizilerindeki rolleri model olarak gören halk Türk insanını kendine örnek olarak görmektedir. Ayrıca müzik endüstrisinde oldukça önemli bir imajı bulunan Türkiye’nin bahsi geçen ülkelerdeki halk tarafından benimsenmesi oldukça kolay olacaktır.

Türk Dizleri ve Müzikleri Orta Doğu’da oldukça popüler.

Yukarıda bahsedilen konu açıkça bir kültürel emperyalizmdir. Ancak bu aklımıza ilk gelen, ABD tarafından değil bizzat Türkiye tarafından yürütülmelidir. Eğer ABD kendi kültürünü tüm Dünya’ya yaymayı başardıysa, ve kültürel küreselleşmenin başını çekebiliyorsa Türkiye gibi Müslüman bir ülke neden başaramasın? Neden coğrafyasında yaşayan insanların Türkiye gibi bir örneği olmasın?

Bahsi geçen bu konu Türkiye’nin bölgesel liderliğinin halk boyutundaki kabul aşamasıdır. Şimdi gelelim siyasi ve askeri liderliğin genel hatlarına.

Uluslararası ilişkilerde tarafsız ve denge politikası güdebilen bir Türkiye’nin dışardaki imajı barışçıl olarak görülecektir. Barışçıl ve tarafsız olarak bilinen ülkeler ise uluslararası sermayenin gözde merkezi olmaya adaydır. Bu sayede ihracat talebi arttan Türkiye’nin kendi sanayisi de gelişecektir.

Rusya veya NATO’nun çıkarına göre değilde, kendi çıkarlarına göre hareket edebilen, masadaki taşları ona göre oynayabilen bir Türkiye kendi eksenini oluşturacaktır. Gerek kendi çıkarını düşünen gerekse kendi coğrafyasındaki ülkelerin çıkarını düşünen bir Türkiye bölgede siyasi açıdan lider konuma yükselecektir. Örnek vermek gerekirse; Suriye’nin ve Irak’ın toprak bütünlüğünü bütün örgütlerin amacından üstün tutan, İran’da Türk nüfusunu etkisi altına alan (Şii politikalarını bastırarak) bir Türkiye, Orta Doğu’daki halkın gözünde yıldızlaşacaktır.

Diğer ülkeler için genel hatlarıyla politikalar bu yönde olmalıdır. Gürcistan’ın Dünya’ya açılan bir kapısı olan Türkiye, askeri, siyasi ve sosyal açıdan çok kolay bir şekilde etkisi altına alabilir. Ermenistan ise artık Türkiye’nin bölgesel liderliğini kabul edecek ve tarihi emellerinden vazgeçecektir. Böylesi bir politikaya yol açacak ilk adım ise sınır turizmini ve ticaretini geliştirmektir. 

Sonuç olarak siyasi, askeri ve sosyal açıdan bölgesinde baskın ülke konumundan olan Türkiye, kendi eksenini oluşturmalı ve çevresindeki ülkelere öncülük etmelidir. Aynı zamanda bilime ve eğitime önem vermeli, diğer ülkelerle teknoloji transferinden yararlanmalıdır.

“Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin temelidir”. Mustafa Kemal Atatürk.

Bu yazıda bahsedilen politikaların genel hatlarıyla çizilmiş olduğunu ve bir temenninin yazıya dökülmüş hali olduğunu unutmayalım.

3 YORUMLAR

  1. “Tam bağımsızlık” !!! Bugün Türkiye siyasi , ekonomik , askeri ve sosyal olarak tam bağımsızlığa doğru gidiyor. İnşallah 2019’dan sonra daha dirayetli , daha kararlı ve hainleri temizlediğimiz, geleceği parlak yılları göreceğiz.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here