Avrupa’nın ‘En Sevilmeyen Halkı’ Çingeneler

Katalonya’da gerçekleşen bağımsızlık referandumunun hemen ardından Macaristan’ın en büyük azınlığı olan Çingenelerin en önde gelen partisi Macaristan Romanları Demokrat Partisi (Opra Roma) ülkenin en doğusunda bulunan ve Romanların ağırlıklı olarak yaşadığı 4 ilde özerk bir Çingene bölgesi oluşturulması için referandum başvurusu yaptı.

Opra Roma lideri Istvan Kamaras, kendisine yönelik bölücülük suçlamalarına ise şöyle cevap veriyor, “Çingeneler uzun vadede neden Macaristan’dan kopmak istesinler ki? 50-60 yıl sonra nasıl olsa Macaristan nüfusunun % 70’i Çingene kökenli olacak” diyor. Biraz abartı içerse de dediklerinde haklılık payı da var, çünkü; bütün doğu Avrupa halklarının şikayet ettiği gibi Çingeneler, yerel halklara kıyasla çok daha doğurganlar. Özellikle doğu Avrupa gibi milliyetçiliğin tavan yaptığı ve düşük doğurganlık yüzünden varlık-yokluk endişesi içinde olan milletlerin Çingeneleri büyük bir tehdit olarak görmesi çok doğal.

Istvan Kamaras

Uzun vadede sadece Macaristan’ın değil Romanya ve Bulgaristan’ında demografik yapısının bugüne kıyasla tanınamaz hale geleceği sürekli dillendiriliyor. Hali hazırda bu ülkelerde %10 üzeri Çingene nüfus var. Tabi ki Avrupa Birliğine katılımla beraber serbest dolaşım fırsatı Çingenelerin maalesef daha fazla dağılmasına sebep oldu. Fakat ciddi azınlık tehdidi endişesi barındıran ulus devletlerin hemen hemen hepsinin istatistiksel verilerde, azınlıkları daha kolay dizginlemek amacıyla nüfus oranlarını az gösterdiğini düşünürsek, buda Çingene oranlarının daha yüksek olduğu yönündeki bir başka kuvvetli umut kaynağı oluyor.

Çingeneler İspanya’dan Ukrayna’ya, Çekya’dan Fransa’ya, Bulgaristan’dan Almanya’ya hiçbir yerde sevilmiyor ve hep ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Hatta ve hatta kusura bakmayın ama Türkiye’deki durumlarının bile Avrupa’nın birçok ülkesine göre çok daha kötü olduğunu bile söyleyebiliriz.

Türkiye’de 500 veya 750 bin arası bir Çingene nüfus var. Tabi 80 milyonun içinde bu pek bir şey ifade etmiyor ama sosyal yaşantıdan oldukça kopuk oldukları bir gerçek. Çünkü bu vatandaşlarımız benim yaşadığım Çukurova bölgesindekilerde dahil olmak üzere geri dönüşü çok zor bir şekilde mimlenmişler. Akla gelebilecek her türlü suç unsurunun aktif katılımcısı olarak görülüyorlar ve bu yüzden güvenilmiyorlar. Güvenilmedikleri için daha da fazla toplumdan soyutlanıyorlar. Halbuki onların bu hali zaten bu soyutlanmışlıktan ötürü böyle. Benim yaşadığım bölgede bile pek çok Çingene dışlanmaktan korktuğu için etnik kimliğini gizleme ihtiyacı güdüyor. Tabi ne kadar saklasa da yaşam alanı, dış görünüşü falan yine kendini belli ediyor.

Bizde gene oransal olarak az oldukları için toplumsal bir gerilim atmosferine sebep olmuyorlar ama Avrupa’nın kimi ülkelerinde oransal olarak çok yüksek oldukları için anti-çingene fikirleri almış başını gidiyor. Avrupa’da da Çingeneler dilencilik, hırsızlık, kaçakçılık, fuhuş, uyuşturucu gibi her türlü suçlamaya maruz kalıyorlar ve güven vermedikleri için kamuda da özel sektörde de iş bulamıyorlar.

Yaşadıkları bütün Avrasya coğrafyalarında hep en alt statüde, en yüksek işsizlikte, en yüksek yoksullukta, en yüksek açlık sınırında, en yüksek eşitsizlikte, en yüksek evsizlik oranında olup, en fazla aşağılanıp, en az hak tanınan kesim Çingeneler oluyor.

Naziler işgal ettikleri bütün topraklarda sadece Yahudileri değil Çingeneleri de topluyorlardı. Yahudilerin bir devleti olduğu için Yahudi soykırımı çok konuşuluyor ama Çingenelerinki son derece örgütsüz yaşadıkları için çok az dile getiriliyor. Halbuki bu iki halk 1936’da Naziler tarafından birlikte Avrupa’nın parazitleri ilan edilmişlerdi.

Nazi Almanya’sında Çingeneler “iflah olmaz suçlular” olarak nitelendirilirlerdi. Hatta Nazilerin ve kuklalarının Yugoslavya’daki soykırımlarının en açık ve birincil öncelikli hedefi onlardı. Başta Çekoslovakya, Macaristan, Yugoslavya, Romanya, Bulgaristan, Polonya olmak üzere bütün Avrupa’da bir milyona yakın Çingene katledildi. Bu o dönem ki nüfusları açısından muazzam bir rakamdır(3 veya 5’te biri). Onlar için İkinci Dünya Savaşı, zaten acı dolu olan tarihleri için zirve noktasıdır.

Peki Naziler gidince refaha mı ereceklerdi? Tabi ki hayır.

Sadece daha az zulüm göreceklerdi. Mesela 2. Çekoslovakya’da(1948-1992) Çingene nüfusunun artışını önlemek için Çingene kadınların zorla kısırlaştırıldığı artık bir gerçek. Şuan sadece bunu devletin resmi bir politika olarak mı yürüttüğü yoksa bazı milliyetçi doktorların mı buna sebep olduğu tartışılıyor. Bu operasyonların emir kaynağı kesin değilse bile motivasyon kaynağı kesin, o da şu ki; bu operasyonlar bir önyargı ve korku sonucu yapıldı, o önyargı doğurganlık o korkuda bir halkın büyümesiydi.

Sadece Çekoslovakya değil elbet, özellikle balkanlarda ve falanjist İspanya’da çingeneler ezilmeye devam ettiler. Hepsinde onların isimlerinden başlayarak asimile edilmeye çalışıldığı görüldü ve dağınık bir şekilde üstelik örgütsüz olmalarından ötürü kendilerine yönelik baskı ve tehditlere cevap bile veremediler. Mesela Bulgaristan’da tek bir seferde tek bir yasayla hepsinin isimleri değiştirildi ama çıkıp bir şey diyemediler. Zaten ufak bir şey bile deseler hemen ya idama yada infaza götürülüyorlardı.

 

Soğuk savaşta bitti ama çile yine bitmedi, sadece biraz daha azaldı (O da birçok doğu Avrupa ülkesinin AB’ye girmesinden ötürü). Örneğin bugün Macaristan’da dazlak çeteler sık sık Çingene mahallelerinin içinden geçiyor ve tehditkar haykırışlarda bulunuyorlar hatta bazen sonu cinayet veya yağma ile sonuçlanan kavgalar yaratıyorlar, Romanya’da hepsi birer potansiyel torbacı olarak görüldüğü için sıkı polis baskısındalar, Bulgaristan’da hepimiz Bulgarların en çok Türklerle gerilim içinde olduğunu düşünürüz ama Bulgar çeteler en çok çingeneleri korkutup kaçırmakla meşgul. Yani Çingeneler her yerde diken üstünde ve korku içindeler. AB’nin Faşist egemenlere yönelik tehdit ve tavsiyeleri bile onların sosyal konumlarını bir türlü düzeltemedi.

Macaristan’daki bir Çingene mahallesi

Çingenelerin her yerde hep en büyük nefret kaynağı olmasının sebebi hep aynı; onların farklı olması. Malum faşistler farklılıkları sevmezler. Çingenelerse benim gibi kültürel çeşitliliği seven insanların aradığı bütün farklılıklara sahipler sağ olsunlar. Yaşam enerjileri, bakış açıları, zevkleri, alışkanlıkları her şeyleri olmasını istediğim gibi.

Onların farklılaşmadıkları tek bir nokta var, o da din. Çingenelerin günümüzde inançları bulundukları coğrafya ile alakalı. Hindistan’dakiler Hindu, Azerbaycan’dakiler Caferi, Yemen’dekiler Zeydi, Türkiye’dekiler Sünni, Ukrayna’dakiler Ortodoks, Polonya’dakiler Katolik, Almanya’dakiler Protestan’dır mesela. Sebepse hep aynı, her yerde üzerlerindeki baskıyı azaltabilmek için en kuvvetli damardan kendilerini kabul ettirme telaşındalar. Yani muhatapları her kimse onlara “beni dışlama, her şeyimiz farklı olabilir ama inancımız aynı” demek istiyorlar. Yoksa hiçbir inancın pratikte onların yaşamlarında yeri yok. Sadece güvenlik sigortası niyetine bir kimlik. Zaten hiçbiri onların yaşam enerjilerine ve alışkanlıklarına uygun değil ki.

Umarım Çingenelerin uzun vadede nüfusları oransal olarak en yoğun oldukları Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’da yeterince artar ve iktidarda yerlerini alırlar. Böylece artık azınlık olmadıkları için baskı ve tehdide maruz kalmazlar. Hatta olası bir iktidar olmanın verdiği güçle eski faşistlere bir ders verseler işte o zaman tadından yenmez. Diğer Çingenelerinde güvenecekleri bir güç oluşuverir ayrıca. Umarım o günleri görecek kadar yaşarım.

7 YORUMLAR

  1. Bir cingene olarak bu yazınız için tüm halkım adına size teşekkür ederim. Şimdiye kadar halkımın acilari için yazilmis böylesine güzel bir yazı görmemiştim

  2. Lisans dersimizde Balkanlar diye bir ders almıştık, hoca macaristandaki en büyük etnik azınlığın Türkler olduğunu söylemişti . Çingenelerin böyle bir şeye maruz kaldıklarını bilmiyordum. Allah yardım etsin kardeşlere. Asimile politikalarının yaşandığı yere bakınca çok da şaşırmamak lazım. Belki ilerde savaşa varma durumu da söz konusu olabilir.

    • macaristanda türk yok, en büyük azınlık çingeneler hatta bulgaristanda da türklerden çok çingene var.
      savaşa varmaz çünkü savaş oldu mu çingeneler kaçıyor. hiç savaşçı değiller

  3. Bu yazıyı okumadan önce bende onlara karşı hep art niyetli düşünüyordum ama şimdi fark ediyorum ki onlar ne kötü zamanlar geçiriyorlarmış bu yazı için teşekkür ederim👍

  4. ‘Romanlar kötüdür’ gibi bir algı yanlış ama eğer bir algı doğduysa bu kendi kendine gelmemiştir. Romanların büyük bir kısmı, maalesef bakımsız ve giyimlerine pek önem vermeden yaşamayı tercih ediyor ve toplumsal hayatlarında (mesela marketlerde, esnaf alanlarında) saldırgan ve kibarlıktan uzak olabiliyorlar. Bir esnafsanız, gerçekten bazı kötü niyetli romanların tezgahtan bir şey aşırıp şalvarına atıverebildiğini bilirdiniz. Aslında bunları roma olmayan bir çok insan da yapıyor ama onların konuşma tarzlarından ve görünümlerinden ötürü önyargı oluşmuş.

  5. Yazınız için teşekkürler. Bu arada lafı açılmışken Bulgarların Türklerle olan sorununu anlatan bir yazı paylaşabilir ya da vesile olabilir misiniz acaba?

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here