IŞİD – Irak ve Şam İslam “Düşmanları” (1. BÖLÜM)

IŞİD, modern dönemin en büyük ve en kanlı terör örgütü… Bugüne kadar rakiplerine ve devletlere karşı en büyük başarıları kazanmış terör örgütü… Devlet olma yolunda en büyük adımları atmış terör örgütü… IŞİD nedir, ne yapar, amacı ne? Çoğumuz bir şeyler biliriz ama ne kadar? Bu yazımızda örgütün; tarihini, gelişimini, dini görüşünü, yapısını, yöntemlerini, askeri ve ekonomik gücünü, devletleşme çabalarını, amaçlarını inceleyeceğiz ve kuruluşuyla ilgili bazı çarpıcı iddialara göz atacağız. Bu yazıyı okuduktan sonra IŞİD hakkında birçok konuda bilgi ve fikir sahibi olacaksınız. Sizlerle A’dan Y’ye IŞİD’i 5 bölümde inceleyeceğiz.

Örgütün Adı Sorunu

Örgütün adı konusunda alternatif basının hatta ana akım medyamızın her birinin her seferinde farklı adlar kullanması insanların kafasını karıştırıyor. Siyasiler de bu karışıklıktan nasibini almış olacak ki hepsi farklı adlar kullanıyor. Aynı haber veya aynı konuşma içerisinde bile farklı kullanımlar olabiliyor. Bu yüzden ilk önce bu konuyu halledeceğiz.

Örgüt, bugüne gelene kadar birkaç kez isim değiştirdi ancak Türkiye’de, adı, sondan bir önceki adıyla yani 2013 yılında Suriye Savaşı’na müdahil olmasıyla tanındı. Adı, Arapça  “الدولة الاسلامية في العراق والشام – Ed-Devlet’ül İslamiyyetü fi’l Iraki ve’ş Şam”dır. Yani Türkçe karşılığı ile Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD).

Daha sonra Türkiye’de, Arapça kısaltması da kullanılmaya başlandı: “داعش – Da’iş”. Bu kısaltmanın Latin harfleriyle yazımı Daeş veya Deaş şeklindedir. Bu ikisini genelde Batı medyası kullanıyor. Ancak Şam’ın Arapça yazımının Latin harfleriyle “Sham” şeklinde olması nedeniyle “DAESH” şeklinde kullanılıyor. Biz nasıl çeviri ile kendi kısaltmamız olan IŞİD’i kullanıyorsak yine Batı, Arapçasının direkt çevirisi olan ISIS (The Islamic State of Iraq and Sham veya The Islamic State of Iraq and Syria) adını da kullanıyor. Bir de Batı medyasının özgün adlandırması var: ISIL (The Islamic State of Iraq and The Levant). “Levant” kelimesi, “Doğu Akdeniz ülkeleri” anlamına geliyor. ISIS ve ISIL adlandırmaları yani IŞİD adlandırmaları “İslam” ve “terör örgütü” kelimelerinin yan yana kullanılmaması hassasiyeti nedeniyle ülkemizde ve Avrupa’da yerini “Deaş” ve “Deash” kullanımına bırakmış durumda.

Örgüt son olarak Haziran 2014’te hilafet ilan ederek adını “İslam Devleti” olarak değiştirdi ancak bu devlet hiç kimse tarafından tanınmadı. Bu İslam düşmanlarını, “İslam Devleti” olarak nitelemek de ne Müslümanlar ne de Batı ülkeleri tarafından kabul görmedi.

Örgütün adıyla ilgili sorunu hallettiğimize göre Türkçe karşılığının kısaltması olan IŞİD’i kullanmaya devam edeceğim. Ancak içindeki “İslam Devleti” ibaresini kesinlikle kabul etmediğimi, diğer kısaltmaların yabancı oluşuna nazaran bunu seçtiğimi belirtmek isterim.

Kuruluş ve Bağdadi’ye Giden Süreç

IŞİD’in kuruluşunu kimileri Ebu Musab ez-Zerkavi’ye kimileri de Ebu Bekir el Bağdadi’ye dayandırıyor. Ancak bu süreçler birbirinden farklı iki hikâye değil aslında. İç içe durumdalar. Zerkavi’ye dayanan hikâye yeşerme dönemini, Bağdadi’ye dayanan hikâye kuruluş dönemini anlatıyor diyebiliriz. Bu yüzden kuruluş dönemini bu iki hikâyenin harmanı şeklinde ele alacağım.

Zerkavi, Ürdünlü eski askerdir. Sovyetlerin, Afganistan’ı işgaline karşı direnmek amacıyla Afganistan’a gitti. Savaşın ardından 1992 yılında Ürdün’e geri döndü. Ürdün Kraliyet Ailesi’ni ve Ürdün yönetimini Müslüman olmamakla suçlayarak bu ikisine karşı eylemler düzenledi. Bir süre hapis yattı. İçeriden çıkınca Usame Bin Ladin (UBL) ile tanışmak istedi. Ancak UBL’den istediği desteği göremedi. 1999 (bazı kaynaklarda 2000) yılında, Cemaat el-Tevhid vel-Cihad örgütünü yani Tevhit ve Cihat Cemaati’ni kurdu. Bu örgüt IŞİD’in ortaya çıkış sürecindeki ilk oluşumdur. Örgüt, ABD’nin 2001’de Afganistan’ı işgal etmesiyle Irak’a geçti.

Dünya, Zerkavi’yi ABD’nin Irak’ı işgali sırasında tanıdı. ABD’nin Irak topraklarını işgaline karşı çıktı. Örgüt, başka bir örgüte bağlılığı olmadan 2003 yılında ABD’ye karşı Irak’ta silahlı mücadeleye başladı. Nisan 2004’te direnişçilerin elinde bulunan Felluce kentinde ABD askerleri ve Iraklı direnişçiler arasında yaşanan çatışmalarda direnişçilere liderlik yapan Zerkavi’nin önemi hat safhaya çıktı. Ebu Bekir el-Bağdadi de Şubat 2004’te Felluce’de tutuklanmıştı. Örgüt, 17 Ekim 2004’te yayınladığı bir video (izleti) ile El-Kaide’ye ve UBL’ye bağlılık yemini etti ve Tanzim Kaide el-Cihad fi Bilad er-Rafideyn (İki Nehir Arası El-Kaide veya Mezopotamya El-Kaidesi) veya bilinen adıyla Irak El-Kaidesi adını aldı. Irak’ta güvenlik güçlerine, Şii gruplara ve sivillere karşı birçok saldırı gerçekleştirdi.

IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi

Yine 2004’te Irak’tayız. Irak’ta birçok kentte insanlar ABD askerlerince gözaltına alınarak Irak’ın Kuveyt sınırına yakın noktasındaki hapishaneye, Bukka Kampı’na götürülüyordu. Ebu Bekir el Bağdadi de bunlardan birisiydi. Irak nüfus kayıtlarına göre gerçek adı İbrahim Avvad İbrahim Ali El Bedri Samarayi’dir. Bağdadi’nin o yıllarını IŞİD’in üst düzey komutanlarından olan, Bukka’dan beri Bağdadi’nin yanında olan, The Guardian’la takma adla 10 aydan uzun sürede 100 saatten fazla görüşme yapan Ebu Ahmed anlattı.

Bukka Kampı’ndan bir görüntü

Ebu Ahmed, Bağdadi’nin çok konuşmayan biri olduğunu ancak karizmatik bir tarafının olduğunu söylüyor. Ahmed’e göre Bağdadi diğer hükümlülerin sorunlarını halleden bir kişi olarak kısa sürede öne çıkmış ve etrafına bir grup toplamıştı.

Bağdadi’nin bu başarısında eğitimi ve dini bilgisi de oldukça etkili olmalı çünkü Bağdadi Bağdat Üniversitesi’nde İslam Çalışmaları üzerine yüksek lisans yapmış birisidir.

Irak Hükümeti’ne IŞİD konusunda danışmanlık yapan Hisam Haşimi, IŞİD içinde bugün 17-25 kadar lider olduğunu ve bunların çoğunun Bukka Kampı’nda ABD’nin elinde olan kişiler olduğunu söyledi.

Zerkavi tarafına dönelim. Tevhit ve Cihat Cemaati 2006 yılında bir şemsiye organizasyon oluşturdu. Adı, Mücahitler Şura Konseyi idi. Başına ise Ebu Abdullah el-Reşit el-Bağdadi gelmiştir. Ancak organizasyon başarılı olamadı.

7 Haziran 2006’da Irak’ın Hibhib köyünde örgüt toplantısı sırasında ABD Hava Kuvvetleri’nin düzenlediği saldırıda Zerkavi öldürüldü. Örgütün 12 Haziran’da yayınladığı bir video ile yeni lideri Ebu Hamza el-Muhacir takma adını kullanan Ebu Eyub el-Mısri oldu.

Mısri, o yılldarda Eymen ez-Zevahiri ile iyi ilişkiler içerisindeydi. El- Kaide’nin ikinci adamı olan Zevahiri, 2011’de UBL’nin ölümüyle El-Kaide’nin yeni lideri olacaktı.

Örgüt, Ekim ayında bir kez daha isim değiştirerek Irak İslam Devleti (IİD) adını aldı. Tüm örgütlerin ana amacı olan İslam Devleti kurma hayali artık gerçekleşme aşamasındaydı. Liderliğe ise Ebu Ömer el-Bağdadi getirildi.

2007 yılında ABD, Irak ve Sünni aşiretler birleşerek IİD’ye karşı harekete geçti ve örgüt zayıflama aşamasına geçti.

Tekrar Ebu Bekir el-Bağdadi cephesine dönelim. Bukka’da 2007-2008 yıllarında gardiyan olarak çalışan Mitchell Gray Sputnik’e o yılları anlattı.

Mitchell Gray

Haşimi gibi Gray de birçok IŞİD yöneticisinin Bukka’da olduğunu söyledi. Gray’e göre oradakiler Bağdadi’yi tehdit olarak görmüyordu. Ilımlılaştırıcı ve arabulucu bir etkisi olduğuna inanılıyordu. Bu yüzden Bağdadi 2009 yılında Bukka Kampı kapatılırken serbest bırakıldı. Hapishaneden çıkarken Albay Kenneth King’e “New York’ta görüşürüz” demişti. Kenneth’in bunun ne anlama geldiğini anlaması için 29 Haziran 2014’te Bağdadi’nin kendisini halife ilan etmesini beklemesi gerekiyordu.

IİD’ye dönelim. Mısri ve Ebu Ömer el-Bağdadi 18 Nisan 2010 yılında Irak’ın ABD destekli operasyonuyla Selahattin şehrinde öldürüldü. IİD’nin lider kadrosunda önemli değişiklikler oldu ve Bukka’dan sonra IİD’e gelen ve hızla yükselen Ebu Bekir el-Bağdadi, Mayıs 2010’da Irak İslam Devleti’nin yeni lideri oldu.

Irak İslam Devleti’nden Irak ve Şam İslam Devleti’ne

2008 yılında Irak ile ABD arasında SOFA (Status of Forces Agreement – Kuvvetler Statüsü Anlaşması) tasarlandı. Anlaşma 31 Aralık 2008’de bitecek ABD askeri varlığının, hukuki olarak uzatılması demekti. Irak’ın, ABD askeri personelini ve ABD ordusuna iş yapan şirketlerin çalışanlarını yargılayamaması, Savunma ve İç İşleri Bakanlıkları ve istihbarat gibi stratejik yerlerin 10 yıllığına ABD gözetiminde olması gibi maddeleri içerdiği iddia edilen anlaşma Irak Kabinesi tarafından onaylanarak parlamentoya gönderildi ve burada da kabul edildi. Buna göre 30 Haziran 2009’da ABD, Irak şehir merkezlerindeki askeri güçlerini çekti. Aralık 2011’de de son askeri birlik Kuveyt’e geçerek ülkeden ayrıldı. ABD’nin çekilme sürecinde ardında bıraktığı IİD, Bağdadi faktörüyle giderek güçlendi. 2012 yılında Irak, dünyada en çok terör eyleminin olduğu ülke olacaktı.

Bağdadi’nin Mayıs 2010’da liderliğe geçmesiyle örgütün eylemleri de yeniden hız kazandı. Örgüt, 17 Haziran 2010’da Irak Merkez Bankası’na saldırı düzenlemiş ve arkasında 18 ölü 55 yaralı bırakmıştı. 31 Ekim 2010’daki Bağdat Kilise saldırısı olarak bilinen olayı da örgüt üstlendi.

Örgüt sempatizanlarına göre Bağdadi çok çekici birisi. Bağdadi’nin çekiciliği; karizmatik bir örgüt lideri, iyi eğitimli ve etkili bir hatip olmasından geliyordu. Ayrıca örgütün diğer İslamcı örgütlere nazaran daha fazla şiddet uygulaması kısa zamanda bütün radikal İslamcıların ve cihatçıların dikkatini çekti. Irak Başbakanı Maliki’nin Sünnilere karşı uyguladığı baskı da Sünni aşiretlerin örgüte destek vermesiyle sonuçlandı. Bu süreçte en büyük etkenlerden biri ABD’nin 2011’de Irak’tan çekilirken Maliki’ye bir öğüt olarak bıraktığı Sahva (Uyanış) askerleriydi. Sahva askerleri, önceleri ABD işgaline karşı savaşmış sonra Bush’un ikinci doktriniyle Sünni aşiretlerle görüşülerek bir kısmı ikna edilmiş ve maaşa bağlanarak direnişçilere karşı ABD ile birlikte hareket etmeye başlamıştır. ABD, Maliki’ye Sahva askerlerini Irak ordusuna katmasını ve ordu maaşı vermesini söylemişti. Ancak sayısı 100 bini bulan Sünni askeri bir tehdit olarak gören Maliki, yönetimden Sünni liderleri uzaklaştırmanın yanında Sahva askerlerinden sadece 20 bin tane alabileceğini söylemiş ve Iraklı Sünnilerin endişeleri giderek artmıştır. İşsiz kalan bu askerlerden bazıları tekrar El-Kaide saflarına katılmışlardır. Böylece IİD militan yönünden güçlenmiştir.

Irak’ın Ramadi bölgesinde IŞİD’den önce görüntülenen Sahva askerleri.

Çok sayıda militan kazanan örgütün lideri Bağdadi, 21 Temmuz 2012’de internetten yayınladığı bir video ile militanlarına “Duvarları Yıkın” dedi. Bu konuşmanın bir şifre taşıdığı sonradan anlaşılacaktı. 23 Temmuz’da Irak’ın birçok kentinde 19 noktada organize şekilde terör eylemi gerçekleştirildi. Geriye 110’dan fazla ölü ve 270 kadar yaralı kaldı.

Duvarları Yıkma harekatının iki önemli ayağı vardı. Birincisi bomba yüklü araçlarla intihar saldırılarıdır. Örgüt militanları bunu fazlasıyla yerine getirdi. Harekatın ikinci ayağı ise cezaevi baskınlarıdır. Cezaevi baskınlarından sonra tekrar buraya döneceğim.

28 Eylül 2012’de Tikrit Tesfirat Cezaevi’ne baskın yapıldı. 350 kadar El-Kaide militanının olduğu cezaevinden 100’e yakın kişi kaçtı.

Baskın sonrası Tesfirat Hapishanesi

21 Temmuz 2013’te Irak’ta Ebu Garip ve Taci cezaevlerine saldırı düzenlendi. İç İşleri Bakanı Fireyci, sadece Ebu Garip Cezaevi’nde 9 bomba yüklü aracın patlatıldığını söyledi. 100’den fazla roketatarlı saldırı düzenlenen cezaevinden 500 civarında hükümlü firar etti. İçlerinde Irak El-Kaidesi üyeleri de vardı. Kaçanlardan çoğu da örgüte katıldı. Taci Cezaevi’ne ise sadece 2 bombalı araçla saldırı düzenlendi ve kimse kaçamadı.

Haziran 2014’te Hem Musul’da Baduş Cezaevi’ne hem de Telafer’de bir cezaevine saldırı düzenlendi. Baduş Cezaevi’nden 3 bine yakın hükümlü firar etti. Cezaevinde örgütün militanları da vardı. Telafer’de ise 2 gün süren saldırılar sonunda cezaevi basıldı. Irak Türkmen Cephesi Telafer Sorumlusu Hazım Devlet açıklama yaptı. Cezaevindeki 51 Irak Türk’ünden 49’u yaşamını yitirdi. Dışarıda ise Telaferli Türkler yüzlerce kayıp verdi. Bölgedeki 200 bin Türk göçe zorlandı.

21 Mayıs 2015’te Suriye’nin Tedmur antik kentini ele geçiren örgüt, Suriye’nin en büyük askeri cezaevini bombalayarak büyük çoğunluğu Müslüman olan 10 bine yakın hükümlüyü serbest bıraktı. Tedmur Cezaevi dünyanın en güvenlikli onuncu cezaeviydi.

21 Ekim 2016’da Kerkük’te çıkan büyük sokak çatışmaları Kerkük Cezaevi’nin örgüt tarafından ele geçirilmesiyle iyice büyüdü. Örgüt cezaevindeki cihatçıların tamamını serbest bıraktı.

Örgütün militan kazanma taktiklerinden biri de bu cezaevi baskınlarıydı.

Tekrar Temmuz 2012’ye dönelim. Suriye’de 15 Mart 2011’de başlayıp Nisan’da tüm ülkeye yayılan gösteriler, 2011’in ikinci yarısından itibaren muhaliflerin Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) kurmalarıyla silahlı direnişe dönüştü. 2012’den itibaren ülkede değişik İslami gruplar da kurularak silahlandı ve mücadeleye başladı. 23 Ocak 2012’de El Nusra örgütü yayınlanan bir video ile kurulduğunu duyurdu. Örgüt, El-Kaide’nin Suriye koluydu ancak içlerinde IİD’nin Suriye’ye gönderdiği birçok militan vardı. El Nusra’nın lideri Ebu Muhammed El Culani de bunlardan biriydi.

El Nusra’nın lideri Ebu Muhammed El Culani (sağdan ikinci)

El Nusra’nın 5 bine yakın militanı bulunuyordu ve bunların 2-3 bin kadarı iyi eğitimli militanlardan oluşmaktaydı.

Bağdadi, Suriye’ye büyük ilgi duyuyor ve buradaki belirsizlikten yararlanmak istiyordu. Nisan 2013’te örgüt bir hamle yaptı ve internet sitesine yükledikleri videoda Bağdadi, Irak İslam Devleti ve El Nusra’nın birleşerek Irak ve Şam İslam Devleti olduğunu ileri sürdü. Ancak Culani, 9 Nisan’da El-Kaide sitesinden yayınladığı bir ses kaydında Bağdadi’yi bir nevi övmekle birlikte El-Kaide’ye bağlılık yemini etti ve nazikçe böyle bir birleşmenin olmadığını söyledi. Ardından El-Kaide lideri Zevahiri bir açıklama yaptı ve böyle bir birleşme olmadığını söyleyerek Suriye’deki temsilcilerinin El Nusra, Irak’taki temsilcilerinin ise Irak İslam Devleti olduğunu söyleyerek IİD’nin Irak’ta kalmasını emretti.

Ancak Bağdadi, Zevahiri’yi dinlemedi ve kendisine biat etmeyen silahlı muhalif unsurlara Suriye’de operasyonlar düzenlemeye başladı. Bunun üzerine Zevahiri bir açıklama yaparak IŞİD’in lağvedildiğini ve Suriye’de El-Kaide’nin tek temsilcisinin El Nusra olduğunu söyledi. 8 ay süren bu güç mücadelesinden sonra Bağdadi de IŞİD’in hedeflerinden vazgeçmeyeceğini duyurarak El-Kaide’ye isyan etti. Şubat 2014’te El-Kaide Merkez Komutanlığı’ndan yapılan bir açıklamayla IŞİD’in El-Kaide ile bir bağlantısının kalmadığı hiçbir eyleminin El-Kaide’yi bağlamadığı söylenmiştir.

Irak ve Şam İslam Devleti’nden İslam Devleti’ne

IŞİD’in Suriye operasyonları sırasında Temmuz 2013’te ÖSO komutanlarından Ebu Basir el-Ceblav, Lazkiye’de konvoyu durdurularak IŞİD tarafından infaz edildi. Eylül 2013’te Ahrar el Şam komutanlarından Ebu Übeyde el-Binnişi, Malezyalı İslami bir derneğe üye elemanlarla ilgili bir olay nedeniyle IŞİD militanları Malezya ve ABD bayraklarını karıştırdığı için örgüt tarafından kaçırılarak öldürüldü.

Zevahiri, sorunun giderilmesi için bir elçi tayin etti. Bu isim Halid Suri idi. Ocak ayı başından beri aralıklarla Nusra ve IŞİD militanları çatışıyordu ve IŞİD 24 Şubat 2014’te Suri’yi öldürdü. Suri’nin öldürülmesi üzerine Culani, Bağdadi’yi tehdit ederek ilk operasyonunu Deyrizor’a gerçekleştirdi. El Nusra ile IŞİD arasında sürekli olarak çatışma başladı.

11 Haziran 2014’te örgüt üyelerinden birinin Twitter’da paylaştığı bir fotoğraf. IŞİD’in Musul’a girişine dair en net fotoğraflardan birisi.

10 Haziran 2014’te Musul’un başkenti olduğu Ninova Vilayeti’ni IŞİD ele geçirdi.

11 Haziran 2014’te IŞİD, Irak’ta Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’na 900 militanla saldırdı ve 49 çalışanı esir aldı. Bu konuyu “IŞİD’in Türkiye’ye Yönelik Eylemleri” bölümünde ele alacağım.

Yukarıda bahsettiğimiz Musul ve Telafer’deki cezaevi baskınları işte bu gelişmelerle aynı zamanlarda olmuştur. Bağdadi’nin emriyle Musul’a yıldırım taarruzu gerçekleştiren örgüt dünya kamuoyunun beklentisinin aksine Musul’u çok kolay ele geçirmiştir. Bunun nedeni bölgeyi savunmak için oraya gelen yaklaşık 30 bin Irak askerinin IŞİD’in içinde bol intihar bombacısı olan saldırılarına maruz kalacağından korkarak kısa sürede yerlerini terk edip kaçmasıdır. Böylece örgüt Irak’ta geniş bir alana hükmetmeye başlamıştır. IŞİD’in sadece Musul’da ele geçirdiği silah ve paraların değeri 1,5 milyar dolar olmuştur. IŞİD, bir İslam devleti kurmak için yeterli güce sahip olmuştur. Bunun üzerine 29 Haziran 2014’te Bağdadi, kendini halife ilan ederek Irak ve Şam İslam Devleti’ni bir devlet olarak ilan etmiştir. Örgütün adı bu sefer İslam Devleti olmuştur. Bağdadi tüm cihatçı grupların ve tüm Müslümanların kendisine biat etmesini istemiştir. Dünya kamuoyunda İslam Devleti ile ilgili haberler çıkmaya başlamıştır. Popülaritesi artan Bağdadi halife olarak kabul görmek ve kendisine biat edenlerin sayısını artırmak amacıyla ses kayıtları yayınlamaya başlamıştır. 5 Temmuz 2014 Cuma günü, Musul’da Cuma hutbesi okuyarak bu videonun yayınlanmasını sağlamıştır. Bukka Kampı’nda hükümlü olarak çekilmiş fotoğrafından sonra Bağdadi kendini ilk kez göstermiştir. Cuma hutbesinde ise cihadın öneminden bahsetmiş, bir nevi tüm Müslümanların İslam Devleti altında birleşmesini istemiştir.

Bir çatışma bölgesinde ve terör örgütü tarafından ilan edilen bu devleti hiç kimse tanımamış ve hiçbir çevre de İslam Devleti tabirini kullanmamıştır. Ben de bu İslam düşmanlarını İslam Devleti olarak anmayacağım ve Irak ve Şam İslam Devleti adlı ancak İslam düşmanı bir terör örgütü olarak nitelemeye devam edeceğim.

2015 yılında ise El Nusra ve IŞİD hala Halep’in kuzeyinde çatışıyordu. IŞİD, El Nusra’nın elinde bulunan birçok kenti ele geçirdi ve mühimmatlarına el koydu. IŞİD, Culani hakkında da başarılı bir kara propaganda yaptı ve birçok Nusra üyesi IŞİD’e katıldı.

Kilis’e sınır olan Azez kasabasının kontrolü ise muhalif Fetih Ordusu’ndaydı. Fetih Ordusu’nu oluşturan gruplar arasında Ahrar el Şam, El Nusra Cephesi, Liva el-Hak, Şam Lejyonu, Cundul Aksa, Ceyşul Sünnet ve Ecned el-Şam vardı. IŞİD ve Fetih Ordusu arasında uzun süren çatışmalar oldu.

Fetih Ordusu üyeleri (2015)

IŞİD, hilafet naralarıyla Suriye’de kendine biat etmeyen bütün cihatçı gruplarla mücadele etti. Öte yandan Irak’taki topraklarıyla Suriye’de bir bütünlük oluşturma açısından Suriye’de Irak sınırı boyunca ÖSO ile çatıştı. Rejime karşı büyük girişimleri olmayan bu örgüte karşı Esad da büyük bir saldırı girişiminde bulunmamıştır.

Örgüt kan dökmeye devam etmekle birlikte Batı’nın koalisyon saldırıları ve özellikle Rusya’nın 30 Eylül 2015’te hava saldırılarına dahil olmasıyla Suriye’de toprak kaybına başladı. Irak içinde de Batı destekli Irak hükümeti operasyonlarıyla toprak kaybı yaşadı ve Irak’ta kabiliyet alanı kısıtlandı. Irak Ordusu 2017’de adım adım Musul’dan örgütü temizlemeye başladı. 9 Temmuz 2017’de ise Musul’un tamamen kurtarıldığı Irak devlet televizyonundan duyuruldu. Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekatı’yla Türkiye sınırından da uzaklaştırıldı. ABD ve Ürdün destekli ÖSO birlikleri de Suriye’nin güney sınırının büyük bölümünü örgütten temizledi. IŞİD, hala bir örgüt için çok büyük bir toprağa hükmetmekle birlikte örgütün çok güç kaybettiği görülmektedir.

IŞİD’in Türkiye’ye Yönelik Eylemleri

IŞİD, Türkiye’ye yönelik birçok kez saldırı düzenledi. İlk saldırı ise 2013 yılında gerçekleşti.

11 Mayıs 2013’te Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde çifte bombalı saldırı düzenlendi ve ilk belirlemelere göre 52 vatandaşımız vefat etti. 25’i ağır 46 kişi yaralandı.

IŞİD, 2014’te Türkiye’nin yurtdışındaki tek toprağı olan ve Halep’te bulunan Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun bulunduğu bölgeyi ele geçirmesinin ardından 20 Mart 2014’te Youtube üzerinden bir video yayınlayarak Türkiye’ye, Türk bayrağının indirilmesi ve Türk askerinin türbeyi terk etmesi için 3 gün süre tanıdı. Daha sonra videonun 15 Mart 2014’te çekildiği anlaşılmış ve sürenin 18 Mart’ta sona erdiği bilinmiştir. Tarihin özenle seçildiğini söyleyebilirim. Bu sürenin sonunda eğer Türkiye türbeyi boşaltmış olsaydı 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünde bir terör örgütüne boyun eğmiş olacaktı. Türkiye, türbe etrafında ek önlemler aldı.

Suriye’nin Halep kenti sınırları içerisindeki Karakozak köyünde bulunan Süleyman Şah Türbesi’ndeki askerlerin tahliyesi için askeri operasyon düzenlendi. Süleyman Şah’ın naaşının nakledileceği Suriye Eşmesinde bir bölge kontrol altına alınarak Türk Bayrağı göndere çekildi. (2015)

20 Mart 2014’te Niğde’nin Ulukışla ilçesinde yol çevirmesi yapan Jandarma ekiplerine bir araçtan ateş açıldı. Araçta; İsviçre, Almanya ve Makedonya vatandaşı 3 IŞİD’li vardı. Jandarma Astsubay Adil Kozanoğlu ve Polis Memuru Âdem Çoban şehit olurken bir sivil vefat etti.

Musul’u işgal eden IŞİD, Türkiye’ye yönelik bir eylem düzenlemeyeceğini belirttiyse de 11 Haziran 2014’te Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’na 900 militanla saldıran IŞİD, 49 çalışanı esir aldı. Başkonsolos Öztürk Yılmaz da aralarındaydı. Konsolosluktaki Türk Bayrağı, İslam düşmanı örgüt militanlarınca indirildi. 101 günün sonunda kurtarılan çalışanlar, Türkiye’ye girmeden önce bölge şartları nedeniyle 7-8 yer değiştirdi ve Türkiye’ye, Suriye üzerinden 20 Eylül sabahı 05.00’te eksiksiz şekilde giriş yaptı.

Eylül 2014’te Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu bir kez daha IŞİD tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. IŞİD binden fazla militanıyla türbenin etrafını sardı. Küstahça, 36 Mehmetçiği rehin alma tehdidinde bulundu. Ancak saldırı olmadı. 5 ay sonra, 21-22 Şubat 2015’te yapılan Şah Fırat Operasyonu ile türbe ve içindeki mukaddes emanetler, Türkiye’ye sınır komşusu olan Suriye Eşmesi köyündeki aynı büyüklükte bir araziye geçici olarak nakledilmiştir. Operasyonun yapılış şekliyle ve süreciyle ilgili iddialara bu yazıda değinmeyeceğim.

1 Ocak 2015’te Kilis’te sınır nöbeti tutan Astsubay Özgür Örs, Türkiye’ye girmeye çalışan kaçakçıları püskürtürken Suriye tarafına geçmiş ve 4 IŞİD militanı tarafından pusuya düşürülerek kaçırılmıştır. 5 Ocak günü Örs, Akçakale yakınlarında Suriye içindeki MİT karakoluna teslim edilmiş daha sonra Türkiye’ye getirilmiştir.

6 Ocak 2015’te İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı olan Sultanahmet’teki Turizm Şube Müdürlüğü’ne bombalı saldırı düzenlendi. Canlı bombanın DHKP-C’li bir kadın olduğu açıklandı. Fotoğrafı yayınlandı. DHKP-C de olayı kabullendi. Ancak saldırganın o kadın olmadığı ve IŞİD bağlantılı Çeçen Diana Ramazova olduğu ortaya çıktı. Saldırıda ağır yaralanan Polis Memuru Kenan Kumaş, hastanede şehit oldu.

18 Mayıs 2015’te HDP Adana ve Mersin il binalarına eş zamanlı bombalı saldırı düzenlendi.

5 Haziran 2015’te HDP Diyarbakır mitingine bombalı saldırı düzenlendi.

20 Temmuz 2015’te Suruç’ta HDP’lilere yönelik bombalı saldırı düzenlendi.

1 Eylül 2015’te Kilis’te görev yapan Er Yusuf Beylem, Suriye tarafından IŞİD kontrolündeki bölgeden gelen kurşunla şehit oldu.

10 Ekim 2015’te Ankara’da, DİSK, KESK TMMOB, HDP ve bazı sivil toplum örgütlerinin de katıldığı miting düzenlenecekti. Toplu halde alana gidenlerin yanında Tren Garı kavşağında 2 bomba patlatıldı. 104 kişi öldü. Saldırı, Türkiye’nin en kanlı saldırısı oldu.

Ankara’da teröristlerin bombalı saldırısı sonrası 104 kişi hayatını kaybetti.

26 Ekim 2015’te Diyarbakır’da IŞİD’e yönelik düzenlenen operasyonda evin kapısına tuzaklanan bombanın patlamasıyla Polis Memuru Gökhan Çakıcı ve Sadık Özkan şehit oldu. 5 polis yaralandı. Çıkan çatışmada 7 terörist öldürüldü. 12’si sağ yakalandı.

12 Ocak 2016’da Sultanahmet Meydanı’ndaki canlı bombalı saldırıda 10 Alman turist öldü.

19 Mart 2016’da İstiklal Caddesi’nde yine turistlere yönelik canlı bomba saldırısı düzenlendi. 3’ü Amerikan-İsrail, 1’i İranlı 4 turist ölürken 36 kişi yaralandı.

1 Mayıs 2016’da Gaziantep İl Emniyet Müdürlüğü’ne yönelik canlı bombalı saldırıda 3 polis şehit olurken 19’u polis 24 kişi yaralandı.

28 Haziran 2016’da Atatürk Havalimanı’nda 3 IŞİD’li önce uzun namlulu silahlarla etrafa ateş açtı sonra üzerlerindeki bombaları patlattı. 45 kişi hayatını kaybederken 236 kişi yaralandı. 29 Haziran’da Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bir günlük yas ilan edildi.

16 Ekim 2016’da Gaziantep’te IŞİD’in hücre evine yönelik baskında iki canlı bombanın evde kendini patlatması sonucu 3 Özel Harekât Polisi şehit olurken 9 polis de yaralandı.

31 Aralık 2016’da Ankara’da, yılbaşı için eylem hazırlığında olduğu düşünülen 8 IŞİD’li yakalandı.

1 Ocak 2017’de İstanbul’da bir gece kulübüne giren IŞİD’li uzun namlulu silahla etrafa rastgele ateş açtı. Saldırıda, 12’si Türk vatandaşı 39 kişi ölürken 70 kişi yaralandı.

1 Mart 2017’de Gaziantep ve Adıyaman’da, canlı bomba olduğu değerlendirilen 3 IŞİD’li yakalandı.

6 Nisan 2017’de yayınlanan, IŞİD’in aylık dergisi olan Rumiyah’ın 8. sayısında IŞİD, Türkiye’deki militanlarından, 16 Nisan’da yapılacak Anayasa Referandumu’nda tüm ülkede sandık noktalarının hedef alınmasını istedi. Referanduma hem “Evet” hem de “Hayır” diyenlerin kâfir olacağını söyledi. IŞİD, yine aynı gün yayınlanan haftalık Arapça gazete olan El-Naba’da Türkiye’deki sandıklara saldırılması isteğini yeniledi.

11 Nisan 2017’de İzmir’de, Türkiye’de 16 Nisan’da yapılan Anayasa Referandumuna yönelik eylem hazırlığında olan 19 IŞİD’li sabah operasyonu ile yakalandı.

22 Haziran 2017’de Adana İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri bir hücre evine baskın düzenledi. Yakalanan IŞİD’liler hakkındaki dava kabul edilince sanıkların İncirlik Üssü’nü havaya uçurmayı planladıkları anlaşıldı.

IŞİD’in Dini Görüşü, Yapısı ve Yenilikçi Yöntemleri (2. BÖLÜM)

7 YORUMLAR

  1. IŞİD iHerkesten farklı birşekilde ön yargısız verilerle ele almışsınız peki bunların hepsine terörist gözüyle bakmamız ne kadar doğru Suriye den kaçanlara hain gözüyle bakılıyor bunlara terörist neredesin batılılar ağzımız aynı dünyanın her yerinden insan hayatlarından terörist olmak için mi vazgeçiyor muhtemelen hepsi ölecek müslüman bir ülke müslüman bir millet olarak militanlarının hepsinin nasıl bakmalıyız bununla ilgili bir yayın yapsanız faydalı olacağına inanıyorum

    • Serdar bey, öncelikle yorumunuzda çok fazla cümle düşüklüğü var. Noktalama kullanmadığınız için de bir kelimeyi öncesiyle bağlayınca farklı bir anlam oluyor sonrasıyla bağlayınca farklı. Anlamak zor oluyor.

      Size şöyle söyleyeyim. Diğer örgütlerle çatışmalarını bir kenara bırakırsak kendilerine karşılık vermeyen veya veremeyecek durumda olan sivil halkı öldürmesi dine tamamen terstir. Köleliği ortadan kaldıran İslam’a muhalefet ederek insanları köle olarak satması dine terstir. Ülkelerinden buraya çoğu para ve vaatler için geliyor. “Samimi” olarak gelenlerin yukarıdakileri görünce örgütü terk etmesi gerekir ki bunu yapanlar da artık örgütün içinde değil demektir. Yani Hepsine terörist gözüyle bakabiliriz. Yazının diğer bölümlerini de okursanız sorunuzun cevabını almış olacaksınız.

      • Öncelikle cevabınız ve çalışmalarınız için teşekkürler. Yazacağım soru biraz uzundu kısaltayım derken biraz anlam bozukluğu olmuş gönderdikten sonra fark ettim. Işidciler ilgili saydıklarınız hepsi oldu malesef🙁. Dediğiniz gibi örgütün içinde ki samimi Müslümanlar örgütten kaçma fırsatı bulmuştur inşallah . Ben yazılarınızı beğendiğim için bu konulara değinmenizi istedim diğer bölüm ve yazılarınızı takipe devam edeceğim.

  2. Oldukça bilgilendirici bir yazı lakin bazı eleştirilerim var. Suriye rejiminin Halep’in doğusunu ve Işid’in en büyük petrol rezervi bulunan sukna bölgesini Işid’den kurtardığını ve ayrıca Suriye’nin güneyini sadece muhaliflerin değil rejiminde bölgeyi Işid’den temizlediğini keza antik kent Palmira’dan da Işid’i temizleyeninde gene rejim olduğunu atlamışsınız. Rejimin rolünü küçümsemişsiniz sanki.

    • Teşekkürler Burak Bey,

      Eleştrilere açığım tabii ki. Benim yazıda belirttiğim şey aslında rejimin mücadelesini küçümsemek değil, IŞİD’in muhalif örgütlerle mücadele dönemi boyunca Esad’ın çok kritik noktalar haricinde bir mücadelesinin olmaması. Muhaliflerin zayıflamasından sonra şimdi yeni yeni büyük girişimler yapıyor. Esad, bir nevi IŞİD’in faaliyetlerini kendi çıkarları konusunda bir sınıra kadar kullandı diyebiriliriz.

  3. İslam düşmanı mı ? Neden islam düşmanı olduklarınıda Kuran ve sünnetten delillerle açıklarsan çok iyi olur çünkü örgüt bütün eylemlerini Kuran ayetlerine ve hadislere dayandırıyor ve bu dayandırdığı deliller sayesinde müslümanlardan binlerce destekçi topladı.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here