Hedefteki İsim: Hakan Fidan

Yazılarımı takip edenler güncel siyasi meselelerden her zaman uzak durduğumu ve tek referans noktamın hamiyyet olduğunu iyi bilirler. Diğer arkadaşlarım gibi her konuda bilgi sahibi olup analiz yapabilecek, güncel her mesele hakkında yüksek düzeyde akademik çalışmalar yapacak kapasitede biri olmadığımdan da sadece gönül vermiş olduğum istihbarat alanında amatör düzeyde yazılar yazdım. Analizi hiçbir zaman ben yapmadım, sadece sizlerin analiz sürecinize katkıda bulunmayı hedefledim. Son zamanlarda, daha doğrusu son yıllarda planlı bir şekilde yıpratılmaya çalışılan, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en hayati ve onurlu kurumlarından biri olan MİT ve özelde Hakan FİDAN meselesi hakkında olacak bu yazım. Her zaman olduğu gibi; aktarması benden, analizi sizden…

Yazıma Hakan Fidan ile alakalı bir anımla başlamak istiyorum. Üniversite yıllarımda Ankara’da bir istihbarat seminerine katıldım. Seminerde emekli bir MİT mensubundan HUMİNT dersi aldım. Emekli bir MİT ajanının Kosova anısı adlı yazımda bahsettiğim, hatırasıyla bizi güldüren kişiydi bu… Ders bittikten sonra hoş bir sohbet ortamı oldu. Ben de fırsattan istifade “Sayın Müsteşarımız Hakan Fidan’ın teşkilatı çalıştırma tarzı hakkında ne düşünüyorsunuz” diye sordum. Dudaklarını büktü ne diyeceğini bilemez bir ifadeyle. Sonra ağzından şu kelimeler döküldü;

“Hakan Bey teşkilatı mahvetti. Teşkilat içinde huzurlu bir çalışma ortamı kalmadı. Her yeri, herkesi darmadağın(!) etti.”

O güne kadar Sayın müsteşarımızı ve teşkilatımızı sıradan bir vatandaş olarak eldeki imkânlar ölçüsünde takip eden biri olarak bu cevabı beni şaşırtmıştı. Hiçbir karşılık veremedim, cevabınız için teşekkür ederim anlamında gözlerimi hafifçe kısarak kafamı önüme eğdim.

Aramızdaki bu konuşma yıllarca hafızamdaki yerini korudu. Aslında mesele çok basitti. Teşkilatımızın tarihini biraz göz önüne alınca Sayın Hakan Fidan’ın aslında ne yaptığı ortaya çıkıyordu. Bugüne kadar onlarca farklı kliğin kurum içindeki savaşları, birbirlerinden istihbarat saklamaları, devletin farklı istihbarat birimlerinin birbirlerine karşı espiyonaj ve kontrespiyonaj faaliyetleri yürütmeleri, birbirlerine servis ettikleri bilginin istihbarat terminolojisindeki ifadesiyle “gürültüden” ibaret olması vs…

İşte Hakan Fidan bu kliklere prim vermemişti. O yüzden Hakan Fidan’dan umduğunu bulamayanlar sayın müsteşarımızı MİT’i “darmadağın etmek” ile suçluyorlardı. Hatırlarsanız, FETÖ’nün MİT tırlarına düzenlediği alçakça operasyonda teşkilat içindeki klikler suçu birbirine atmıştı. Kimi operasyonu teşkilat içindeki “Aydınlıkçı” kesim yaptı diyor, kimi “Kemalist” kliği suçluyor, kimi doğrudan devletimizi terör destekçisi olmakla suçluyordu. Uyumanın işkence olduğu zamanlardı…

Tırlara operasyon haberini alınca evde duramadım. Sinirimden dışarı fırlayarak sokakta yürümeye başladım. Nasıl böyle bir şey olabilirdi! Kafamda Ankara’da emekli MİT mensubundan duyduğum sözler yankılanıyordu. İşte o zaman resim kafamda netleşti.

Hakan Fidan Döneminde İstihbarat Sistemimiz

Sayın Hakan Fidan döneminde 7 Şubat MİT krizi, MİT tırları operasyonu, 17-25 Aralık operasyonu, 15 Temmuz darbesi ve diğer birçok hadise yaşandı. Ancak bana Hakan Fidan dönemi ile alakalı olarak en önem verdiğin hadiseler nelerdir diye soracak olursanız şu şekilde sıralayabilirim;

Resmi Gazete’nin 04.03.2010 tarihli nüshasında 5952 sayılı kanun yayınlanmıştır. Bu kanunla KDGM kurulmuştur. Hemen akabinde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Mayıs 2010’da Brezilya’ya giderken şu beyanatı vermişti; “MİT’in birinci derece ağırlıklı görevi yurt dışı istihbaratı olmalıdır.”

Daha önceki yazılarımdan birinde de bahsettiğim üzere Hakan Fidan göreve gelmeden önce, ama özellikle de Sayın Fidan döneminde istihbarat sistemimizde önemli değişiklikler göze çarpmaktadır. Bizler ne yazık ki istihbaratın sadece magazinsel boyutuyla ilgilendiğimiz için bunlar gözden kaçmaktadır. Şöyle ki, 2006 yılında Başbakanlı Güvenlik İşleri Başkanlığı genel müdürlük statüsüne dönüştürülmüştür. 2010 yılında 5952 sayılı kanun ile “Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı” kurulmuştur. Nisan 2014’de 6532 sayılı kanun ile MİT bazı alanlarda daha güçlü bir hale getirilmiştir.

2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4. maddesine 17/4/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6532 sayılı kanunun birinci maddesi ile eklenen “h” bendi yurt içi ve dışında operasyonel yetki anlamında açık kapı bırakmıştır. Madde metni şu şekildedir:

  • h) (Ek: 17/4/2014-6532/1 md.) Dış güvenlik, terörle mücadele ve millî güvenliğe ilişkin konularda Bakanlar Kurulunca verilen görevleri yerine getirmek.

Yine 6532 sayılı Kanunu’nun 12. Maddesi ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’na eklenen madde ile Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu oluşturulmuştur. MİT’in konuya bakışı da şu şekildedir; “MİT hâlihazırda, ülkemizin hukuk sisteminde kamu idarelerinin tabi olduğu tüm denetim mekanizmalarına tabidir. 6532 sayılı düzenlemeyle birlikte, Cumhuriyet tarihinde ilk defa MİT’in millet iradesinin doğrudan temsil edildiği TBMM tarafından denetlenmesinin önü açılmaktadır. TBMM bünyesinde kurulacak olan Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu ile demokratik ülkelerde mevcut olan önemli bir mekanizma ülkemize de kazandırılmaktadır. MİT Müsteşarı’nın oluşturacağı bir Komisyon tarafından Teşkilat uhdesindeki bilgi ve belgelerin kullanıma ve paylaşılma açılmasının ve bunların akademik çalışmalar ile her türlü yayın ve edebi eserde kullanılmasının da önü açılarak tarihe tanıklık edilmesi açısından önemli bir gelişmeye imza atılmıştır.”[1]

Ayrıca yine kanun koyucu, 6532 sayılı kanun ile 2937 sayılı kanuna şu maddeyi eklemiştir:

MADDE 3) 2937 sayılı Kanunun 6’ncı maddesinin………….onuncu fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

1-d) Görevlerini yerine getirirken gizli çalışma usul, prensip ve tekniklerini kullanabilir.[1]

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın bu yasa değişikliğine bakış açısı şu şekildedir: “Dünyanın hemen her bölgesinde istihbari faaliyetler gizli çalışma usul, prensip ve teknikleri ile yürütülmektedir. Bu gizliliğin sağlanmasında istihbari faaliyetlerde görevlendirilenlerin güvenlikleri önem taşımaktadır. Bu kapsamda 6532 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemeyle istihbari faaliyetlerde görevlendirilen şahısların, kimliklerinin değiştirilmesi gibi deşifre olmalarını önleyici tedbirlerin alınabilmesine imkân sağlanmıştır. MİT’in önleyici istihbarat kapasitesinin yapılan kanuni düzenlemeler ile artırılması, toplumun huzur ve güvenliğine yönelebilecek tehditlerin büyümeden engellenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.”[2]

Bütün dünyada değişen istihbarat konsepti ile istihbarat teşkilatları akademileşme yoluna gitmişlerdir. 2008 yılında MİT bünyesindeki reorganizasyon çerçevesinde tüm dünyada olduğu gibi bizde de bu konsept benimsenmiş ve çalışmalar başlamıştır. Ayrıca yine 2008 reorganizasyonunda, istihbarat biliminde benim de en çok önem verdiğim “Açık Kaynak İstihbaratı” alanına ilişkin olarak, Açık Kaynak İstihbaratı Dairesi kurulmuştur.

 İstihbaratla alakalı olarak özel üniversitelerde yüksek lisans programları açılmaya başlanmıştır. Ayrıca malumunuz üzere Milli Güvenlik Üniversitesi kurulmuştur.

 Bu dönemde istihbarat teşkilatımız üniversiteler ve diğer sivil oluşumlarla daha çok işbirliği içine girmiştir. Maalesef halkımızın zihninde yanlış olarak şekillenen “ajanlık” faaliyetlerinin yanında akademik çalışmalara daha da ağırlık verilmiştir. Tüm dünyada sistem böyle işlemektedir zaten. Mesela ben olsam TRT World gibi kurumlarla ve çalışanları ile çok çok sıkı işbirliği yaparım. Bu gibi alanlar çok daha verimli şekilde değerlendirilmeye başlanmıştır Sayın Fidan döneminde.

Ne anlatmaya mı çalışıyorum? İstihbarat sistemimizde önemli bir gelişme sürecindeyiz. Bir nevi “sessiz bir devrim”… Bu süreç 2006 yılı sonrası başladı ve halen daha hız kesmeden devam etmektedir. Tüm anlattıklarım çerçevesinde sizce asıl hedef Hakan Fidan’ın şahsı mı, yoksa istihbarat sistemimizdeki gelişme ve millileşme süreci mi? Takdir siz değerli okuyucunundur…

Aziz Türk milletinin sizler gibi feraset sahibi vatandaşlarına her şeyi açık açık yazmaya gerek yok aslında. Tarihe not düşmek olsun bizimki…

Dışişlerindeki dinleme hadisesi olsun, MİT tırları hadisesi olsun, 15 Temmuz darbesinde teşkilatımızın eksiklikleri olsun, bunlar elbette ki eleştirilebilir. Ama teşkilatımızı eleştirirken benliğimizi de unutmamamız gerekir. TSK ve EGM bu aziz milletin yumruğudur, asla mazlumun başını ezmeyen, dosta güven veren düşmana korku salan yumruğu. Mensubu olduğum yargı sistemi ise halkın ortak vicdanıdır. MİT de bu aziz milletin ortak aklı ve zekâsıdır.

Sayın Müsteşarımız ve Milli İstihbarat Teşkilatımız hakkında herkes her şeyi söylüyor bu ülkede. CIA veya MOSSAD bir operasyon yapınca “Vay be adamlara bak ne operasyon yapmış” diyenler, aynı operasyonel kabiliyete MİT erişince akıl almaz bir biçimde kendi teşkilatını terör destekçisi olmakla suçlayabiliyor. Bu yetkiler çok fazla değil mi, teşkilat gereğinden fazla güçlü hale getirilmedi mi diyebiliyorlar…

FETÖ’cü vatan hainleri bu ülkenin müsteşarı hakkında “Humeyni’nin özel yetişmiş ajanıdır” iftirasını atarken, ABD’nin YPG’ye açık açık silah ve destek vermesini görmezden gelip MİT’i terör destekçisi olmakla suçlarken bir vatan evladı da çıkıp demiyor ki; “Behey densizler, haddinizi bilin, bahsettiğiniz kişi ve kurum Aziz Türk Milletinin bürokratı ve kurumudur!”…

Bu yazı sitede yazdığım son yazıdır. Galiba bu yüzden bu kadar şahsi bir yazıyı siz değerli okuyucuya sunma cesaretini buldum kendimde. Yine de bunun için affınıza sığınıyorum. Bugüne kadar yazılarımı takip eden, bana mesajlar yollayan tüm okuyucularımıza gönülden teşekkür ediyorum. Amacım hiçbir zaman bir yere kazık çakmak, sitemizi atlama tahtası olarak kullanarak reklam yapmak ya da kişisel düşüncelerimle sizlere yön vermek değildi. Herkes sevgilisinin verdiği gülü kurutup saklarken, MİT kampının bahçesinden kopardığı karanfili 10 yıldır cüzdanında taşıyan bir genç olarak amacım, bu alanı biraz olsun konuşulabilir hale getirmek ve bu alanda bilimsel çalışmalar yapmak isteyen gençlere referans noktası verebilmekti.

Yazılarımda siyaset yapmadım, kimseye laf atmadım yahut yaranmaya çalışmadım, yalnızca milli çizgide durmaya gayret ettim. Çünkü siyasi görüşümüz ne olursa olsun en büyük ortak paydamız her daim vatandır. Önceliğim hiçbir zaman akademik camia olmadı, hep halkı önemsedim, halk için yazdım, halkın ağzıyla yazdım. Çünkü bu devleti ayakta tutan şeyin yüksek düzeyde akademik çalışmalardan ziyade, Aziz Türk Milletinin iman ve feraseti olduğuna inandım. Yine de akademisyen unvanı taşıyan insanlardan dahi yemediğim laf kalmadı. Benim hepsine hakkım helaldir, sizler de hakkınızı helal edin. Son sözüm de şu olsun; “Her Türk asker ve istihbaratçı doğar!” Saygılarımla…


[1] 6532 Sayılı “Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, madde.3

[2] http://www.mit.gov.tr/2937.html, (25.03.2015 Tarihinde Erişilmiştir)

[1] http://www.mit.gov.tr/2937.html, (25.03.2015 Tarihinde Erişilmiştir)

4 YORUMLAR

  1. Üstad öncelikle iyi akşamlar. Bu sitede yayınladığınız yazılar benim gibi bu alanla ciddi anlamda ilgilenen bir çok kişiye ışık verdi. Devletimizin bekâsı ve milletimizin selameti adına üzerinde durulması gereken bu mühîm alana yoğunlaşıp, hatta lisansı bitirdikten sonra bu alanda yüksek lisans yapma fikriyatını bana sizin yazılarınız aşıladı. Yazmayı bırakma sebebiniz size karşı yöneltilen yeriz eleştirilerse şayet, sizden ricam bırakmamanız. Bunu yalnızca kendim için değil benim gibi düşünen ve hisseden diğer takipçileriniz için de istiyorum. İlgilenecek ve oyalanıcak bir sürü eğlenceli ama bir o kadarda yararsız şey varken, devletin bekâsı için bu yaşlarımızda bu hayatî alana gönül verdik. Ve sizin yazılarınızda bizdeki bu istenci perçinliyor, diri tutuyor. Nacizâne hislerimi ve düşüncelerimi belirtmek istedim. İyi akşamlar..

    • Sevgili dostum, ben henüz 23 yaşında bir gencim. Bu yorumunla beni ne kadar mesud ettiğini anlatamam. Benim zaten tek amacım sizler gibi vatanperver, güzel kardeşlerimle birşeyler paylaşmak, haddime olmayarak bir idrak sağlamaktı. Bu mesajınla bunu sağlamış olduğumu zaten gördüm. Demek ki vazife tamamdır:) Bu alanda benim istidadım bu kadar, ayın 21 inde inşallah hakimlik-savcılık mülakatlarına gireceğim. Eğer kazanırsam da staj süremde istihbaratla alakalı yüksek lisans yapmak ve bir kitap yazmak niyetindeyim. Bu son yazım ama bana bu imkanı sağlayan stratejik ortak ailesinin her zaman bir ferdi olmaya ve çalışmalarına destek vermeye devam edeceğim. yazmayı bırakmamın sebebi kısaca budur. Dediğim gibi amacım zaten sadece bu olduğundan gelen eleştirilere hatta hakaretlere kesinlikle kulak asmadım. Henüz istikbalini sağlam bir temele oturtamamış bir genç olarak bu ülkede düzenli olarak istihbarat yazmak ne kadar zor tahmin edebilirsin. Rabbim hepimizin yolunu açık etsin. Saygılarımla…

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here