Suriye Son Durum Haritası (Temmuz 2017)

Suriye’de Taraflar
Esad Rejimi  – Hizbullah, Rusya, İran ve Şii Milisler
Muhalifler – Ahrar uş-Şam, Şam’ın Fethi Cephesi, ÖSO vb.
PYD/YPG  – SDG çatısı altındaki küçük gruplar ve PKK
IŞİD – Örgüte biat eden yerel milis güçler ve aşiretler

Suriye’de son durum: Geçtiğimiz ay, Rusya öncülüğünde hareket eden rejim güçleri ile ABD destekli YPG’nin ilerleyişi savaşın gündemi oldu. Suriye’de Temmuz 2017 tarihli son durum haritasında Haziran haritasına kıyasla büyük değişimlerin yaşandığı göze çarpıyor.

Suriye’nin güneyinde Deyri Zor’a ulaşmak için IŞİD’e karşı operasyon düzenleyen ABD destekli muhalifler, aynı zamanda İran’ın Şam ile olan kara bağlantısını da kesmeyi amaçlıyordu. Fakat rejim güçleri bölgedeki muhalif unsurların Deyri Zor yönündeki ilerleyişini keserek Washington yönetiminin bu yöndeki hayallerine suya düşürdü.

Harita’da kuzeye doğru yöneldiğimizde ise YPG güçlerinin Rakka şehir merkezinde ilerleme kaydettiği ve şehrin güneyindeki Tabka ve çevresinde bazı bölgeleri IŞİD’in elinden aldığı görülüyor. El Bab’ın güneyinde Halep vilayet sınırlarından tamamen IŞİD’i çıkaran rejim güçleri, YPG kontrolündeki bölgeye(Tabka) ulaştı. Rejim unsurlarının Deyri Zor’a ulaşmasını engellemeyi planlayan ABD, Şam rejimine ait bir savaş uçağını düşürdü.

Başkent Şam’ın batısında Golan tepeleri mevkinde rejim güçlerini birçok kez vuran İsrail savaş uçakları, yer yer Hizbullah’ı vurduğunu iddia ederek savaşın ‘dolaylı parçası’ olmayı sürdürüyor.

1 Temmuz 2017:

Suriye son durum haritası – 1 Temmuz 2017 – Harita: SuriyeGundemi.com

Alternatif harita (1 Temmuz 2017):

Suriye savaş haritasi – 1 Temmuz 2017

Suriye ile ilgili geçen ayın bazı önemli başlıkları(eskiden yeniye):

– Suriye’de El Bab’ın güneyinde Rakka yönünde ilerleyen rejim güçleri, Maskanah’ı IŞİD’den alarak örgütü Halep sınırlarından tamamen çıkardı.

Fırat Kalkanı Harekatı‘ndaki Feylak’üş Şam ve Ahrar’üş Şarkiyye gibi grupların olduğu 7 muhalif grup birleşerek ‘Zafer Bloğu’nu kurdu.

– PYD yetkililerinden Elham, “Suudi Arabistan Suriye’de istikrarı teşvik eden rollerini oynamalıdır. Suudilerle işbirliğine hazırız.” dedi.

– Suriye’deki Rus birliklerin komutanı Surovikin, “ABD ve YPG, IŞİD liderleriyle anlaştı. Örgüt üyeleri çatışmadan geri çekiliyor.” dedi.

– ABD’nin İncirlik Üssü’ne 350 KM mesafede bulunan, YPG kontrolündeki Kobani’ye kurduğu askeri üs.

Rus lider Putin, “Ordumuz için Suriye paha biçilemez bir deneyimdi. Ordumuzun savaşa hazırlık durumu yeni bir seviyeye ulaştı” dedi.

– Rusya lider Putin, IŞİD saflarında 30 bini yabancı ülkelerden paralı olarak tutulmuş 80 bin militan olduğunu söyledi.

– Katar eski Dışişleri Bakanı Hamat bin Casim, “Suriye’de sadece biz değil; ABD, Türkiye ve diğer Körfez ülkeleri de hata yaptı.” dedi.

– Türkiye’nin askeri üs kurduğu Aktarin’de iki muhalif örgüt olan Sultan Murat Tümeni ile Hamza Tümeni’nin birbirleriyle çatıştığı bildirildi.

– TSK’nın Suriye’yi vurmasının ardından ABD’li komutanlar ile bölgede görülen YPG komutanı Cemil Mazlum’un Rakka’da öldürüldüğü bildirildi.

– Stratejistler ABD desteğiyle ilerleyen YPG güçlerinin beklenenden daha hızlı sürede daha fazla yol kat ettiğini belirtiyor.

– ABD, askeri üssünün bulunduğu, Rakka’nın güneyindeki Tabka’da rejime ait bir savaş uçağını düşürdü.

– Yerel kaynaklar, ABD, Suudi Arabistan, Ürdün, İngiltere ve Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin Haseke’de PYD ile görüştüğünü yazdı.

– Son 15 yılda ilk füze saldırısını gerçekleştiren İran’ın IŞİD’e karşı kullandığı Zülfikar füzesi 700 kilometre menzile sahip.

– Rusya’nın “Koalisyon uçaklarına ‘önleme’ yapılabilir” açıklamasının ardından Avustralya, Suriye’deki hava operasyonlarını askıya aldı.

– Sultan Murad Tugayı’nın El Bab’daki karargahına (IŞİD’in uyuyan hücreleri tarafından) EYP saldırısı gerçekleşti. Grubun 2 komutanı öldü.

– Rejime ait bir savaş uçağını düşüren ABD, iki gün sonra İran’a ait bir insansız hava aracını da düşürdü.

– Suriye Demokratik Konseyi Eşbaşkanı Riad Darar, Rusya’ya rağmen SDG(YPG)’nin yeni hedefin (Rakka sonrası) Deyri Zor olacağını açıkladı.

– Tel Rıfat’ı ÖSO’ya bırakma görüşmeleri olumsuz sonuçlandı. YPG Sözcüsü Mehmud, “TSK ve ÖSO Afrin sınırına yığınak yapıyor.” dedi.

– ABD’den Fikri Işık’a, YPG’ye verilen silahların listesi ile IŞİD sonrası silahların YPG’den geri alınacağını belirten bir mektup gönderildi.

– Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Türk ve Rus askerleri muhaliflerin kontrolündeki İdlip’te konuşlanabilir” dedi.

– Japon hükümetinin YPG saflarında savaşan ‘Reşid Japonya’ adlı kişiyi vatandaşlıktan çıkardığı iddia edildi.

– Hatay’da “canlı bomba” eylemi hazırlığındaki 2’si Türk, 3’ü Suriyeli 5 teröristin yakalandığı bildirildi.

– Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’nin YPG’ye silah desteğiyle ilgili olarak, “Her kurşunun faturasını asıl sahiplerine çıkaracağız.” dedi.

– Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Esad’ın gitmesine gerek yok dese de, Suriye’de kimyasal saldırı olursa Trump ile birlikte vurma kararı aldı.

– Salih Müslim, Afrin’de Rusya ile işbirliği yapmak istediklerini ve Rusya’nın burada asker bulundurması gerektiğini söyledi.

– Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak, “Türkiye’nin sınır güvenliği için Afrin bölgesinin terör unsurlarından temizlenmesi gerekecek.” dedi.

– YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu SDG’deki ÖSO gruplarından 90 Kürt, YPG’nin Afrin’den çekilmesi talebiyle deklarasyon yayınladı.

– Rusya Savunma Bakanı Şoygu Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü. Şoygu, en son Türkiye’ye geldiğinde TSK El-Bab’a operasyon başlatmıştı.

– BM verilerine göre 2017’de ülkesine dönen Suriyeli sayısı 500 bine yaklaştı.

Kaynak: StratejikOrtak.com

6 YORUMLAR

  1. ESAD IN BAAS ANLAYIŞINI POLİTİKASINI BIRAKIP MEZHEPÇİLİĞE,MEZHEP SOYKIRIMINA BAŞVURMASI ARAP DÜNYASININ KURTULUŞUNU TARİHE GÖMMÜŞ.UMUTLAR SUYA DÜŞMÜŞ TARİHE GEÇEN KARA BİR SAYFA OLUŞTURMUŞTUR..BAAS IN ANLAMI OLUMLU DUR.ARAP BİRLİĞİ ÜZERİNE LAİK VE KISMİ SOSYALİST İLKELERE SAHİP İDİ.ARAP DÜNYASI, DIŞ GÜÇLERİN TOPRAKLARINI DOĞRUSAL ÇİZGİLERLE BÖLÜP KRALLIKLARA AYIRMASI GİBİ BU TRAJEDİDEN BİR AN ÖNCE KURTULMALI..

  2. Amerika ve İran gerilimi, yeni oyun!
    Tarih26 Şubat 2017, 21:50EditörYönetici
    Hep bilindik bir senaryoyu yeniden oynuyorlar..

    Emperyalizmden İran’a, “Düşman Kalalım, Sen Müslüman Dostlar Kazan!”
    Ümmetin siyasi ve ictimai manada yekvücut olduğunun müşahhas sureti olan Osmanlı’nın mirasına sahip çıkan bir Türkiye ile İran’ın karşı karşıya geleceği malumdu. Bu malumiyet belli çevrelerin hakikati tahrif ameliyelerine rağmen, bu gün o derece zahir olmuştur ki, en basit nazarla dahi iki devlet arasındaki derin ihtilafı görmek mümkündür.

    Aynı idealleri taşıdığımızı zannettiğimiz, bütün olanlara rağmen kucakladığımız İran gördük ki bir yüzüyle ümmet coğrafyasında, diğeriyle ise şer cephesinde. Yani sahnede farklı, mahfilde farklı bir İran var. Surette ABD ve İsrail’le derin bir anlaşmazlık içerisinde olan fakat ABD’nin işgal ettiği yerlerde her nasılsa sürekli kazanan, kendisine atiyeler verilen bir İran…

    Emperyalizma kendi menfaatleri çerçevesinde kurduğu dengeyi koruyabilmek için, elini sahnede Ehl-i Sünnet Müslümanların yaşadığı devletlere, mahfilde ise İran’a uzatmakta. Fakat zaman zaman da ikiyüzlülüğünü örtememekte. Emperyalizma, geçen asırda Anadolu’yu, Mısır’ı, Şam’ı, Hindistan’ı işgal etti fakat Şii nüfusun yoğun olduğu yerlere neredeyse hiç müdahil olmadı. (Ehl-i Sünnet tarafından ehl-i kıble olarak görülen ve İslam dairesi içerisinde kabul edilen Şiilere emperyalizmanın müdahil olmaması her Müslüman için sevindirici bir durumdur.) Çünkü Batı için asıl tehlike İslam coğrafyasındaki büyük çoğunluğu temsil eden Ehl-i Sünnet’tir. Bu yüzden emperyalizma planlarını azınlık olan Şiilere yeni yayılma alanları hazırlamak ve Ehl-i Sünnet Müslümanlarını farklı değerler merkezinde yeni parçalara ayırabilmek esası üzerine tasarlamaktadır. Bunun için hemen her kesimden Müslümanın nefretini kazanan ABD ve İsrail, İran’la düşman görünerek, İran’ın Ehl-i Sünnet Müslümanları nezdinde itibar kazanmasını temin etmektedir. Yani emperyalizma icraatlarıyla İran’a, “sürekli düşman kalalım ki sen yeni dostlar kazan.” demektedir.

    İran ve Şia ile alakalı bu değerlendirme Müslümanların mevcut algılarına aykırı olduğundan bazı zihinlerde idrak sıkıntısına yol açabilir. Bu yüzden hadiseyi örnekler bağlamında müşahhaslaştıralım:

    ABD, zahirde İran’a nispetle Ehl-i Sünnet Müslümanların çoğunlukta olduğu devletlere daha yakın duruyor. Ne var ki aynı ABD işgal ettiği Irak’tan çekilirken yönetimi İran’la her nevi birlikteliği olan Şiilere bıraktı. Lübnan, İran devrimini desteklemek için kurulan Hizbullah’ın kontrolünde. Suriye’de iktidar onlarca yıl önce azınlık olan Nusayriler’e teslim edilmişti. En zalim idarecilerin dahi yapmaya cüret edemeyeceği katliamları Batı, Nusayriler eliyle yaptı. Dün Hama, Hıms yerle bir edildi. Bugün aynı azınlık kendisini iş başına getiren emperyalizmanın gizli, İran’ın ise açık desteğiyle Müslüman katliamına devam ediyor.

    Ehl-i kıble nazarıyla baktığımız Şia hakkında böyle bir mütalaa, “ümmet bilincine ne kadar uygun?” diye sorabilirsiniz. Aslında bu soruyu, yazıyı yazmadan önce ben de kendime sordum. Fakat bina çökerken çatlayan duvarlara mücamele yapmanın büyük kayıplara yol açacak olması beni bu satırları yazmaya icbar etti. İsterseniz hadiseye Şam’da, Halep’te ya da Hama’da “Özgür Suriye Ordusu” saflarında savaşan mücahitler zaviyesinden bakalım. Geçen yıla kadar onların araba, ev ve işyerlerinin camlarında Hizbullah lideri Nasrallah’ın posterleri asılıydı. Şii olduğuna bakmadan onun zaferiyle iftihar ederlerdi. Hatta Butî’nin duasından etkilenip, “Ya Rab! Beni Nasrallah’ın bedeninde bir parça yap” diye dua edenler de vardı. Fakat aynı Nasrallah, aynı Müslümanları Lübnan’da mülteci, kendi topraklarında ise mukim olarak hunharca katletti. Şimdi onlar, muzaffer olması için dua ettikleri “Hizbullah”a “Hizbuşşeytan”, Nasralllah’a “Nasrallat” diyorlar.

    Ehl-i Sünnet Şia’yı her şeye rağmen tarihin hemen her döneminde defalarca kucakladı. Yakın dönemde Ehl-i Sünnet’e mensup bazı âlimler, “Mukaren Fıkıh” kapsamında Şia fıkhını da okuttu. Son dönemde telif edilen İslam fıkhı kitaplarının bir kısmında Şia fıkhı’na yer verildi. Mustafa es-Sibaî (rahimehullah) akademik hayatı boyunca gerek dersleriyle, gerekse de eserleriyle rıza-i ilahi için bu yaklaşımı destekledi. Fakat Merhum, Şii âlimlerin gerçek hayatta, ittihad-i İslam gündemli meclislerdeki konuşmalarının zıddına davrandıklarına şahit olunca yine ilah-i rıza için desteğini çekti. Hoca, Şia’nın söz-amel farklılığına müşahhas bir örnek olarak 1953 yılında Sur şehrindeki evinde ziyaret ettiği Şii âlim Abdulhüseyin Şerefuddin’den bahseder. Evde, ittihad-ı İslam için neler yapılabileceği konuşulur. Belli esaslarda anlaşma sağlanır. Bu çerçevede her iki taraftan âlimlerin birbirlerini ziyaret etmeleri ve bu yakınlaşmayı temin edecek eserlerin telif edilmesi kararlaştırılır. Sibaî bu çerçevede bir takım girişimlerde de bulunur, Beyrut’ta farklı kesimlerden Şia’nın önde gelen isimlerini ziyaret eder. Ne var ki bir zaman sonra ittifakın müessisi kabul edilebilecek Abdulhüseyin’in, Ebu Hureyre (radiyallahu anh) hakkında sövgülerle dolu bir kitap neşrettiğini görür. Sıbaî’nin başlattığı, Şia ile Ehl-i Sünnet’in ittihad-ı İslam ameliyesi öncekilerde olduğu gibi yine Şiilerin sözlerine muhalif amelleriyle inkıraza uğrar.1

    Şia, amel planında muahede esaslarını değil, gizli ajandasını esas aldı. Muhammed Takî el-Kummi adındaki Şii bir âlim 1945 yılında Kahire’de “Dâru’t-Takrib beyne’l-Mezahibi’l-İslami”yi kurdu. Kurumun amacını, Ehl-i Kıble’yi tevhit etmek olarak açıkladı. Sunni âlimlerin bir kısmı da zahirde iyi niyet taşıyan bu kurum içerisinde görev alarak katkı sağladı. Dâru’t-Takrib’in yayın organı olan “Risaletü’l-İslam” mecmuası Ezher Rektörü Mahmud Şeltut’un verdiği bir fetva ile kurumun gizli ajandasını deşifre etti. Sahabeye sövmekten vazgeçmeyen Şia, Ezher Rektörü olan Şeltut’a; “İmamiyye ya da İsna Aşeriyye Şiası olarak anılan Caferiyye mezhebinin hükümleriyle amel etmek Ehl-i Sünnet mezheplerinde olduğu gibi caizdir. Müslümanlar bunu bilmeli ve bazı mezhepler hakkında taassuptan kurtulmalıdırlar.”2şeklinde fetva verdirmeyi başardı. Pek çok Şii, bu fetvayı kitaplarının ilk sayfalarına aldı. Fetvanın etkisiyle bazı sunni gençler şiî oldu.

    İran devriminden sonra İslam gençliği, şiileri,”لا شيعية لا سنية وحده وحده اسلامية”

    “Ne Sünniler ne Şiiler yaşasın İslam ümmetinin birliği” ifadesiyle kucakladı.

    Hadiseye dair hükmü, realite yerine, sadece emperyalizmanın surette İran’la kesintisiz bir krizi tercih etmesine bakarak tayin edenler, ray değiştirdi. Şia’nın gizli ajandası çerçevesinde yaptığı ihanetlere bakmadan onu desteklemeyi tercih etti. Filozofların Yunan Felsefesine ait metinleri Arapçaya aktarırken “felsefe” kelimesini “hikmet” olarak tercüme etmeleri gibi, onlar da, Şia’yı Ehl-i Beyt olarak isimlendirdi. İran’dan etkilenen yazar-çizer taifesi Suriye’deki İran destekli katliama ya sessiz kalarak ya da bizzat İran’ın dolayısıyla da katil Esad’ın yanında yer alarak destek oldu. Hama,’da, Hımıs’ta, Şam’da her gün yüzlerce Müslüman şehit olurken, Suriye davası Filistin, Arakan ya da Somali için oluşan kamuoyu desteğinin çok gerilerinde kaldı. Mazlumlarla dayanışma için düzenlenen mitinglerde Suriye gündeme bile alınmadı. Bütün bunların arkasında Türkiye’deki İran sever yazar-çizer taifesinin önemli bir rolü vardır. Ehl-i Sünnet sabır ve temekkün okuludur. İhtilali benimsemez. Dolayısıyla meşru otoriteye başkaldıranlar desteklenemez diyen Müslümanlara gelince, onlar, emperyalizmanın düzenli bir şekilde Müslüman katletme görevi karşılığında kendisine iktidar verdiği Esad rejimini hangi esaslara dayanarak meşru addetmektedirler?!

    İhsan Şenocak Hocaefendi

    Dipnotlar

    • Hahahaha hocaefendiler tutuşmaya başlamışsa durum gerçekten kritik.sunni islam bitecek gerçek islam ehlibeyt kazanacak. Sunniler ya vahhabi selefi olup taraftarı olduğu dini gerektirdiği gibi yaşayacak tam anlamıyla ya dinden uzaklaşacak çıkacak ya ehlibeyte teslim olacaklar başka yol yok.Ehlibeyt kazanacak ya ehlibeytten olacaksınız ya yezidden ortası yok

    • Hilafet devletinin meçburiyetinin öneminin artırmiş olan bu yazı okurken göz yaşımı tutamadığım ancak iki saatta bitirebildiğim acıkca soyluyorum

      neden bu dunya insanlığı özellikle özellikle muslümanlar hilafetten ve halifenin varlığına tahamulları olmuyor veyahut aynı unvanda farklı hilafet devleti ve halifeler çıkararak yüce yaratıcının yardımına lütfuna mazhar olamıyorlar

      İnanın kafirlerin koyduğu düzenler dünyanın en zayif olan örümcek yuvası gibi rabbimin izniyle dağılmaya mahkumdur.

      Ancak şirk bataklığına düşmüş müslüman ların işittik itaat ediyoruz! düstürüne ama diyerek başka başka yazar çizerlerin yorumcuların yönlendirmesine teslim olmuş bi şekilde kalarak bi başka kişinin anlayışına güç katarcasına kendi kendilerine rakip müslüman toplumlar oluşturarak çoklu demokratik anlayışına destek çıkılıyorlar? akıl karı deyil

      uyanın müslümanlar islam devletsiz devlet islamsız olamaz.

      Beşeri bir sistemin yoneticisi islamı kurallarının uygulanmasına izin verme hakkı yoktur.izin verirde itaat edilirse HAŞA ALLAH a şirk koşmuş olmazmı? munafıklığa sebep olmazmı? bu iki şeyde rabbimizin gadabı şiddetli olmazmı? onun içinde yardımından mahrum bırakmazmı?bu tefrikaya ve güçsüzlüğe doğru giden bir yol olmazmı? Daha çok şeye sebep olur kesinlikle bu kadarını anlıyabilen bir kişi deryaya dalmış ve islam ahlakiyle fethet miyeceğı bir gönül birakmaz!

Siz ne düşünüyorsunuz?