Kral Faysal ve Irak’ın Bağımsızlığına Giden Yol

Kral Faysal

Irak’ta gerçekleşen 1920 ulusal kurtuluş hareketinin ardından yeni Irak komiseri olarak Sir Percy Cox atanır. Doğrudan yönetimin ne kadar büyük bir hata olduğunun farkında olan Cox Iraklılara bir bayrak ve kral vermek için bir konferans yapılmasını talep eder.

12 Mart 1921 tarihinde 40 İngiliz Ortadoğu uzmanı ve İngiltere Sömürge Bakanı Winston Churchill’in katılımıyla Kahire Konferansı başlar. Üzerinde durulan konular; Irak’a yeni bir Arap yönetici belirlemek; İngiliz askerlerin sayısını ve ülkenin yönetim maliyetini azaltmak; Mezopotamya’nın hangi bölgelerinin elde tutulmaya değer olduğuna karar vermek ve son olarak manda yönetimi için gelecekteki parasal yardım miktarını hesaplamaktı. Irak’ın geleceği konusunda tartışan uzmanlar, Irak için üç önemli noktada anlaştılar: Krallık, Antlaşma ve Anayasa.

Ortadaki oturan: Şerif Hüseyin, solundaki: Kral Faysal

Percy Cox kral olarak Fransa’nın Suriye’den çıkardığı Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı önerir. Bu öneriye Gertrude Bell ve Lawrence da sıcak bakar. Sömürgeler Bakanı ve Kahire Konferansı’nın düzenleyicisi Winston Churchill de Faysal konusunda ikna olur Faysal peygamber soyundan geldiği için Sünni ve Şiiler tarafından kabul göreceği düşünülür.

Konferansa katılanlar Faysal’ın İngilizlerin bir dayatması sonucu değil, Irak halkının tercihi sonucunda göreve gelmesinin halk nazarında olumlu bir etki yaratacak olması nedeniyle Faysal’ın seçimle işbaşına gelmesine karar verirler. İngilizlerin yardımıyla 23 Ağustos 1921’de yapılan referandum sonucu Faysal Irak halkının %96’sının oyunu alır. Ama gerçek bu şekilde değildi. Çünkü Kürtler ve Şii Araplar referanduma katılmamıştı.

Faysal’ın krallığı onaylanır ve İngilizlerin “Tanrı Kralı Korusun” marşı eşliğinde Bağdat’ta taç giydirilir.

 

10 Temmuz 1924’de Irak Anayasası kabul edilir. Anayasa’da hükümet biçimi seçimle oluşmuş çift meclisli bir parlamentoyasahip anayasal monarşi olarak tanımlanır. (İngilizlerin genelde istikrarsız olmaları için sömürgelerine tavsiye ettiği bir sistem!)  Anayasaya göre İslam, devletin resmi dini olarak kabul edilmekte, Şeriat mahkemelerinin gerek bireysel davalarda gerekse vakıf davalarında yetkili olduğuna yer verilir.  Bu anayasa ile parlamenter demokrasi kurulmasına rağmen güç Kral Faysal’ın elindeydi. Batılı anlamda siyasi partiler hemen hemen yok denecek kadar azdı. Irak siyasetinde partiler ve programları değil kişiler ön plandaydı. Mesela Musul’da Umari ailesi, Seyid Abdurrahman Geylani, Şii lider Sayid Muhammed es Sadr, Nuri Said Paşa(hain bir Osmanlı yüzbaşısı), Jafer el Askari, Yasin el Haşimi (Birinci Dünya Savaşında Türk Ordusunda görev yaptı).

Bernard Lewis’in ifadesiyle, “Batı Avrupa’nın siyasi vasıtaları olan parlamentoları, seçimleri, partileri ve programları, gazeteleri ve otorite kaynağı olarak halkoyuna başvurmaları bir hazır elbise gibi ödünç alınarak henüz buna hazır olmayan bir cemiyete giydirildi.”

Arapları Osmanlı’ya karşı ayaklandıran Lawrence ve Kral Faysal

Faysal ilk olarak devlet memurluklarına Osmanlı’da eğitim almış olan Sünni Arapları atayarak geçmişte de olduğu gibi Sünni bir idare kurar. Böylelikle Şiiler ikinci plana atılmış olur.

Diğer yandan eğitimi merkezileştirerek rejimin Araplaşması yolunda çalışmaya başlar.
Eski Osmanlı bürokratı, milliyetçi Satı el-Husri’yi 1921 yılında, Eğitim Genel Müdürlüğü’ne getirir. El-Husri görev süresi boyunca Irak’ta; Arap tarihini, Arap dil ve edebiyatını ön plana çıkaran seküler, bir eğitim modeli oluşturmaya çalışır.

Pan-Arabist zeminde gerçekleştirilen eğitim nedeniyle Irak tabanlı vatanseverliğin önü tıkanmış, Irak kimliği oluşturulamamış, bu sayede Şiiler ile Kürtler devlete entegre edilememiştir. Osmanlı’dan Sünni yönetici elitle yola devam eden Faysal, Kahire Konferansı sonrasında kurulan Irak Ordusu’nu da aynı anlayışla biçimlendirdi ve üst düzey subayların tamamına yakını Sünni Araplardan meydana getirildi.

Faysal başından beri mandaya karşıydı ve tam bağımsızlığı savunuyordu. Bu söylemlerin bölgede devam etmesi neticesinde İngiliz aleyhtarlığı tekrar yükselmeye başladı.
Bunun üzerine Sir Percy Cox’un ısrarlı diplomasisi sonucunda Faysal ikna edilebildi ve 10 Ekim 1922 tarihinde mandanın önemli hükümlerini de içeren bir antlaşma imzalandı.
Antlaşmaya göre; Irak, İngiltere’yi ilgilendiren konularda karar almadan önce İngiliz tavsiyelerine dikkat edecekti. Ayrıca, Irak hükümeti yönetim maliyetlerinin yarısını karşılayacaktı.

Dahası, antlaşma önemli makamlara İngiliz yetkililerin danışman ve müfettiş olarak atanmasını hükme bağlamıştı ve bu kişilerin hükümet politikalarını veto etme hakları bulunacaktı. Antlaşma bunların yanında İngilizlerin istihbarat ve askeri ayrıcalıklarının devamını öngörüyordu.

1925 yılında Irak Petroleum Company adlı İngiliz şirketi ile Irak hükümeti arasında Musul petrollerini İngiliz kontrolüne bırakan ve süresi 75 yıl olan bir imtiyaz anlaşması imzalanmıştı. Anlaşma Irak hükümetine şirkette ortaklığı yasaklarken, ton başına belirli miktar para vermeyi hükme bağlıyordu.

1930 yılında Faysal tekrar İngilizlerle masaya oturdu. Yapılan anlaşma neticesinde İngilizler bütün iktisadi çıkarlarını garantiye almak şartıyla manda yönetimini sonlandırmayı kabul ettiler. Ayrıca Irak ordusunun yurtdışı eğitim hizmetlerinin yalnızca İngiltere’den karşılanması ve ihtiyaç duyulan silahların da yine sadece İngiltere’den alınması kabul edildi. Tüm bunların yanında antlaşma İngiltere’ye Irak’ta iki hava üssü bulundurma hakkı da tanımıştı. Antlaşmanın ardından Irak, 1932 yılında resmen bağımsız oldu ve Milletler Cemiyeti’ne katıldı.

Kazım Köprülü

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

 

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here