Pearl Harbor’ın Stratejik Sendromu ve Amerikan Stratejik Hafıza Oluşumu

Pearl Harbor savaşı Amerikan stratejik hafıza oluşumunun ana hadiselerinden biridir. 7 Aralık 1941 şafağında Japon avcı uçakları Pearl Harbor’daki deniz üssüne saldırıda bulunurlar ve Amerikan ordusuna sadece operasyonel bir yenilgi tattırmakla kalmayıp ani bir bozguna maruz kalma korkusunu da aşılayarak Amerikan savaş donanmasının önemli bir kısmını imha ederler. Hasar tespiti amacıyla Pasifik Okyanusu’nda bulunan yüksek askeri ve siyasi sorumlular, ilan ettikleri milli seferberliğin yola koyulması için gereken birkaç gün boyunca, yeniden saldırıya uğrama korkusundan bu işleri yapamaz hale gelirler.

Bu yetenek eksikliğinin verdiği sıkıntı, özellikle Reagan döneminin ortalarından 2001 yılına kadar Amerikan strateji üretiminin geri dönen bir hedefi haline gelmiştir. Milli güvenlik aygıtı olan sinemanın yatırım yaptığı tüm alanlarda bu sıkıntı kendini göstermiştir. Bu stratejik sendrom, bir ‘’Pearl Harbor nükleer saldırısı’’ndan korunmak amacıyla Reagan’ın füze kalkanı teklifiyle hareketlenmiştir.

1997 yılında Donald Rumsfeld tarafından yönetilen Senato Komisyonu, gelecekteki silah tehditleri ile ilgili olarak bir ‘’balistik füzenin yol açacağı Pearl Harbor’’ teziyle karşı karşıya gelir. Uzay araçlarını koruma görevi olan Uzay Kuvvetleri Komutanlığı muhtemel bir uzay Pearl Harbor’ını meydana getirecek saldırıdan daima korkulmasını ister. Buna paralel olarak Amerikan toplumunun ‘’bilgi çağı’’na girmesiyle, sivil ve askeri tahminciler arasında bir sanal Pearl Harbor terimleri uçuşmaya başladı. Aniden ortaya çıkan ve tehdit içeren her operasyonda, ya da Amerika Birleşik Devletleri için risk oluşmaya başlayan her şeyde bir ‘’Pearl Harbor’’ tehlikesi daima vardır.

 

Sadece ordu için değil, aynı zamanda Amerikan toplumu için sürpriz bir saldırı, ana bir risk olarak yaşanır: Stratejik sistemin güçsüz kaldığı her güvenlik konusunda uyum zorluğu mevcuttur ve öldürücü düzen bozukluklarına rastlanır. Moda olan bir stratejik senaryoya göre, eğer iletişim uyduları tarafından aktarılan mali bilgi nakli felce uğrarsa sosyal ve siyasi hayatın darmadağın olması beklenmelidir.

Bu esnada bu sendromun tekrar ortaya atılması, kabul edilen büyük stratejik eğilimleri, silahlı sistem edinimlerini ve ayrıca ekonomik hareket ve onu destekleyen sosyal devamlılığı yerleştirmek maksadıyla milli güvenliğin üst görevlilerine ‘’kendi kendini korkutma oyunu’’ ve bu korkuyu halka yayarak güvenlik ve savunma düşüncelerinin haklılığını ortaya koymak gibi temel bir işleve sahiptir.

Reagan’lı yıllardan (1980-1988) bu yana milii güvenlik sinemasının tamamı bu sendromu işlemede uzmanlaşır. Bu yılların başlıca eseri, James Cameron’ın yönetmenliğini yaptığı, Sigourney Weaver ve Michael Biehn’in oynadığı 1986 yılı yapımı ‘Yaratık 2’’ (Aliens) filmidir. Bu film, Amerikan strateji anlayışında, ateş gücünün ve savaş teknolojilojik saldırısı ile düşman tarafından kuşatılmış, düşman bir tabiatın ortasında terk edilmiş bir koloniye dönüşmeyi temsil eder.

Pearl Harbor sendromu da bu çerçevede hayatta kalma ve stratejik hareket için seferber olmanın motoru olarak ortaya çıkar. Donanma tekrar savaşma ve üstünlüğü ele alma gücünü kendinde bulur ve gezegeni de nükleer tehlikeden temizleyerek ve Yaratıkların ‘’ana kraliçesini’’ öldürerek savaşı sona erdirir. Son görevli bir onbaşı ve harekatın sivil şefi, ‘’Ancak bu şekilde güvende olabiliriz’’ diye açıklama yaparlar.

 

Yarattıkları askere ve koloniye olan bu saldırısının ‘’mantıksal’’ sonucu nükleer yıkıcılıkla neticelenir. Saldırganlar Amerikalılar tarafından yapılmış nükleer saldırının kurbanlarıdır. Gerçekte filmin de iyi bir şekilde gösterdiği gibi bu sendrom güce başvurmanın meşruluğu ve ABD’nin onlara karşı yürüttüğü teknoloji yarışının doğruluğunu ortaya koymanın belgesidir.

Filmin askeri ve teknolojik belirginliği, modern silahlanma ve kent savaşları üzerine önemli araştırmalar yapan James Cameron’n senaryoya başlamadan önce gerçekleştirilmiş çalışmasında yatmaktadır. Ayrıca, filmin çekimlerine başlamadan önce yapılan hazırlıklar, oyuncuların profesyonel askerler tarafından düzenli olarak eğitilmesi geleneğini ortaya çıkardı. (Bu gün Angelina Jolie gibi bazı oyuncular, milli güvenlik konulu bir film çekmeyi, alacağı eğitimin gelecekteki kariyerine yardım edip etmeyeceğine bakarak kabul etmektedir.)

H. Anıl Tezsehen

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

1 Yorum

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here