Çevreleme Politikaları, Teoriler ve Terör

19.yy’ın başlarından itibaren gelişen  Avrupa ülkelerinin küreselleşme ile daha fazla alana yayılma ihtiyacı duyması bunun da teknoloji bağlamında mümkünlüğünün artması sayesinde elde edilen verilerin ‘Çevrele, Yok Et ya da Yok Ol’ bağlamında bir dış politika olarak ön plana almaları her devletin yayılma politikaları ile ilgili çeşitli görüşler geliştirmesine neden olmuştur. Ülkelerin iktisadi açıdan izledikleri yayılmacı politika bazı bölgelerde kolaylıkla sağlanırken enerji bağlamında izleyecekleri politika ise günümüze değin ‘terör’ vasıtası ile gerçekleşmiştir.

Şu an dünya toprak ve nüfusuna baktığımız zaman Doğu Yarım Küresi saha itibariyle Batı Yarım Küresinin üç katı, nüfus itibariyle on katıdır. Elde edilen verilerin gerçekçiliği şunu ortaya koymaktadır ki Doğu Yarım Kürede bulunan ‘Enerji’ verileri bakımından da üstün olduğu için dünya çapında meydana gelecek bir mücadelede, Batı’nın Doğu karşısında uzun süre dayanması şüphelidir. Böyle bir durumla karşı karşıya olan Batı, Orta Doğu bölgesinin ya da Doğu Yarım Küre’sinin yalnızca bir devletin hakimiyetinde birleşmesine engel olacak bir dış politika takip etmeye ihtiyacı vardır ve bu bölgelerde tek bir kuvvetin hakim olmasının uygun olmadığı için Amerika’nın dış politika esasını böyle bir kuvvetin ortaya çıkmasını engellemekle birlikte ileri düzeyde öngörü oluşturması gerekliliğinin farkında olarak politikalar belirlemektedir.

Bölgelerin kendi içerisindeki liderlik vasıflarını korumak istemeleri neticesinde kendi içlerinde verdikleri mücadeleleri devam ederken Batı dünyasının da olaya dışarıdan müdahil olması Orta Doğu ile beraber Doğu Yarım Kürede oluşan karışıklığın nedenlerini açıklayıcı nitelikte gözükmektedir. Doğu Bloğunda Çin ve Hindistan’ın kalkınması ile Sovyet Rusya’nın Asya Bölgesinin önemi kaybolacak olması bu üçlü arasında ki mücadeleyi artırırken Orta Doğu ve hatta Afrika’ya inen güç mücadelesi Terörizminde etkin kullanımı ile rekabetin dışında bir vahşete dönüşmesine sebep olmaktadır. Tüm bu güç unsurlarının savaş mahalline birde Batı’lı devletlerin müdahil olması, bölgede ki terör olaylarının artmasına ve bölgenin istikrarsızlaşması ile birlikte enerji kaynaklarının da sömürülmesine uygun koşulları sağlamaktadır.

Özellikle Amerika’nın ‘Kara Hakimiyetini’ artırmak istemesi ve bugün izlediği politikalar, en başta bahsettiğimiz yüz ölçümü değerleri ve nüfus açısından Doğu Yarım Küreye karşı alınacak önlemlerin başında son derece önem arz etmekle birlikte Batı’nın ayakta kalabilme mücadelesinin ‘Kıtasının Dışında’ vereceği mücadeleye bağlı olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu yüzden, Batı Avrupa’dan başlayarak Akdeniz, Ortadoğu, Hindistan, Güneydoğu Asya ve Çin’i kapsayan bölgeleri ‘Kenar Hilal’ teorisi doğrultusunda izlediğimiz zaman Amerika’nın hakimiyeti için yayılma politikalarını bu ülkeler üzerinde devam ettirmesi ve  sürdürülebilir güç dengesini buradan odakla koruması gerektiği aynı zamanda  buralarda bulunan zengin enerji kaynaklarına ulaşarak ele geçirmek istemesi bugün izlediği politikaların sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

kenar kuşak hakimiyet teorisi

Amerika tarafından 20.yy’ın başından itibaren uygulamaya konulan politikalar sonrası Orta Doğu ve Güney Asya ülkeleri büyük ölçüde yayılma politikaları doğrultusunda kontrole alınmış ve bölgedeki kontrolleri iyi sağlaması açısından deniz kuvvetlerinin ve kara kuvvetlerini geliştirmiş bu politika doğrultusunda tüm deniz ve okyanusları denetiminde tutan büyük filoları oluşturmuştur.

19.yy’dan günümüze kadar gelen çevreleme politikaları göz önün alındığında Rusya ve Çin gibi ülkelerin yükselişini durdurmak, Orta Asya’da Rus ve Çin liderliğindeki siyasi ve askeri oluşumları engellemek maksatı ile Hazar Bölgesi başta olmak üzere bölgede kalıcı bir pozisyon almaya çalıştığı görülmektedir.

İşte bu amaca ulaşmak için, bölgede ki bütün aktörler kullanılmakta ve Orta Doğu’daki mevcut sınırlarla da bu yüzden oynanmaktadır. Amerika’nın Hazar ve Orta Asya çevreleme politikalarının sürdürülebilirliği Yeni Bir Orta Doğu ile mümkün olmakla birlikte  Amerika’nın bu bölgeye yerleşmesi ile gücünü sürdürülebilir kılacaktır. Jeostratejik açıdan yapılan hesaplamaların doğrusal niteliği Orta Doğu’dan Orta Asya’ya bir güzergah olarak kullanılması bölgede politik ve askeri açısından kesinti otorite anlamında boşluğun olmamasından geçmektedir.

Sonuç itibari ile Doğu Yarım Küre’ye yerleşmeye çalışan Amerika, güney ekseni üzerinde yer alan planlarını Orta Doğu bölgesini emniyete alarak önemli ölçüde kolaylaştırarak gerçekleştirecek, Orta Asya’dan gelişen ve öne çıkan ülkelerin  Orta Doğu’da olası üstünlük ve etkisine yer vermek istemeyen öngörüsüyle de daha etkin bir Orta Doğu politikası oluşturarak bu olası etkileşimin önüne geçmeye çalışacaktır. Bölgede ileri zamanlar daha sıcak çatışmalar ve daha fazla terörize faaliyetlerle üstünlüğünü kaptırmamaya çalışacak olan Amerika Orta Doğu’da faaliyet gösteren ”unsurlarına” daha etkin destek vererek daha fazla şiddet sarmalına giren bir dünya yaratmaktan kaçınmayacaktır.

Ferdi Güçyetmez

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

2 YORUMLAR

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here