Taliban Hareketi Hakkındaki Yanılgılar

1978 yılında Sovyet yanlısı sosyalist Kabil hükumetine karşı Afganistan’da başlayan din merkezli isyan sonucu hükumet, Sovyetler Birliği’ni yardım amaçlı ülkesine davet etmişti ve Kızılordu ile birlikte 7 büyük asi örgüte karşı mücadele veriliyordu. Bu 7 asi örgütte genellikle belirli aşiretleri temsil ediyordu. Yani savaşta, Afganistan’ın feodal yapısını tarih boyunca muhafaza etmeye çalışan kabile etkisi ön plandaydı. Fakat sanılanın aksine bu 7 büyük örgüt arasında ne Taliban nede El-Kaide vardı.

Bu 7 örgüt şunlardı: Hizb-i İslami Gulbeddin, Hizb-i İslami Halis, Cemaati İslami, İnkılab Hareketi, İttihadı İslam, Cünbüş-ü İslami ve Hareket-i İslami.

Molla Ömer, Taliban’ın kurucu lideri, 1996-2001 Afganistan’ın de-facto devlet başkanı

Sovyetler Birliği, kendi yaşadığı siyasi değişimin(Gorbaçov) etkisiyle 1980’li yılların ikinci yarısında savaşı bitirme amacındaydı ve bölgedeki asker sayısını 1989’a kadar sürecek şekilde azaltacaktı. 1985’te 600 bin olan asker sayısı en sonunda şubat 1989’da sıfırlanacaktı. Çünkü artık savaş Sovyetler Birliği için çok maliyetli hale geliyordu.

Fakat Sovyetler Birliği Sanılanın aksine savaşı kaybetmiyordu. Çünkü onların amacı sosyalist Kabil yönetimini asilere karşı ayakta tutmaktı ve görev süresince bunu sağladılar. Savaş karşıtı yeni lider Gorbaçov‘un adımlarının etkisiyle Kızılordu, 1989 şubatında son taburunu da geri çekmiş ama aşiretler için Afgan cihadı bitmemişti. Çünkü savaşın asıl amacı Sovyet yanlısı Kabil hükumetini iktidardan düşürmek ve Afganistan’ı eski muhafazakar yapısına döndürmekti.

Afganistan’da tarih boyunca hep aşiretlerin kontrolü söz konusu olmuş ve sürekli merkezi hükumetler aşiretlerle sorun yaşamıştır. Pek çok kez merkezi hükumetlerin aşiretlerin hegemonyasını kırmak için çaba göstermesi bu tür isyan süreçlerini de beraberinde getirmişti. Fakat bu seferki isyanın boyutu daha farklıydı. Çünkü Afganistan’ın dışından da çok sayıda gönüllü geliyor ve bu örgütleri besliyordu. Ayrıca bu örgütleri sırf Kızılordu zayıflasın diye silahlandıranlar da vardı. Fakat sanılanın aksine asileri silahlandırma süreci savaşın başından beridir var olsa da, gönüllüleri toplayıp Afganistan’a göndermek 1986’da, yani Sovyet askeri müdahalesi bitmek üzereyken başlamıştı.

1988 yılında Suudi Arabistan’ın inşaat sayesinde en zengin ailelerinden biri olan Bin Ladin ailesinin(Kabe’yi genişletme çalışmalarını yürüten inşaat şirketidir aynı zamanda) bir üyesi olan Usame Bin Ladin, Suudi Arabistan’daki nüfuzunu da kullanarak El-Kaide’yi kurmuştu. Ancak henüz çok küçük bir örgütlerdi ve Bin Ladin’le birlikte bölgeye gelen birkaç Arap’tan oluşuyordu. Zaten birkaç ay sonra şubat 1989’da Kızıl ordu bölgeden çekilince Usame Bin Ladin ülkesine geri dönecekti. Yani Sovyet müdahalesi sırasında sanılanın aksine El-Kaide’nin kayda değer bir çatışması yoktu. Onların Afganistan’a geri dönüşü ise ancak 1996’da olacaktı.

Diğer asi örgütler merkezi hükumetle mücadeleyi sürdürürken beklenmedik bir şekilde 1991’de Sovyetler Birliği dağıtılacak ve Merkezi hükumet yalnız kalacaktır. Öyle ki; Sovyetler Birliğinin verdiği petrolle uçaklarını uçuran Kabil hükumeti, artık uçaklarını bile uçuramayacak halde hava üstünlüğünü yitirecek ve 1992’de Kabil düşecektir.

Peştunlar, savaş sırasında en faal olan etnik grup olmalarına rağmen Kabil düşerken şehrin yönetiminde Özbek ve Tacik grupların liderleri söz sahibi olunca bu durum Peştun halkında büyük bir hayal kırıklığına sebep olur. Tacik ve Özbekler zaten Kabil’e çok daha yakın yerleşim birimlerindeydiler. Yani bundan sonra savaş artık ganimeti, yani iktidarı hangi asi örgüt kapacak savaşına dönmüştür ve Peştunlara göre ganimeti yanlış kişiler topluyordu. Bundan sonra savaş etnik temelde 2001’e kadar devam edecektir.

Bu sırada körfez savaşı(1990-1991) yüzünden ABD askerleri Suudi Arabistan’a yerleşmişti. Usame Bin Ladin ABD askerleri yerine krallığı koruyabileceğini söylese de bunu krallık kabul etmeyecek ve böylece bir daha dönmemek üzere Usame Bin Ladin ülkeyi terk edip Sudan’a gidecektir. Çünkü ona göre ABD askerlerinin Müslüman bir ülkeyle savaşmak için Müslüman bir ülkenin topraklarını üs olarak kullanması kabul edilir bir şey olmadığı gibi, Suudi krallığının da bu davranışı nedeniyle devrilmesi gerekirdi. Bin Ladin, Suudi Arabistan’da kısa bir süre daha durduktan sonra ailesini de alıp 1991’de, İslamcı Ulusal İslami Cephenin desteğiyle askerî darbeye uğrayan Sudan’ın başkenti Hartum’daki bir eve yerleşti. Sudan’da 30 Haziran 1989 tarihinde Ömer El-Beşir liderliğinde gerçekleşen bu darbenin amacının da, El-Kaide’nin amaçlarından hiçbir farkı yoktu zaten.

Pakistan’da ise Afgan savaşından kaçan Peştunların eğitim gördüğü medreselerde bir dini hareket belirir. Kimi mensupları(çoğu), Peştun halkının yaşadığı hayal kırıklığı sebebiyle Kabil’deki iktidar kavgasına ve çatışmalara müdahil olma taraftarıdır ama mollalar amaçlarının sadece dini hizmetlerde bulunup ilim yaymak olduğunu söyler ve gençler büyük bir hayal kırıklığına uğrarlar. 1994’te Afganistan’da bir komutan iki genç kızı kaçırır ve aileler bölge medresesinin sorumlusu molladan yardım isterler. Molla elliden fazla öğrencisiyle komutanın karargahına basar ve kızları kurtarır. Komutan ve adamlarını ise asarak idam ederler. Bundan sonraysa gençlerin istediği olacak ve mollaları silahlı mücadeleye başlama kararı alacaklardır.

Yani sanılanın aksine Taliban, Sovyet müdahalesine karşı kurulmuş bir örgüt değildir. Hatta bırakın Sovyetler Birliğini, Taliban Hareketi kurulduğunda Sovyet yanlısı Kabil hükumeti bile yıkılmıştı.

Afganistan nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan ve İrani bir halk olan Peştunlar, silahlı mücadeleye karar verilmesiyle artık akın akın Taliban’a katılırlar. Taliban’ın hızla büyümesindeki en başlıca sebep; hem etnik temele dayanıp geniş bir nüfusa hitap etmesi hemde Pakistan Gizli Servisi tarafından desteklenmesi veya faaliyetlerine göz yumulmasıydı. Üstelik Peştunlar Pakistan nüfusununda önemli bir parçasıydı ve oradan da sürekli takviye geliyordu. Sovyet müdahalesi sırasında ise Pakistan’dan gelen bu takviyeler bölünmüş haldeki çeşitli örgüt veya aşiretleri besliyordu ama şimdi bütün bir ulus tek bir örgütün çatısı altında birleşiyordu.

Hızla büyüyen örgüt pek çok şehri denetimi altına alıyor ve her gün yüzlerce Peştun, Afganistan ve Pakistan’dan örgütün bünyesine dahil oluyordu. En sonunda eylül 1996’da başkent Kabil’i ele geçirecek ve büyük bir siyasi temizlik başlatacaktı. Eskiden Komünist yönetimde memurluk yapan kim varsa, komünist öğretiyle yetişti denilerekten kurşuna diziliyordu. Yeni yönetimi Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Pakistan hemen tanıdılar ve sonraki süreçlerde maddi desteklerde bulunmayı da ihmal etmediler. Kabil’in düşmesinin ardından önceden şehrin kontrolü için sokaklarda çatışan liderler daha sonra kuzeye çekilmek zorunda kaldılar ve “Kuzey İttifakı” adıyla Taliban’a karşı bölgeyi savunmaya çalıştılar. Bu liderlerin başında gelen 3 kişide farklı etnik gruplardandı. Biri Hazara(Hazaraların kökeni Cengiz Han döneminde bölgeye gelen Moğollara dayanır) biri Özbek biride Tacik kökenliydi. Hatta Taliban bu liderlerle bağlantılı pek çok Özbek, Tacik ve Hazara’yı katledecekti. Kuzey İttifakı ise Taliban’a karşı ülkenin sadece %15’lik bir dilimini elinde tutabilecekti.

Taliban, katı dini uygulamalarının yanı sıra ülkenin geleneksel yapısını da halka dikte ediyordu. Yani komünizmden arındırma sonrası ülke tekrar eski orta çağ zihniyetine ve düzenine geri giriyordu. Her ne kadar Taliban insan hakları açısından bir felakete sebep olsa da uyuşturucuyla mücadele konusunda yanlış bir algıya sahiptir. Günümüzde dünya afyon üretiminin %90’ının gerçekleştiği Afganistan’da, Taliban döneminde kırsal kesimde afyon ekimi çok sert bir düşüş göstermiş ama ABD işgalinin getirdiği savaşın oluşturduğu boşlukta kırsal nüfus tekrar afyon ekmeye başlamıştır. Ancak pek çok kişi uyuşturucu ticaretinin Taliban’ın en önemli gelir kolu olduğunu sanıyor. Halbuki Taliban iktidara geldikten sonra bulabildiği bütün uyuşturucuları yakıyor ve bağımlılarla beraber üreticileri de kurşuna diziyordu. Kabul etmek gerek ki, Afganistan’da uyuşturucuyla mücadelede en başarılı Talibandı. Günümüzde ise Afganistan’da 3 milyon uyuşturucu bağımlısı var ve bu nüfusun %10’unu teşkil ediyor.

Afganistan’da eskiden dini olan sonraysa etnik hale evrilen savaşta Taliban’ın galip geliyor olması üzerine, Sudan’da yerleşmiş olan El-Kaide militanları artık Afganistan’da kamp kurmaya başlayacaklardı. Çünkü ABD baskısı altında olan Sudan yönetimi Bin Ladin’i sınır dışı etmek zorunda kalmıştı. Zaten Birinci Çeçenistan savaşı(1994-1996) ve Bosna savaşı(1992-1995) bittiği için El-Kaide militanları geri dönüyordu ve onlar için artık Sudan’da güvenli olmaktan çıkmıştı. Tek güvenli yer Taliban’ın kucağıydı.

Taliban’ın kendi varlığını tehlikeye atmasına sebep olan hatası kuşkusuz El-Kaide’ye kucak açmasıydı. Çünkü Taliban sadece Afganistan’da, yani kendi yaşadığı topraklarda faaliyet yürütüyordu ama El-Kaide’nin amaçları çok fazla küreseldi. Onlar Ortadoğu’dan ABD üslerini temizlemek, kukla kralları devirmek, dünya genelinde bir İslam devrimi gibi uluslararası sınırları tanımayan hedefler içindeydi. Hedef böylesine geniş olursa tabi ki çok düşman edinirsin ama Taliban’ın düşman edinmesini sağlayacak hiçbir sebep yoktu. Onlar El-Kaide’ye kucak açarak bu sebebi kendileri yarattılar.

Taliban Bayrağı

El-Kaide 1993’te New York’ta Dünya Ticaret Merkezine yönelik ilk saldırısını düzenlemişti bile. Bundan sonrada sık sık ABD’nin bölgedeki birliklerini veya müttefiki olarak gördüğü kişi veya kurumlara karşı saldırıları oldu ama Çeçenistan ve Bosna savaşları bittikten sonra bu saldırılar daha da sıklaştı. Ağustos 1996’da ABD’ye resmen cihat ilan edilmiş ve hedefler açıklanmıştır. Bu cihat ve hedef ilanı, 25 haziran 1996’da Suudi Arabistan’da konuşlanmış olan ABD askerlerine yönelik saldırıda 19 ABD askerinin ölümünden 2 ay sonra yapılmıştı. İlanın ertesi ayında ise Taliban Kabil’i ele geçiriyordu.

Genelde pek çok kişi ABD’nin 2001’de Afganistan’ı bombalamaya başladığını zanneder ama Afganistan’a ilk bomba 1998’de atılmıştır. O yıl Tanzanya ve Kenya’daki ABD büyükelçiliklerine aynı anda düzenlenen ve 224 kişinin ölümüne neden olan saldırıların ardından da ABD, Taliban yönetiminden Bin Ladin’in iadesini ve El-Kaide kamplarının kapatılmasını istemiştir. Taliban yönetimi bu baskılar sebebiyle başta Suudi Arabistan üzerinden iade etmeyi düşünmüş ama ABD’nin Sudan ve Afganistan’daki bazı El-Kaide hedeflerine füze saldırıları yapmasıyla bu adımdan vazgeçmiştir. (Tanzanya ve Kenya elçiliklerine yapılan eylemin en üst düzey sorumlusu olan Bin Ladin’in damadı geçtiğimiz aylarda Suriye’nin El-Nusra kontrolündeki İdlip şehrinde ABD’nin İHA saldırısı sonucu öldürüldü.)

Afganistan Savaşı – Taliban’ın Kontrolündeki Bölgeler (Al Jazeera)

Taliban, ABD’nin bu saldırıları yüzünden iade fikrinden vazgeçince aslında tekrar büyük bir fırsat tepmiştir. Eğer vazgeçmeselerdi ve iade etseydiler belki bugün halen iktidarda kalabilirlerdi. Nede olsa Sudan’daki Ulusal İslami Cephe onları sınır dışı etmişti ve bugün Sudan’da halen iktidarda Ömer El-Beşir liderliğindeki bu parti var. Çünkü onlar El-Kaide’yi sınır dışı ederek kendilerini iktidardan indirmek isteyenlere koz vermediler. Taliban ilk fırsatını, El-Kaide’ye kucak açıp onlara izin vererek tepmişti ve şimdi hatalarından dönme fırsatını da tekrar teptiler.

El-Kaide ise hiç durmadan müttefiklerini de tehlikeye atacak şekilde saldırılarına devam ediyordu. Örneğin 12 Ekim 2000’de, Yemen’in Aden şehrindeki limanda demirlemiş olan Amerika Birleşik Devletleri Donanması’na bağlı USS Cole (DDG-67) muhribine düzenlenen intihar saldırısında 17 Amerikan askeri öldü ve 39 tanesi yaralandı. Fakat bardağı taşıran son damla 11 eylül 2001’de 3000 kişinin ölümüne, 6000 yaralanmaya ve ABD’ye maliyeti 1 trilyon $ zarara neden olacak saldırıydı. Bu saldırıyı 15’i Suudi Arabistanlı 19 kişi gerçekleştirdi. Toplam 4 sivil uçak kaçırıldı. Pentagon ve Dünya ticaret merkezini hedef alan uçaklar amaçlarına ulaştılar ama Beyaz Saray ve Amerikan Kongre Binasını hedef alan uçaklar yolcuların kalkışması yüzünden başarıya ulaşamadı ve çarpması gereken yere giremedi. Eylemcilerin hepside sadece uçak kaldırmayı biliyordu ama indirmeyi bilmiyorlardı.

En büyük şüpheli tabi ki El-Kaide’ydi ama saldırının ortaya çıkardığı dünya çapındaki atmosferden olsa gerek 5 gün sonra Bin Ladin tarafından yapılan açıklamada saldırıların arkasında kendisinin olmadığını belirtilse de, 29 Ekim 2004’te yayınlanan videosunda ilk kez saldırıların sorumluluğunu üstlendi ve uçakları kaçıran 19 kişiyi bizzat kendilerinin eğittiğini söyledi. Çünkü 2004 yılında ABD saldırganlığını çoktan gösteriyordu ve artık çekinip saklamaya gerek kalmamıştı.

Eskiden KGB’de 25 yıl ajanlık yapmış ve daha sonra Rusya’nın savunma bakanı olan Sergei İvanov’un dediğine göre 2001’de Afganistan işgal edilmeden hemen önce Taliban’ın yetki verdiği bir grup, Tacikistan sınırına giderek bölgedeki Rus askeri üssü üzerinden Moskova yönetimine “ABD’ye karşı birlikte mücadele etme” gibi komik ve cehalet dolu bir teklifi götürürler. Tabi ki Ruslar tarafından aldıkları cevap İvanov’un deyimiyle “ikileyin” olmuş.

Afganistan’ın işgal öncesinde sadece %15 kadarını kontrol eden Kuzey İttifakı üyeleri ABD sayesinde güç elde etme hevesinde olsalar da bekledikleri kadar mutlak güç elde edemeyeceklerdi. Çünkü Taliban hem tavanı hemde tabanıyla Peştunları yoğun biçimde barındıran bir yapıydı ve bu yüzden savaş esnasında ikili tercih durumu oluşunca, Afganistan’ın yarısından fazlası eden Peştun halkının Taliban’ı tercih etmemesi için Afganistan’ın yeni yöneticileri de genelde Peştunlardan oluşturulacaktı ve ilk olarak devlet başkanı Hamid Karzai bir Peştun olarak başa geçirildi. Kuzey İttifakının liderleriyse başlarda pek olmasa da zaman geçtikçe onun çevresinde farklı pozisyonlarda yer edindiler.

Tabi ki ABD’nin bu taktiği tutmadı. Çünkü yönetici takım Peştun dahi olsalar, sonuçta yabancı güçlerin müdahalesi sonucu o makama erişmişlerdi. Peştun halkının halen dahi her şeye rağmen Taliban yanlısı tutum sergilemelerinin sebebi de işte budur. Hiç bir halk, en beğenmediği bir rejimin altında olsa bile, bu durumun yabancı bir güç eliyle değişmesini istemez. Peştun halkının bu tutumunu Uluslararası Güvenlik Destek Gücünün(ISAF) Taliban’la mücadeleyi 2014’te Afgan güçlere devretmesi sonucu Taliban’ın tekrar güçlenmesiyle de anlamak mümkün.

Aslında ABD işgali sırasında El-Kaide ve Taliban kadrolarının çoğu Afganistan’ı terk edip Pakistan’a kaçmıştı bile. Zaten Bin Ladin’de orada öldürülmüştü ve birçok diğer üst düzey isim genelde Pakistan’daki hava saldırılarında öldürülüyordu. İşte tamda bu yüzden ABD Pakistan’ı da savaşa zorluyordu ve en sonunda 2004 yılında baskılar veya dünya genelinde oluşan atmosfer gereği Pakistan yıllardır beslediği ve iktidara geldiğinde hemen tanıdığı, hatta maddi desteklerde bulunduğu Taliban’a saldırmak zorunda kalıyordu(Nasıl, tanıdık geldi mi?). Bu zoraki ve çaresizlik dolu bir savaştı. 2004 yılında başlayan Veziristan savaşı günümüze kadar halen devam ediyor ve burada Afganistan’la kıyaslanamaz ölçüde çok daha kanlı bir mücadele söz konusu. Tabi ki Taliban bu savaş yüzünden kendisini satılmış veya arkadan vurulmuş hissediyor ve bu yüzden Afganistan’da yeniden iktidara gelmeye çalışırken Pakistan’dan da intikam almayı ihmal etmiyor. Pakistan’ın Veziristan bölgesindeki güçlü aşiret yapısı ve Peştun nüfusunun yoğunluğu ise Taliban ve müttefiklerinin Pakistan’a karşı en büyük avantajları.

Muhammed Ali Çalışkan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

18 YORUMLAR

  1. yazı sosyalist bakış açısı taşıyor gibi başlardan anladığım kadarıyla ama yinede normal birisi için el kaide veya taliban sempatizanlığı oluşmasına sebep olabilir
    tehlikeli bir yazı olmuş

  2. talibana saldırmak zorunda kaldı derken ki -nasıl tanıdık geldimi- ifadesinde neyi kastediyosun?
    yoksa türkiyenin ışidi besleyip daha sonra ab/abd baskısı sonucu mecburen savaşmak zorunda kaldığınımı ima ediyosun?

    • TDK Tevatür: Bir haberin ağızdan ağıza yayılması, yaygın söylenti…
      TDK Efsane: Eski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayalî hikâye, söylence…
      Bahsettiğim şeyi bir iddia olarak ortaya atmadım, böyle bir tevatür de var ve dikkate alınmaya değer olduğunu düşündüm sadece. Saygılar…

  3. Yazar demiski taliban el kaideyi ve usame bin ladini iade etmemekle hata etti galiba yazar İslam dinini bilmiyor eger bunu yapsalardi yani muslumanlara karsi kafirlerle isbirligi yapsalardi murted olurlardi yani kendi kafalarina sikmalari gerekirdi ki Taliban savasa gireceklerini bile bile asla bunu yapmaz cunku Talibanin zaten varolus sebebi amaci ideolojisi İslamdir asla İslamin disina cikamazlar

    • başta iade etmeyi düşünüyordu ama. sonradan caydılar.
      peki şimdi daha mı iyi oldu? resmen bu uzlaşmazlıkları yüzünden abdyi ülkelerine çektiler.
      olan afgan halkına oldu. şimdi görsünler bakalım islamı.
      murted olmayayım diye ülkeyi ateşe attılar. oh olsun ne çekiyorlarsa hak ediyorlar.

  4. Eline emeğine sağlık Çalışkan gardaş belli ki çok çalışmışsın. Rica etsem bide İran-İrak savaşına farklı bir açıdan bakabilir misiniz.Mesela İranı saldırgan rahmetli Saddamı mağdur gösterecek bi yazı mesela, adam uzun iş zamanından sora stres atmak istiyor da.

  5. Ancak pek çok kişi uyuşturucu ticaretinin Taliban’ın en önemli gelir kolu olduğunu sanıyor. Halbuki Taliban iktidara geldikten sonra bulabildiği bütün uyuşturucuları yakıyor ve bağımlılarla beraber üreticileri de kurşuna diziyordu. Kabul etmek gerek ki, Afganistan’da uyuşturucuyla mücadelede en başarılı Talibandı. Bu cümleyi okuyun bu katliama başarı diyen bir zihniyet sen varsa işidden de talibandan da betersin.Uyuşturucu kullananı öldürmekte katliamdır hiçbir kitapta kurşuna diz yazmaz ama senin gibiler buna başarı der.Sitenin tarafı belli oldu tamamen.

    • Bazen de büyük bir zarara yol kapatmak için insan kötü şeyleri yapmaya zorunda kalır. Evet, Talibanların uyuşturucu çetecilere karşı mücadelesi acımasız olabilir, ama başka bir türlü olamazdı. Uyuşturucu bağımlısını öldürme sakıncalı bir iştir, ama uyuşturucu ticaretini yapanları öldürmemek bir suçtur.
      Talibanları daişçi teröristlerle bir tutamassın, çünkü onlar ideolojik olarak farklıdır birbirlerinden…

    • Görünüşte uyuşturucu ile mücadele edilen yerde en büyük uyuşturucu hesaplarının dönmesi de ihtimal dahilinde. Aslında bu husus bir ekonomik istihbarat operasyonu da olabilir. Şöyle ki iddialara göre o zamanlar CIA, rakiplerine avantaj sağlamak için piyasada sıkça başvurulan bir yönteme başvurmuş, önce piyasadan uyuşturucuyu toplamış daha sonrasında da tüm üretimi baltalayarak fiyat yükseltmiş. Yani Taliban aslında uyuşturucuya savaş falan açmamış. Tabi bunlar tevatür…

    • Basari denilmesi yapilanlari iyi yonde onaylandigim anlamina mi geliyor?
      Simdi ben “naziler yahudilere karsi cok basariliydi” desem bu benim soykirima taraftar oldugumumu gosterir? Hayir. Bu bir gercegi belirttigimi gosterir. Talibanin da yontemi acimasiz olsada sonucta amacina ulastigi icin basarilidir

    • Kurşuna dizilen adam sayısı ile uyuşturucudan ölen yada ailesi mahvolan insanların sayısını bir oranla bakalım. O zaman asıl katliamın ne olduğunu anlarsın. Sonuç itibari ile Amerikan emperyalizmi ile Rus hegemonyasına karşı durmuş bir yapıdan bahsediyoruz. Tarih şahittir ki kim Amerika ya yada küresel emperyalizme savaş açmış ise dünyanın gözünde o teröristtir. Çünkü medya onların elinde ve hala bütün dünya salakça bu medya organlarına inanıp duruyor. Savaş ortamında suçlulara ve vatan hainlerine gül verildiği nerede görülmüş. İnsanların evlatlarını uçaklardan atılan bombalar ile paramparça et, yavrularının bilmem kaç parçaya ayrılmış cesetlerini toplasın babalar sonra intikam peşinde koşulunca da terörist ol. Kurtlar ile kuzular kavga ediyor ve gündem de, tarih de, medya da kurtların elinde …

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here