Putin: Rusya’nın Mutlak Gücü

Rusya Federasyonu, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra (1991) yoluna yeni bir imaj ve sistemle devam etmiştir. SSCB sonrasında göreve gelen (1991- 2000) Yeltsin, Putin’in uzun süren -ve daha da uzayacak görünen- başkanlığının kilit sebebidir denilebilir.

Yeltsin, 1991-2000 yılları arasında yönettiği Rusya’da ekonomiyi düzeltememiştir. Önceki dönemde Sovyetlerde bir işte çalışanın otomatik olarak eğitim ve sağlıktan ücretsiz yararlandığı düşünüldüğünde, serbestleşme döneminde bunların olmaması ve büyük bir krize giriş, adeta çöküş, Yeltsin’in halka karşı imajını da günden güne azalmıştır. Bu imaj azalmasında büyük nedenlerinden biri de Yeltsin’in alkol problemidir.

Putin’in göreve geldiğinde masaya ilk yatırdığı problemlerden biri olan “Oligark Problemi” ise Yeltsin döneminde oluşmaya başlamıştı. Özellikle 80’lerin getirdiği “merkeziyetçi ekonomi” anlayışı, SSCB’nin yıkılmasıyla birlikte gelen Pazar ekonomisine geçişte adeta bir kargaşa haline dönüşmüştü. Sovyetlerden kalan bir çok devlet teşekkülü, bu kargaşada oligarklara ucuz fiyatlarla teslim edilmişti. Dönemin bir diğer sorunu ise yolsuzluk ve toplumun fakirleşmesi idi.

Putin’in liderliğini konuşurken, bir önceki lider olan Yeltsin’i de hesaba katarsak, Rus toplumunun Putin’e bakış açısını daha doğru ele alabiliriz. Yeltsin’in verdiği imajdan bıkan Rus halkı; güçlü -ormanda avlanan, kaplanlarla gezen, deniz ve göl diplerine dalan- genç ve dinamik lider olarak görünen Putin’i kolay bir şekilde benimsemiştir.

Putin, 2000 yılında göreve geldiğinde, devlet başkanlığı 4 yıl süreyle en fazla iki defa peş peşe seçilmek üzere yapılabiliyordu. 2008 yılında kendisinden daha Liberal çizgide olan Medvedev (Putin’in ilk döneminde GASPROM Genel Kurul Başkanı) ile bir nevi görev değişimi yaptı ve kendisi Başbakan, Medvedev’i de devlet başkanı yaptı. 2012 yılında seçime gitmeden önce ülkenin sisteminde bir değişiklik yaparak, devlet başkanının görev süresini 6 yıla çıkarttı. Böyle de 6+6 ile Putin, bir aksilik olmazsa 2024’e kadar Rusya’nın başında olacağını gösterdi.

Göreve gelmesinin hemen ardından meşhur “oligarklar toplantısı”nı yapan Putin’in, bu toplantıda “aldıklarınız sizin olsun, bundan sonra bana tâbi olacaksınız ve siyasetin dışında kalacaksınız, bunların dışında yatırımlarınız korunacaktır” şeklinde uyarılarda bulunduğu biliniyor. Bu oligarkların belki de en önemlilerinden biri olan Petrol devi YUKOS’un 40 yaşındaki CEO’su Mihail Hodorkovski idi. YUKOS da Yeltsin’in özelleştirme çalışmalarından biri olarak satılan, Hodorkovski ve arkadaşlarının devraldığı petrol şirketlerinden biriydi. Kendisi şirketin başına geçmesiyle, şirket toparlandı ve büyük gelişme kaydetti. Bir süre sonra Hodorkovski, bir çok petrol şirketini birleştirerek “mega petrol şirketi” kurmak istedi ve çeşitli şirketlerle bir nevi şirket evliliğine başladı. Sonrasında ise şirketin %25 hisselerini bir Amerikan şirketine satmak ve büyük bir gelir elde etmek istiyordu ancak bunun olması demek, ülkenin en büyük petrol şirketinde Amerikalıların da söz sahibi olması demekti. Bu da Putin’in pek razı olabileceği bir şey gibi durmuyordu. Zira petrol sektörü, petrol boru hatlarını da kontrol eden bir şekilde tasarlanmıştı. Bunun olması, Putin’in hayalindeki bir Rusya için oldukça kötü bir durum olurdu.

2003 yılı Şubat ayında Putin, oligarklarla bir toplantı daha gerçekleştirdi. Burada Hodorkovski, şirket satış planından bahsetti. Bu süreçten sonra Putin, ipleri tamamen eline alma vaktinin geleceğini anlamış olacak ki, oligarklara karşı çeşitli müdahaleler devreye girdi. (suikastler gerçekleşti, kurtulanlar ise soluğu yurtdışında aldı)

Hodorkovski, Avrupalı dostları ve Baba Bush ile münasebetleri, kendisini güçlü kılan bir etkendi. Putin’i desteklemese de kendisini alaşağı edeceğini pek düşünmediğini sonradan itiraf etmiştir.

2003’teki toplantıdan sonra çeşitli suikastler ve YUKOS’tan çeşitli tutuklamalar oldu. O günlerde Hodorkovski’nin, bu olaylarla mücadele edeceğini ve politikaya atılacağını açıklaması, fitili ateşleyen adımlar oldu. Kendisinin, ülkeden neden kaçmadığıyla ilgili söylenen teorilerde ise, “yozlaşmış bir oligarkın Kremlin’e kafa tutan birine dönüşüp, aklanma çabası” ön plana çıkmaktadır.

Hodorkovski, Ekim 2003’te vergi kaçırma ve dolandırıcılık suçlamaları ile tutuklandı. Putin’e muhalefet etmesi ve muhalif partilere ekonomik yardımlarda bulunması, Putin’in kabul edeceği bir şey değildi. Bu olaydan sonra diğer oligarklar, siyasal partilere yardımları kesti.

2005 yılında mahkeme, Hodorkovski davası için kararını açıkladı. Uzak Sibirya’da bir hapishanede cezasını çekmek üzere 9 yıla mahkum edildi. 2004 yılında YUKOS’un önemli petrol sahaları satıldı. İhaleye tek başına BAİKAL FİNANS katıldı. Neredeyse yarı fiyatına aldığı hisselerin ardından BAİKAL FİNANS, devlete ait şirket (ROSNEFT) tarafından satın alındı.

Hodorkovski için yeni davalar da açıldı 2009 yılında çıkması beklenirken o yıl içerisinde 14 yıla daha mahkum edildi.

Hodorkovski örneği, Rusya iç politikasını anlamlandırmak adına mühim bir örnektir. SSCB döneminden çıkış sürecinde Yeltsin ile gerçekleşen Pazar ekonomisine giriş, bu dönemde yönetimin ekonominin mimarları statüsündeki oligarklara teslimi ile sonuçlanmıştır. Bu oligarklar, merkeziyetçi bir devletin olmadığı Rusya topraklarında, Putin dönemine kadar rahat bir şekilde adeta at koşturmuştur. Putin’in ülkede yönetimi devralmasıyla beraber, SSCB dönemindeki merkeziyetçiliğe yakın ve baskın bir iç politika anlayışı, ülkede ne kendisine tâbi olmayan oligark bırakmış ne de tam manada karşısında durabilecek bir muhalefet.

Aslında Putin’in oligarkları ortadan kaldırdığı söylenemez. Devletin merkeziyetçiliğine –milli çıkarlara- ve kendi politikalarına karşı durmayan tüm oligarklar, -özellikle petrol şirketi sahipleri- siyasete girmeyerek, zenginliklerine zenginlik katmaya devam etti.

Russian Ark adlı eleştirel bir filmde tarihte yolculuk eden bir adam, Rusya’nın cumhuriyetle yönetildiğini öğreniyor ve ekliyor, “bu kadar geniş topraklar cumhuriyetle nasıl yönetilir?”


Kaynaklar

Al-Jazieere

Orsam

Wikipedia

1 Yorum

  1. Hodorkovski süreci için Al-Jazeere kaynaktı evet. Bunu belirttim de. Hodorkovski süreci öncesi ise ORsam’dan Emre Erşen’in notlarıdır. İkisinin harmanlanmış hali kısaca. İyi okumalar.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here