Rakka: Korku İmparatorluğu’nun Son Kalesi

Rakka Operasyonu kimlerle yapılacak? Bunun cevabı, ABD’nin aklındaki bölge senaryoları hakkında net bir fikir verecek.

Rakka, Suriye’nin çölden oluşan doğusunda Deyrüzzor ile birlikte Fırat’ın hayat verdiği iki şehirden biri. Savaştan önce Suriye’nin nüfus bakımından en büyük altıncı, Doğu Suriye’nin ise en büyük şehriydi. Halep’e 160, şu anda DAIŞ’ın elinde olan Suriye’nin en büyük barajı Tabka’ya 40 km. mesafede.

Rakka operasyonu son durum için tıklayın.

Bugünlerde Rakka’yı kritik kılan husus ise, 2013’ten beri DAIŞ’ın Suriye’deki başkenti ve son büyük kalesi olması. Rakka Arapça’da “su baskınına uğrayan yer” anlamına geliyor. Nil’in su taşkınlarının Mısır’ı verimli kılması gibi Rakka’yı Suriye’nin en önemli tarım merkezlerinden biri yapan da bu su baskınları. Ürettiği yüksek kaliteli pamuğuyla haklı bir şöhrete sahip.

İlginç olan, Suriye’nin doğusundaki kırsal konumuna karşın Rakka tarihte daha önce de başkent olmuştu. Abbasilerin meşhur halifesi Harun Reşid döneminde yaklaşık on beş yıl Abbasiler’in payitahtıydı. Babil ve Helenistik kökenlere sahip. Kezâ Müslümanlar tarafından çok erken dönemde fethedilmesine rağmen İslam’ın hoşgörüsü sayesinde Ortaçağ boyunca Hıristiyan kimliğini korumuş bir şehir.

Rakka’nın stratejik önemi

Rakka’nın stratejik önemi Irak-Suriye arasında olmasından kaynaklanıyor. Günümüzde Batılılar tarafından çizilen ulus devlet sınırları henüz mevcut değilken, İslam coğrafyacıları Rakka’yı Irak ile Suriye arasında bir şehir olarak tavsif ediyorlardı. İslam’ın dördüncü halifesi Hz. Ali ile Emevilerin kurucusu Muaviye arasındaki, etkileri günümüze kadar süren meşhur Sıffin Savaşı da (657) Rakka’ya yakın bir yerde cereyan etmişti. Hz. Ali’nin saflarında yer alan ve bu savaşta şehit olan ünlü sahabiler Ammar b. Yasir ile Veysel Karani’nin (Üveys el-Karani) türbeleri bu şehirde olduğundan Şiilerin önemli hac merkezlerinden biriydi aynı zamanda. Maalesef bu türbeler el-Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra Cephesi ve sonra da DAIŞ militanlarınca 2013’te tahrip edildi. İslam fethinden sonra pek çok sahabe Rakka’ya yerleşmiş ve hayatlarını burada sürdürmüştü. Abbasiler döneminde Şam’dan daha büyük bir şehirdi. 12. yüzyılda bölgedeki Türk hanedanlarından olan Zengilerin kurucusu İmadeddin Zengi de Rakka’da ölmüş ve buraya defnedilmişti.

16. yüzyılda Osmanlılar döneminde eyalet olan Rakka’nın başkenti 160 km kuzeydeki Urfa’ydı. Evliya Çelebi’nin gezdiği Rakka, Fırat’ta Osmanlı gümrüğü vazifesini görmekteydi. Kaleyi restore eden Osmanlılar buraya yerleştirdikleri garnizon vasıtasıyla bedevi aşiretlerini bölgeye iskan etmişlerdi. 19. yüzyılda Kafkasya’dan göçen Çerkes ve Çeçenler de bu bölgeye yerleştirildiler. Nitekim Rakka’nın büyük kısmı Arap olan nüfusunun içerisinde hâlâ Çeçen ve Çerkesler bulunuyor.

2014 başlarında DAIŞ’ın eline geçen 250 bin nüfuslu şehir o günden beri kurtarılmayı bekliyor. Obama, Rakka’yı kurtarmak için karadaki müttefikleri PYD/YPG ile anlaşmış ve gerekli araç-gereç ve mühimmatı sağlamıştı, hem de stratejik müttefiki Türkiye’nin tüm çabalarına rağmen. Bunun üzerine Türkiye 24 Ağustos 2016’da Rusya ile anlaşarak Fırat Kalkanı Harekâtı’nı başlattı ve bütün zorluklara rağmen Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile birlikte el-Bab’ı DAIŞ’tan kurtarmayı başardı.

Bugünlerde Suriye ile ilgili olarak en çok konuşulan konu, Rakka’nın DAIŞ’tan nasıl ve kim tarafından kurtarılacağı. Halep’in düşmesinden sonra Batı Suriye, Rusya ve İran destekli rejim tarafından, İdlip gibi bazı cepler dışında, büyük oranda ele geçirilmiş durumda. Kuzey Suriye’de ise PYD/YPG yönetiminde üç Kürt kantonu oluşturuldu. Türkiye destekli ÖSO ise el-Bab’a kadar 35 km. derinliğinde bir cepte hâkimiyeti sağladı. Yani bölgede asaleten veya vekaleten savaşan güçlerin ortak düşmanı ilan edilen DAIŞ için mukadder sona yaklaşılmış durumda.

Rakka üzerine senaryolar

Obama yönetimi Türkiye’nin ısrarlı çabalarına rağmen Suriye’de kara gücü olarak PYD/YPG’nin ana gövdesini oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) kullanmakta kararlıydı. Hatta ağır ve zırhlı silahlarla müttefikini desteklemekten çekinmedi. Trump iktidara gelmiş olmasına rağmen bu yardımlar hâlâ sürerken aslında Türkiye’ye de bir anlamda mesaj veriliyor. Herkes bugünlerde Trump’a verilecek rapora odaklanmış, bekliyor. Bölgemiz ve Türkiye de bu esnada ABD’li yetkililerin sık ziyaretlerine ev sahipliği yapıyor.

Aslında Türkiye sunduğu iki alternatifli Rakka projesi ile topu ABD’nin sahasına atmış durumda. Sunduğu her iki alternatif de Türkiye’nin stratejisine ve çıkarlarına yönelik olarak hazırlanmış planlar. Zira şu an için Rakka’nın DAIŞ’ın elinden alınması, Türkiye için öncelik taşımıyor. Aksine Türkiye’nin DAIŞ ile birlikte terör örgütü kapsamında mücadele ettiği YPG/PYD sınırımızın hemen yanı başında bulunduğundan daha büyük tehlike arz ediyor.

Bu nedenle Türkiye’nin her iki Rakka planında da harekât DAIŞ’a karşı yapılmakla birlikte kantonlardan geçiyor. Birinci planda, en kısa yol olan ve Tel Ebyad’dan doğrudan Rakka’ya gidildiğinde (60 km), Rojova’yı oluşturan üç kantondan Kobani (Aynü’l-Arab, Arap Pınarı) ile Cezire arasına girmiş oluyor.

Türkiye’nin teklif ettiği ikinci ve daha meşakkatli (160 km) olan alternatif ise Fırat’ın batısında Menbiç’ten geçip Fırat’ın doğusundaki Kobani kantonu güzergâhıyla Rakka’ya uzanıyor. Dikkati çeken nokta şu ki, Türkiye’nin sunduğu planlarda, başından beri el-Bab’dan Fırat’ın doğusunu takip ederek kantonlara uğramadan doğrudan DAIŞ’ın kontrolündeki topraklardan Rakka’ya yönelmeyi içeren üçüncü bir alternatif güzergâh bulunmuyordu. Zaten Kürt kartını elinden bırakmak istemeyen Rusya, rejim unsurlarına Menbiç’e kadar uzanarak bu hattı kapattırmış durumda.

Türkiye’nin Rakka operasyonu için olası güzergahları (batı güzergahı rejim kontrolüne geçti)

Eğer bu planlar ABD tarafından kabul edilirse Türkiye uluslararası alanda herkesin, ortadan kaldırılması hususunda, en azından sözde, ittifak ettiği DAIŞ’a karşı koalisyonla birlikte hamle yaparken; aynı zamanda bekası için tehdit olark gördüğü YPG/PYD kantonlarını da, tıpkı Fırat Kalkanı Harekâtı’nda olduğu gibi yarmış, iktisat tabiriyle söylersek marjinal faydayı elde etmiş olacak. Rakka gibi zor bir harekâtın da bir bedeli olmalı tabii.

Şayet Trump yönetimi Rakka’ya PYD/YPG ile yürüyecekse, ki şimdilik işaretler bu yönde, bu ABD’nin her zaman iddia edilen ve Irak (Çekiç Güç), Suriye ile ardından Türkiye ve İran’dan parçalar koparmak suretiyle kendisine bağlı seküler bir Kürt Devleti kurma planının en açık kanıtı olarak okunacaktır. ABD Rakka’ya PYD/YPG ile giderse, Kürt Devleti planı aşikâr olacak; Türkiye hazır PYD/YPG güçleri Rakka ile uğraşırken, Menbiç veya Afrin’e yönelerek kendisi için öncelikli önem arz eden bölgelerden PYD/YPG’yi temizleme imkânına sahip olabilecektir. Bunun öncü çatışmaları başladı bile. Üçüncü yol olarak ABD, Türkiye ile PYD/YPG güçlerinin bulunduğu bir ortak operasyon fikri ise baştan Türkiye tarafından reddedilmiş durumda.

ABD’nin Rakka konusunda PYD/YPG ısrarı, Türkiye’nin ABD ile ittifak ilişkisinin yara almasına ve Rusya’ya daha fazla yakınlaşmasına neden olacaktır. Bu durumda güney sınırında ABD’nin himayesinde PYD/YPG unsurlarından kaynaklanan güvenlik riskleri ve terör tehdidi devam edecektir. Öte yandan Türkiye’nin ABD ile yakınlaşması tehdidi karşısında Kürt kartını oynayacağı sinyalini veren Rusya da bu durumdan memnuniyet duyacaktır.

Fırat Kalkanı Harekâtı ile el-Bâb’a kadar bölgeyi terörist unsurlardan temizleyerek DAIŞ heyulasına karşı kendisini kanıtlamış olan Türk ordusu, meskûn mahalde halka zarar vermeden önemli bir başarı elde etmiş durumda. Bunu hemen 15 Temmuz sonrasında, müttefiklerinin pek beklemediği bir biçimde yapabilmesi de ayrı bir başarı hikâyesi ve iftihar vesilesi. Öte yandan DAIŞ karşısında PYD/YPG’nin aynı şeyi yapabileceği konusunda ciddi şüpheler var.

Sonuç olarak, özellikle Fırat Kalkanı Harekâtı’nın, bütün zorluklara ve engellemelere rağmen el-Bâb alınarak başarıyla sürdürülmesi, eskiye nazaran Türkiye’nin elini güçlendirmiş durumda. Özellikle Rakka’dan DAIŞ’ın temizlenmesinin ardından yapılacak siyasi pazarlıklarda her hâlükârda Türkiye’nin masada güçlü bir biçimde yer alacağına işaret ediyor. Ancak bölgede bu kadar çeşitli ülke ve örgütün bulunması bunlar arasında her an bir çatışma olma ihtimalini güçlendiriyor.

Kaynak: Cengiz Tomar, Al Jazeera

Siz ne düşünüyorsunuz?