Kim Suikasti ve Kuzey Kore Karşıtı Propaganda

Daha önce Kuzey Kore Yalanları ve Gerçekleri isimli yazımda, bu ülkeye yönelik negatif algının kaynağına ve bunun dışında bazı tarihsel ve ideolojik süreçlere bakmıştık. Bu olumsuz algı genelde ülkedeki fakirlik ve savaş söylemleri üzerine yoğunlaştırılıyor.

Kısaca özet geçmek gerekirse, Kuzey Kore daha önce 3 milyon insanın öldüğü bir savaşın (1950-1953) merkezindeydi ve böyle bir savaşı yeniden yaşamak ve yok olmak tehlikesiyle yüz yüze kalmak istemiyorlar.

Kuzey Kore’nin konumu

O savaşta Kuzey Kore’yi Mao Zedong’un kara gücü ve SSCB’nin hava gücü kurtarmıştı ama şimdi onlarda yok. Fakat karşılarında devamlı ortak tatbikatlar düzenleyen ve sürekli ağır askeri sevkiyatlarını sürdüren bir ABD-Güney Kore cephesi bulunuyor. Üstelik bu sefer önceki savaşa dahil olmayan Japonya’da yeni savaş tehdidinin içinde. Bu durumda Kuzey Kore gibi az nüfuslu ve yalnızlaştırılmış bir ülkenin nükleer silahlarını, olası bir saldırıya karşı güvenliğini teminat altına almak için kullanması gayet doğal bir şey. Yani konvansiyonel olmayan silahları, bu küçük ülkenin büyük ülkelere karşı güvenlik sigortası.

Kuzey Kore’ye uygulanan ambargoyu ben bu yüzden haksızlık olarak niteliyorum. Hem savaş tehditleriyle Kuzey Kore’yi silahlanmak zorunda bırakıp hemde küresel ekonomik ambargolarla ülkeyi mali bunalıma sokup, bunlara rağmen üstüne birde Kuzey Kore’yi halkına bakamamakla suçlamak çok adi bir riyakarlık örneğidir. Bu ambargolar nükleer silahlanma ve füze denemeleri için uygulanıyor. Peki bölgeye askeri yığınak yaparak Kuzey Kore’yi bu nükleer silahlanmaya iten ABD’ye kim neden bir şey söylemiyor.

Kuzey Kore zaten ABD’nin bölgeden üslerini çekmesi halinde silahlanmayacağını belirtiyor. Bu açıklamalar Kuzey Kore’nin keyfinden silahlanmadığını aksine ABD’nin eskiden olduğu gibi ülkeye saldırmasından endişe ettikleri için bu yöntemi benimsediklerinin bir göstergesi.

Eğer ABD bölgeden çekilirse, Kuzey Kore nükleer silahlanmaya gitmeyecek ve nükleer silahlanmaya gitmediği içinde BM tarafından ambargoya maruz kalmayacaktır. Böylece 70’li yıllarda olduğu gibi tekrar bölgenin en refah ülkesi haline gelebilecektir. Tabi yine birileri engel koymaya çalışmazsa!

Özeti geçtiğimize göre şimdi asıl konumuza gelelim. Malum Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un’un üvey kardeşi Kim Jong-Nam, 13 Şubat 2017 tarihinde Malezya’nın Kuala Lumpur şehrinde Uluslararası Havaalanı’nda öldürüldü. İddiaya göre Kuzey Kore ajanları tarafından parayla tutulan kadınlar, havaalanında Nam’ın yüzüne yasaklı bir kimyasal olan “VX”ten sıkmıştı. Batılı medya hemen bu hikâyeyi hiç şüpheye yer bırakmayacak şekilde tekrarladılar ve suikastten Kuzey Kore’yi sorumlu tuttular. Ancak Nam’ın öldürülmesinde, Kuzey Kore’nin açıklamalarına hiç yer verilmezken, soru işaretleri de giderilmiş değil.

Kuzey Kore’ye göre, Kim Jong-Nam bir suikaste kurban gitmedi. Tabi ki onlar şüpheli olduğu için bunlara pek ciddiyet gösterilmiyor ama gayet önemli hususlarda var. Malezya’daki Kuzey Kore’li diplomat Ri Tong-il, Malezya polisinin soruşturmasında, Nam’ın VX nedeniyle ölmediğinin ortaya çıktığını iddia ediyordu.

Ri’nin aktardığına göre Nam, ölümünden sonra yapılan otopsinin tespit ettiği kadarıyla, geçirdiği kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirmişti. Malezyalı yetkililer Nam’a iki otopsi yapmıştı ve ikinci otopsinin de ölüm nedenini belirleme konusunda yetersiz olduğu dile getirilmişti. Bir hafta sonra ise, Nam’ın ölüm nedeninin kimyasal VX kullanımı olduğu açıklandı.

Nam’ın ölüm sebebininin VX’ olduğunu ölümden hemen sonra gündeme getiren ilk ülke, nedense Malezya’dan önce Güney Kore oldu. Halbuki Nam’a yapılan ilk otopsinin sonuçları Nam’ın ölümünde 10 gün sonra, yani 23 Şubat’ta açıklanmıştı. Cinayetle suçlanan iki kadın da saldırıdan önce defalarca Güney Kore’ye gitmişti. Üstelik kadınlar, saldırıda kullanıldığı iddia edilen kimyasal VX’i kullanırken eldivende takmıyorlardı. Polis iddiasına göre, 4 Kuzey Kore’li, kadınlara VX’i verdikten sonra ülkeden ayrılmıştı. Kadınlarsa saldırıdan sonra ellerini yıkamışlardı. Bu kadar ölümcül bir kimyasal olan VX, kadınlara neden hiç etki etmemişti?

Kim Jong-nam

Malezyalı polis şefi Halid Ebu Halid, kadınların zehirli bir kimyasal taşıdıklarını bildiklerini söylemişti. Ancak zehir üzerine çalışan adli tıp uzmanları, VX’in nasıl olup da kadınlara etki etmediğini sormak durumunda kalmışlardı. Bir başka ilginç nokta ise, suç mahallinden binlerce insanın geçmesine rağmen, bölgenin “kimyasal saldırı” nedeniyle polis kordonuna alınmamasıydı. Yani “kimyasal suikastten” 13 gün sonrasına kadar, Kuala Lumpur Uluslararası Havaalanı kapatılmamış, olay mahallinde herhangi bir araştırma yapılmamıştı. Malezya Sağlık Bakanı Subramaniam Sathasivam, 10 miligramlık VX’in dahi öldürücü olabildiğini söylüyor, ancak Nam’dan başka herhangi bir kimsenin VX nedeniyle tedavi görmediğini eklemek durumunda kalıyordu.

Kuzey Kore’li Ri Tong-il de haklı olarak soruyordu: “İki kadın nasıl oldu da hayatta kaldı? Nasıl oldu da havaalanında başka kimse zehirlenmedi? Nasıl oldu da Nam’a ilk yardımı yapan hemşireler, doktorlar ve polisler etkilenmedi?” Ri, Güney Kore’deki siyasi krize de dikkat çekerek, Güney Kore’nin hemen Kuzey Kore’yi suçlayarak dikkatleri başka yöne çekmek istediğini ileri sürmüştü.

Suikastin olduğu sıralarda Kuzey Kore’nin yeni Trump yönetimi ile ilk doğrudan görüşmesini yapmaya hazırlandığına dikkat çekiliyor aynı zamanda. Kuzey Kore, bu görüşmenin olması için istekliydi ve Malezya’da Nam’ı öldürerek bu fırsattan mahrum kalmaya hiçte ihtiyacı yoktu zaten. Gerçekten de, suikastten sonra, Mart’ın ilk haftasında New York’ta yapılması planlanan görüşme ABD engeline takıldı ve ABD Dışişleri Bakanlığı, Kuzey Kore’li diplomata ABD’ye giriş vizesi verilmedi.

İşin ilginç yanı, New York Times’ın bildirdiğine göre, Kim Jong-Nam arada sırada Kuzey Kore’nin Kuala Lumpur’daki misafirhanesinde kalıyordu. Nam’ı öldürmek isteyen Kuzey Kore, binlerce kişinin ve onlarca kameranın bulunduğu uluslararası havaalanında bunu yapmak yerine bu misafirhanede de yapabilirdi. Suikastte kullandığı söylenen öldürücü kimyasal VX, yalnızca birkaç ülkenin stoklarında bulunuyor. Onlardan birisi de Amerika Birleşik Devletleri.

Kuzey Kore’nin Yeni Trump yönetimiyle ilk doğrudan görüşmesini yapmaya hazırlanırken bu suikastin gerçekleşmesi ve sonrasında ABD Dışişleri Bakanlığının Kuzey Kore’li diplomata vize vermemesi, iki ülke arasında olası bir yumuşamaya engel olmuş gibi görünüyor.

Tüm dünyada popülizm merkezli eleştirilere maruz kalan Donald Trump’ın Güney Kore’yi de endişelendirmiş olduğu çok açık ve bu suikastle birlikte Güney Kore, ABD’nin Kuzey Kore’ye karşı yumuşamasının da önüne geçmiş oldu. Maalesef bu ak kaşık Güney Kore, yine Kuzey Kore’yi günah keçisi haline getirmiş durumda.

Not: Bu makaleyi, mevzu bahis suikastin üzerinden oldukça zaman geçtikten sonra hazırlayabilmemin sebebi, oldukça karmaşık olan detay zincirini ve gerekli bilgileri toplamanın ve çözmenin oldukça zaman gerektirmesiydi. Bu yüzden, olay gündemden düştükten sonra bu makaleyi hazırlayabildim ve bilgileri toplamak çok zor ve zaman alıcı oldu. Kusura bakmayın.

Muhammed Ali Çalışkan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

8 YORUMLAR

  1. kuzey kore oyununda asıl aktör emperyalist abd dir belki de bu teknolojiyi abd vermektedir. amacı japonya ve g. koreyi kendine bağımlı muhtaç hale getirtmektir.
    ıı aktör çin olabilir kendi denemek istediği fakat tepki çekeçeği silahları kankası kuzey kore ye denemeleri yaptırıyor olabilir

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here