Diplomasi: Hayalet Kavram

Giriş

Diplomasi, teoride, sıklıkla kullanılan bir kavram iken, pratikte, teorideki kullanımına paralel sıklıkta kullanılması beklenirken, tam aksi bir durum teşkil etmektedir. Devlet idarecileri söylevlerinde diplomasi yanlısı tutum sergilemede sanki enformel bir yarışın içinde iken, diplomasi, uygulama kısmında hiyerarşik engele takılmaktadır. Ağırlıklı olarak şark yönetimlerin özelliği olan, hiyerarşinin tepesinde yer alanın herkes ve her şey için en iyisini bilir, algısı nedeniyle bu yazıda diplomasi, hayalet kavram olarak adlandırılmıştır.

Bunun yanında diplomasi, diğer kavramlarla, özellikle dış politika, oldukça karıştırılmaktadır. Dış politika ve diplomasi kavramları arasındaki ayrıma İngiliz diplomat Sir Victor Wellesley bir açıklık getirmiştir. Wellesley’e göre, ‘‘Diplomasi politika değil politikayı uygulayan vasıtadır. Bu iki unsur birbirini tamamlar zira biri diğerinin işbirliği olmadan harekete geçemez. Diplomasi dış politikadan bağımsız bir mevcudiyete sahip değildir, fakat her ikisi birlikte tek bir icra politikası oluşturur; politika stratejiyi saptar, diplomasi ise taktikleri.’’[1] Dış politikanın siyasal etki araçlarını diplomasi ve propaganda oluşturmaktadır.

Diplomasi aracı hiçbir zaman pasif değildir, politika seçeneklerini ve algılamalarını etkileyen kendi dinamiğine sahiptir.[2]

Diplomasinin Tanımı

Farklı zamanlarda, farklı yazarların ve kaynakların diplomasiye sıklıkla yer vermesi, diplomasi nedir sorusuna farklı cevaplar vermiştir. Sözlüklerin, söylevlerin ve kitapların tanımlarından hareket adildiğinde çeşitli farklılıklar göze çarpmaktadır.

Türk Dil Kurumu’nun tanımına göre diplomasi: ‘‘Uluslararası ilişkileri düzenleyen antlaşmalar bütünü; Yabancı bir ülkede ve uluslararası toplantılarda ülkesini temsil etme işi ve sanatı; bu işte çalışan kimsenin görevi, mesleği: bu görevlilerin oluşturduğu topluluk; güç bir görüşme sırasında gösterilen ustalık ve beceriklilik’’.

Diplomasiyi, Martin Griffiths ‘‘ülkelerin dış ilişkilerini yürüttükleri tüm sürece verilen addır. Müttefiklerin iş birliği yapmak, düşmanların ise aralarındaki sorunları güç kullanmadan çözmek için kullandıkları araçtır.’’ Faruk Sönmezoğlu ‘‘hükümetin belirli konulardaki kanı ve görüşlerinin doğrudan doğruya diğer devletlerin karar alıcılarına iletilmesi sürecidir.’’  Ernest Satow ‘‘bağımsız devletlerin hükümetleri arasındaki resmi ilişkilere zeka ve taktik uygulamasıdır.’’ Albert de Broglie ‘‘diplomasi, devletlerarası ilişkilerde sadece gücün hakim olmasını önlemek için medeniyetin yarattığı en iyi şeydir.’’ şeklinde tanımlamışlardır.

Negatif tanımlar da yer bulmaktadır: Ambrose Bierce ‘‘ülkesi için yurtsever yalan söyleme sanatıdır.’’ Çu En Lay ‘‘diplomasi savaşın başka vasıtalarla sürmesidir.’’

Son olarak, bu yazının ana fikrini de oluşturan, Charles de Martens’in diplomasi tanımı şöyledir: ‘‘diplomasi müzakere bilimi veya sanatıdır.’’

Diplomasinin Tarihsel Gelişimi

Diplomasi esas itibariyle, bugünkü haliyle bildiğimiz diplomasinin temellerinin atıldığı 15. yüzyıldan itibaren Avrupa’da geliştirilmeye başlamıştır. ‘‘Modern diplomasi’’ özel hukuki kurallarla korunan ve sürekli olarak dış ülkelerde veya uluslararası kuruluşların merkezlerinde ikamet eden diplomatların oluşturduğu bir ağın dış politika uygulama faaliyetleri şeklinde tanımlanabilir. Bu ağ ilk olarak İtalya Yarımadası’nda 15. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıktı ve Münster ve Osnabrück Kongrelerini (1644-8) izleyen iki buçuk yüzyıl içinde belirli bir olgunluğa ulaşmıştı.

Özellikle 1648 Westphalia Barışı ile, Avrupa hükümdarları o zamana kadar hep savaşa ve çatışmaya dayanan ilişkilerini bir düzene sokma gereğini anladıkları zaman, diplomasi daha açık bir siyasi renge bürünmüştür. [3]

1648 Westphalia, 1712 Utrecht konferansları çok taralı diplomasinin o yıllardaki en belirgin örneklerini oluştururken, bu türden toplantılar sırasında da çeşitli protokol sorunları taraflara zor anlar yaşatıyordu.

1815 Viyana Kongresi’nden 1. Dünya Savaşı’na kadar geçen yüzyılda Avrupa diplomasisinin merkezi olmuş, Avrupa dışındaki birçok bölgenin kaderi de Avrupa başkentlerindeki toplantı ve görüşmelerde ele alınmıştır. Viyana Kongresi’nde ortaya atılan Avrupa Ahengi fikrinin gerçekleşmesi açısından bu dönem diplomasisinde büyük devletlerin önem ve sorumluluklarının daha fazla olduğu kabul edilmektedir.

Viyana Kongresi sırasında, diplomatların konumları ile ilgili olarak ortaya çıkan tartışmalar 1818 Aix-La-Chapelle Konferansı’nda çok taraflı bir antlaşma ile bir sonuca bağlanmıştır.[4]

Diplomasi Biçimleri

Tarihsel gelişim içerisinde farklı diplomasi biçimleri meydana gelmiştir. Bunlar; çok taraflı diplomasi, konferans diplomasi, parlamenter diplomasi, zirve diplomasi, mekik diplomasi, nükleer diplomasi, önleyici diplomasi ve sessiz diplomasidir. [5]

Çok Taraflı Diplomasi ve Konferans Diplomasi

Konferans diplomasisi olarak da adlandırılan çok taraflı diplomasi 1648 Westphalia Kongresi ile ortaya çıkmıştır.

Parlamenter Diplomasi

Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan Birleşmiş Milletler Örgütü’nün küresel bir nitelik kazanarak bir ‘‘örgütler sistemi’’ oluşturması ve sürekli nitelikli uluslararası kuruluşların sayısında görülen önemli artış, parlamenter diplomasisinin önemini arttırmıştır.

Zirve Diplomasi

1950’lerde haberleşme ve ulaştırma teknolojisinde meydana gelen gelişmeler, iki kutuplu uluslararası sistemde zirve diplomasisinin ortaya çıkmasına neden oldu. Örneğin 1979 Camp David Antlaşmaları.

Mekik Diplomasi

İlgili taraflar arasında sürekli temas yöntemi ile sorunu halletme veya daha da kötüleşmesini önleme imkanı veren diplomasi türüdür. Örneğin Kissinger’ın Orta Doğu sorunlarında arabuluculuğu üstlenmesi

Nükleer Diplomasi

Nükleer silahların uluslararası sistemdeki güç dengesinin temelini oluşturmaya başlaması ve de dehşet dengesi anlayışına dayalı bir nükleer dengenin kurulmasıyla temelde caydırma esasına dayanan diplomasi türüdür.

Önleyici Diplomasi

Birleşmiş Milletler bünyesinde uygulanan, çeşitli uluslararası krizlerde barışı koruma veya çatışmaları durdurma amacına yönelik olarak oluşturulan barış gücü kuvvetlerinin faaliyetlerini de kapsayan bir diplomasi türüdür.

Sessiz Diplomasi

Örgütlerin merkezinde bulunan daimi temsilcilikler aracılığı ile yürütülen temaslardan oluşan diplomasi türüdür.

Sonuç

Devletler, dış politika amaçlarını gerçekleştirmek için belirledikleri stratejide yol alırken, kullandıkları dış politika araçlarından belki de en önemlisi diplomasidir. Masa başı savaş olarak da adlandırılan diplomasi, liyakata göre seçilmiş, ihtisas alanı bu konu üzerine olan ve milli kurumların bünyesinden yetişmiş bireyler aracılığıyla gerçekleştirilmelidir.

İç politikada kazan-kazan anlayışı ile diğer uluslararası aktörler arasında ‘‘istenen kriz’’[6] çıkarılmamasına dikkat edilmeli ve iç politika da ses getirecek nidalar yerine stratejik ve milli argümanlar belirlenmelidir.

Fikirlerin ve bireylerin tekelinde çehresini sürekli yenileyen bir dış politika değil, istikrarlı, isteklerini ve tepkilerini açıkça koyan, gizli pazarlıkların arabulucusu olmayan bir dış politika belirlenmeli ve bu doğrultuda diplomasi etkin kullanılmalıdır.

Diplomasi, elit tekellerin karşılıklı kazanç sağlayacakları kâr ve fayda aracı değil müzakere bilimi ve sanatıdır.

Diplomasinin müzakere olduğunu hatırlayarak gerek anavatanı gerekse de vatandaşları tehlikeye atacak çılgınlıklardan sakınılmalıdır. Toplumun bütününe ulaşmayacak kazançların peşinde mücadele vermek itibar kaybı yaşanmasına neden olacaktır.

Türk Cumhuriyeti tarihi dış politika ve diplomasi nedir, nasıl yürütülür sorularının cevabını uygulamaları ile veren kişiliklerle doludur; Bekir Sami, Yusuf Kemal Tengirşenk, İsmet İnönü, Tevfik Rüştü Aras, Numan Menemencioğlu, Hasan Saka, Fuat Köprülü, Behiç Erkin gibi.

Dış politikada başarıya götürecek enstrüman, siyasi çıkarlar doğrultusunda, iç politikada cevap alacak algı yönetimleri ya da naralar değil, üslupta yumuşak özde kararlı olmaktır.

Abdullah Özdil

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

 


 Kaynakça

[1] Temel İskit, Diplomasi, İstanbul, 2015, s. 1-2

[2] Temel İskit, Diplomasi, İstanbul, 2015, s. 4

[3] Temel İskit, Diplomasi, İstanbul, 2015, s. 9-10

[4] Faruk Sönmezoğlu, Uluslararası Politika ve Dış Politika Analizi, İstanbul, 2012, s.441-442

[5] Abdullah Özdil, Bir Egemenin Emniyet Sibobu: Dış Politika, Ankara, 2017

[6] Ayrıca bkz. Haydar Çakmak, Kriz Yönetimi ve TSK, 2012, Kaynak Yayınları

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here