14. Yılında 1 Mart Tezkeresini Anlamak

 

1 Mart tezkeresi, Irak krizi konusunda hükümet tarafından 25 Şubat 2003’te TBMM’ye sunulup genel kurulda reddedilen ve tam adı “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için Hükümet’e yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresi” olan tezkeredir.

ABD ve koalisyon ortakları, yeni dünya düzeni kurmak emeliyle, 11 Eylül 2001 saldırılarını bahane ederek Ortadoğu ve gizliden İslam Dünyasına saldırıya geçmişti. Önce Afganistan’ı işgal eden ABD ve müttefiklerinin sonraki hedefi de Irak’tı. Bunun için de Irak’ın kuzeyinden yürüteceği operasyon için toprak ve hava sahasını kullanmak için Türkiye’den izin talep etmiş, 1 Mart 2003’te yapılan gizli oturumda 250 ret, 264 kabul, 19 çekimser oy kullanılmıştır. Ancak, Anayasa’nın 96. maddesinde öngörülen 267 salt çoğunluğa ulaşılamamış, bu durumda, tezkere kabul edilmemiş sayılmıştır.

O dönemde siyasi yasaklı olan ve sonradan bu yasağı meclis tarafından çıkartılan bir yasa ile kaldırılan Recep Tayyip Erdoğan, yenilenecek olan Siirt seçimlerine hazırlanmaktaydı. Recep Tayyip Erdoğan bu tezkerenin yanında durarak meclisten geçmesini istiyordu.

Dönemin Başbakanı Abdullah Gül’ün danışmanlığını yapan Ahmet Sever kaleme aldığı bir eserde AKP içindeki durumu şöyle anlatıyordu

“Özellikle, Beşir Atalay, Mehmet Aydın, Ertuğrul Yalçınbayır, Bülent Arınç, Zeki Ergezen, Azmi Ateş ve Kemalettin Göktaş gibi önemli isimler tezkereye karşıydı ve parti içinde açıkça bunun kulisini yapıyordu. Recep Tayyip Erdoğan ise, tezkerenin mutlaka meclisten geçmesi gerektiğini vurguluyordu.”

O dönemde, AKP’nin kurucularından Yalçınbayır‘ın sonraları Özgür Düşünce gazetesine verdiği röportaj şöyle:

1 Mart 2003 Irak tezkeresiyle ilgili vatandaşın gerçekleri öğrenmesi gerektiğini belirten Yalçınbayır, “TBMM’de Kapalı oturum yapılalı 13 sene oldu, gizlilik kararı hâlâ kaldırılmadı. Bu gizli tutanaklar açılırsa oradaki konuşmalar kamuoyuna yansır. Oradaki konuşmalar içinde dönemin CHP lideri Deniz Baykal’ın etkileyici tespitleri ve konuşmaları ortaya çıkar. Bazı AKP’lileri etkilemiştir. Tayyip Bey’in sözü yerine Deniz Bey’in sözü dikkate alınmıştır. Gizli tutanaklarda önemli hususlar var” dedi.

1 Mart Tezkeresi’nin meclise takılması ile ABD büyük bir hayal kırıklığına uğramıştır. Türk hava sahasını, liman ve topraklarını kullanamayan ABD Irak işgali sırasında büyük bir başarısızlığa uğramış ve ağır bir ekonomik ve sosyal fatura ödemek zorunda kalmıştır. Başkan Bush ve ekibi Amerikan toplumu tarafından dahi büyük ölçüde tepki almış, umduğunun aksine Irak’ta hiç beklemediği ölçüde sivil direnişle karşı karşıya kalmıştır.

Dönemin ABD Başkanı George W. Bush, 1 Mart tezkeresinin TBMM’de reddedilmesine kadar uzanan süreci ve o dönemde yaşananlara ilişkin düşüncelerini yıllar sonra yazdığı “Decision Points’’ adlı kitabında şöyle anlatacaktı:

‘’Türklere, topraklarını kullanmamıza izin vermesi için aylardır baskı yapıyorduk, böylece 4’üncü Piyade Tümeni’nden 15 bin askeri kuzeyden Irak’a sokabilecektik. Ekonomik ve askeri yardımda bulunma, Türkiye’ye Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kilit programlarına erişim sağlaması için yardım etme ve Türkiye’nin AB’ye katılımına güçlü desteğimizi sürdürme sözü vermiştik. Bir noktada, izni alacağız gibi görünüyordu. (Dönemin Başbakanı)  Abdullah Gül’ün kabinesi, talebimizi onaylamıştı. Ancak TBMM 1 Mart’ta tezkereye ilişkin nihai oylamayı yaptığında, tezkere az farkla kabul edilmedi. Hayal kırıklığına ve hüsrana uğramıştım. Şimdiye kadar yaptığımız en önemli taleplerimizden birinde, NATO müttefikimiz Türkiye, Amerika’yı yarı yolda bırakmıştır.’’

Tezkerenin reddinin ardından yaşanan Çuval Olayının, meclis kararına misilleme olarak gerçekleştirildiği iddia edilmektedir.

Başına çuval geçirilen Türk Askerler

Tezkerenin reddedilmesi savaş karşıtlarını memnun ederken, bir kesim ise Türkiye’nin tarihi bir fırsatı kaçırdığını sa­vunuyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, aradan 13 yıl geçtikten sonra gazetecilerin konuyla ilgili sorusuna karşılık şu açıklamayı yaptı.

“Ben 1 Mart tezkeresinin yanındaydım. Karşı olanlar bunu söylemediler. O zaman Bush benden bir ricada bulundu. Ama maalesef kendi arkadaşlarımızın yanlışıyla baş başa kaldık. 1 Mart tezkeresi geçseydi bu Türkiye’yi masaya getirecekti. Ufku görmek çok önemli. Şimdi Suriye’de de bu iş ancak bir yere kadar böyle gider. Türkiye olarak hassasiyetlerimizi korumak zorundayız. Bu hava sahası aynı zamanda NATO hava sahasıdır. Onlar da gerekli adımları atmak durumundalar. Bunlar aynı zamanda herkes için test niteliği taşıyor. Her türlü ihtimale karşı hazır durumdayız. Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemize yönelik tehditlere karşı her türlü yetkiye sahiptir.”

Türkiye o dönem tezkerenin Meclisten geçmesi durumunda izleyeceği yol, alacağı tedbirler askeri ve siyasi olarak önceden ayrıntılı bir biçimde plânlanmıştı. Ancak aksi durumda, yani tezkerenin geçmemesi durumunda, Türkiye’nin izleyeceği politika ve alacağı askeri tedbirler konusunda plânlama yapılmamıştır. Bu yapılmadığı için 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi Türkiye’ye faturası ağır olmuştur. Bu faturanın neden olduğu olayları şöyle sıralamak mümkündür.

  • PKK Terör Örgütü mevcut durumdan geniş ölçüde lehine olacak şekilde yararlanmıştır.
  • ABD’nin PKK’ya bilinen sempatik tutumu daha da artmış, öyle ki yaptıkları silah yardımı yanında, Kuzey Irak’a gönderdikleri bazı elemanları sayesinde PKK’ya eğitim desteği verdikleri bile tespit edilmiştir.
  • Türkiye’ye karşı kin ve nefret tohumları yeniden yeşer­tilerek etrafa zehir saçılmaya devam edilmiş ve bölücülük had safhaya ulaşmıştır.
  • Tezkerenin TBMM’den geçmemesi, Kuzey Irak’ta belli bir hatta kadar ilerlemesi plânlanan ve en üst düzey alarm seviyesin­de hazırlık yaparak Kuzey Irak sınır hattında günlerce bekleyen birliklerimizde hayal kırıklığının yaşanmasına neden olmuştur. Bu durum, İç Güvenlik Bölgesinde ki birliklerin moral ve motivasyonlarını olumsuz yönde etkilemiştir.
  • Daha önce Türk Askeri karşısında el-pençe divan duran Mesut Barzani ve ona bağlı unsurlar, ABD’den cesaret alarak bu sefer Türkiye’ye kafa tutmaya ve küstahça açıkla­malar yapmaya başlamış, ‘‘Türkiye Kerkük’e karışırsa, biz de Di­yarbakır’a karışırız’’ deme cesaretini göstermiş ve bu durum ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesine kadar devam etmiştir. Devamında ise Çuval olayı meydana gelmiştir.
  • Bölgede bulunan Türkmenler tecavüz ve saldırılara maruz kalmış, binlerce Türkmen hunharca şehit edilmiştir. Irak’ın işgalinin ardından 10 Nisan 2003 tarihinde Kerkük, 11 Nisan 2003 tarihinde de Musul’da tapu kayıtlarının tutulduğu devlet dairelerinin peşmergelerce basılarak büyük ölçüde Türkmenlere ait olan kayıtların tamamı yakılmıştır.

Görüldüğü üzere o günkü denklemde Türkiye stratejik olarak atması gereken adımlarını atamamış ve büyük zararlar görmüştür. Lakin şunu da göz ardı etmemek gerekmektedir. Türkiye bölgede nasıl bir adım atacaksa tek plan dâhilinde değil, çıkabilecek sonuçlara göre planlar üreterek yapmalıdır.

İşgal edilen Irak’ı fiilen 3 bölerek ABD, istediğini almamakla kalmamış, aynı zamanda olası Türkiye müdahalesinin de önünü kesmiştir. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin hazırladığı planlar doğrultusunda, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması konusunda kilit ülkeydi. Tezkere sonrasında Türkiye kendi planlarını uyguladığı sürece amaçlarına ulaşmış olacaktı.

Bu gün bile tezkereyi tartışanlar var. Bazı kesimlerce tezkere, Türkiye’nin aleyhine bile gözükse de Büyük devlet olmak, her türlü anlaşmadan aleyhine bile gözükse de çıkar sağlamaktır. Buna Hudeybiye Antlaşmasını örnek verebiliriz. Türkiye o dönem eline geçen fırsatı değerlendirememiştir.

Türkiye 2003 yılında yaptığı bölgesel hatayı tekrar yapmamak için Suriye de Fırat Kalkanı Operasyonunu başlatmıştır. Çünkü yaşadığımız yüzyılda ülkenin güvenliği, sınırlarının dışından başlamaktadır.

4 YORUMLAR

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here