Geçmişten Günümüze Rusya’nın Kafkasya Stratejisi

Moğol imparatorluğu’nun dağılması sonrası bu imparatorluğun ardılları olarak Kubilay Hanlığı , Çağatay Hanlığı, İlhanlılar ve Altın Orda devleti ortaya çıkmıştır. Bugün ki Rusya Federasyonu’nun sınırlarında bulunan Altın Orda devletinin kaderi de Moğol İmparatorluğu gibi olmuştur ve  artan taht kavgaları beraberinde çöküşü getirmiştir. Altın Orda Devleti’nin yıkılmasıyla beraber Moskava knezliği bağımsız olmuş ve o zamana kadar knezlikler ile yönetilen Ruslar büyümeye ve topraklarını genişletmeye başlamıştır.

1547 yılında Korkunç İvan‘ın Çar unvanı almasıyla birlikte Rusya Knezliği bundan böyle Rusya çarlığı olarak anılmaya başlanmıştır. Altın Orda devletinin yıkılmasıyla birlikte güçlenen gelişen ve iştahı kabaran Ruslar bölgede saldırgan ve yayılmacı bir politika izlemiştir. Bu saldırgan tutumdan Kafkasya coğrafyası’da nasibini almıştır. Rusların 1552 yılında Kazan şehrini ve 1556 yılında ise  Astrahan Hanlığını ele geçirmesiyle kafkasya’daki işgal süreci başlamış oldu. Kafkasya’da ki işgal süreci  Çar Deli Petro’nun Rusya’nın başına geçmesiyle hız kazanmıştır, 1762’de iktidara gelen Katerina ile birlikte Ruslar yayılmacı politikalarını sürdürmüştür.

Deli Petro (I. Petro)

Katerina, bilhassa Kırımda generalleri vasıtasıyla acımasız yöntemler kullanmıştır. Ruslar ele geçirdikleri topraklar da sömürgeci politikalar uygulamışlardır. 1. Petro İngiltere’nin Doğu Hindistan kumpanyasının bir benzerini Kafkasya da Ruslar için kurmayı Katerina ise Hıristiyanlığı Kuzey Kafkasyalı Müslümanlar arasında yaymayı hedeflemiştir. Ruslar fethettikleri Müslüman topraklarında camileri kamusallaştırmış ve Müslümanların dinsel hizmetlerine hayır işlerine okullarına parasal kaynak sağlayacak vakıfları dahi ellerinden almışlardır (Kafkas Dosyası).

Rusya İmparatoriçesi Katerina

Kazan şehrinin ele geçirilmesi sonrasında Astrahan Hanlığının alınması ile birlikte Ruslar Kafkaslarda kalıcı olmaya başlamıştır.  Çar Deli Petro Rusya Çarlığı’nın başına geçmesiyle birlikte beraberinde büyük bir değişim ve dönüşümü başlatmıştır.  Tarihler 1721 yılını gösterdiğinde Petro Rusya imparatorluğunu ilan etmiştir, özellikle yine Petro döneminde Rus şovenizmi’nin ortaya çıkışı ve  sıcak denizlere inme politikasının’da Rusyanın Kafkasya politikasındaki etkileri gözardı edilmemelidir.

Çarlık Rusyası’nın bu politikalarının tezahürü olarak 18.yüzyıla gelindiğinde güney Kafkasya’ya tamimiyle egemen olmuşlardır, ancak Kuzey Kafkasya’da kaşılaşılan direniş neticesinde Kuzey Kafkasya’nın hakimiyet altına alınması 18 yüzyılın ortalarına kadar sürmüştür. Rusların Kafkasları Hakimiyeti altına almak ve elinde tutabilmek amacıyla çeşitli politikaları geliştirmiştir. Kafkasya’da işgal sürecinin başlaması ile birlikte Ruslar bölgede  Katliam, sürgün, Ruslaştırma ve Rusların bölgelere iskanı gibi uygulamaları Kafkasya genelinde sürdürmüşlerdir.

Rusların Kafkasya’da ki sürgün politikalarının sonucu olarak 1864 yılında çoğunluğunu çerkeslerin oluşturduğu yaklaşık 1 milyon Kuzey Kafkasya Dağlı Halkları sürgün edilmiştir zorla topraklarından sökülen bu insanlar çeşitli bölgelere göç ettirilmiş ve daha sonrasında onlardan boşalan topraklara Ruslar iskan edilmiştir bölyelikle Rusya bölgede kalıcı olmayı amaçlamıştır. Bu sürgünlerin yanısıra Rusların İşgal sürecinde giriştiği katliamlar dikkat çekici boyutlara ulaşmıştır.

Değişen koşullara ve şartlara göre Ruslar Kafkasya’da farklı uygulamalara girişse de, temelde Çarlık Rusyasından Sovyetlere ve Rusya Federasyonuna kadar Rusya’nın Kafkasya politikası değişmemiş ve Ruslar Kafkasyadaki işgalde kalıcı olmayı ve bölgeye egemen olmayı amaçlamıştır. Bunun altında yatan asıl neden ise Rus şovenizmi ve Sıcak denizlere inme politikasıdır. Özellikle Çarlık Rejiminin yıkılması sonucu Bolşevikler’in iktidara gelmesi ve bu dönemde Lenin ve Stalin’in özellikle Rusya genelindeki halklara karşı geliştirdiği ‘’Halkların Kardeşliği’’ ve ‘’ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı’’ gibi söylemler içerinde bulunmaları halkları umutlandırdıysada Rus şovenizmi Sosyalist ideolojiden baskın gelmiş Ruslar Kafkasya’yı işgal etme ve Ruslaştırma politikalarını sürdürmüşlerdir.

Stalin

Anti-emperyalist bir dış politika izleyeceklerini bütün dünyaya ilan eden Sovyet Rusya döneminin başlangıcında Panslavizm düşüncesi giderek zayıflamıştır. Rusya için Bolşevik ihtilali yeni bir başlangıç olmuş; din, dil, ırk ayrımı yapılmaksızın Sovyetler Birliği sınırları içerisinde yaşayan tüm milletlerin kardeşliği hedeflenmiştir. Fakat bu sözler ütopik bir hedef olmaktan ileri gidememiştir. 1920’li yıllardan itibaren Sovyetlerde  ”homo-Sovyeticus” yani Sovyet Adamı yaratma çabaları başlamıştır.(Onay,2002,86,88) Ancak Stalin döneminde özellikle 1930’lu yıllardan sonra ve ikinci Dünya savaşı sırasında Rus Milliyetçiliği (Şovenizmi)tarihindeki zirve seviyelere ulaşmıştır.

Bolşevik ihtilalinin ortaya çıkardığı siyasi boşluk ve iç savaş sonrası bölgeye tamamiyle egemen olan Sovyetler Güney Kafkasya’da Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’da sovyet yönetimini tesis etmiştir Kuzey Kaskasya’da ise bölge  altı ayrı otonom bölge ve cummhuriyet oluşturulmuştur ve buralarda  polit büro’ya sadakatle bağlı idareciler yönetime getirilmiştir. Kuzey Kafkasya’nın farklı otonom bölgelere ayrılması ile Sovyet yöneticiler bölgedeki direnişi örgütleyen birlik beraberliği hedef almış, tamamına yakını müslüman olan bölge halkına milliyetçilik fikri aşılanarak bölgenin bölünerek kolaylıkla idare edilmesi amaçlanmıştır. Yine Kafkasya’da Rusyanın politikasının değişmediğinin bir göstergesi olarak 1944 yılında Rus şovenizminin Stalin döneminde doruğa çıktığı vakitlerde bölgede birkez daha sürgün gerçekleştirilmiştir bölge halkı ikinci dünya savaşında Almanlara yardım ettikleri iddiasıyla göçe tabi tutulmuşlardır, sibirya’ya ve Orta Asya’nın steplerine sürülen Kafkas Dağlı Halkları büyük zorluklar yaşamıştır ve göç ile boşalan topraklara birkez daha Ruslar ve tatarlar iskan edilmiştir. Stalinin ölümü ile birlikte ancak 1957 yılında Kuruşçev döneminde kafkasyalılar topraklarına geri dönmüştür.

Lenin’in ölümüyle birlikte Komünist parti genel sekreteri olan Stalin’in özellikle 1930’lu yıllardan sonra uyguladığı katı stalinist politika Aliya İzzetbegoviç, Stalinizm = Marksizm+ Rusya) ve şovenist duygularla yönettiği sovyetlerde Ruslar dışında diğer Hakların,bunlara Kafkasyalılar’da dahil milli kimliklerini korumalarına izin verilmemiştir, bölgede yoğun asimilasyon ve Ruslaştırma politikaları uygulanmıştır.

1990’lı yıllara gelindiğinde Dünya siyasetinde yeni bir kavram ortaya çıktı ‘’Yeni Dünya Düzeni’’. Soğuk savaşın sona ermesi, Sovyetlerin ve Yugoslavya’nın dağılması ile birlikte tek kutuplu yeni bir düzenin kurulduğuna işaret olarak yorumlanmıştır . Bu Yeni Dünya Düzeni’nde, Sovyetler sonrası kurulan Rusya Federasyonunun Kafkasya’ya yönelik politikaları’da Sovyetleri ve Çarlık Rusyası’nı aratmayacak cinstendir Sovyetlerin dağılması ile birlikte  Ruslar Güney Kafkasya’da bağımsız olan Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ın  bağımsızlıklarını tanımakla birlikte bu devletleri İç işlerine sürekli müdahil olmuş özellikle Ermenilerin Dağlık karabağ bölgesini işgalinde ve sonrasındaki, Ermenistan  Azerbaycan çatışmasında Ermenilerden taraf olmuştur. Kuzey Kafkasya’da ise durum daha farklıdır 1991 yılında bölgede lider konumunda bir cumhuriyet olan Çeçenistan Cevher Dudayev önderliğinde bağımsızlığını ilan etmiştir, lakin bu süreçin  Kuzey Kafkasya’da ki diğer ayrılıkçı grupları hareketlendireceğini ve Kafkasya hakimiyetinin son bulacağının bilincinde olan  Boris yeltsin’in idaresindeki Rusya Federasyonu’nun yapay milliyetçi politikaları sonucu bu süreçte Çeçenistana bağlanan İnguşetya’nın 1992 yılında tekrar kendilerine bağlanmasını sağlamıştır bununla da yetinmeyen Rus hükümeti 1994 yılında Çeçenistan’ı işgal etmiştir. 1. Rus Çeçen savaşından yenilgiyle ayrılan Rusya bu süreçten sonra farklı bir politika izleyerek bölgede işbirlikçi ve kendine sadık kukla yöneticiler aramıştır aramalar sonuç verince 1999 yılında  Vladimir Putin lideerliğinde Rusya İkinci Rus Çeçen savaşını kazanmıştır ve bölgeye kendi idarecilerini atayarak direnişi kırmayı amaçlamıştır. Rusya Çeçenistan ile yapılan savaşta başarılı olabilmek ve Kafkasya’daki diğer ayaklanmalara sebebiyet vermemek adına farklı politikaları uygulamıştır. Putin döneminde Çeçenistan sorununu çözmeye yönelik olarak, Ruslara yakın olan aşiretlere ayrıcalık tanınmış, işbirlikçi Çeçen milisleri desteklenmiş ve aşiretin ilerigelenleri yönetime ortak edilmiştir. Bu politikaya örnek olarak bölgede Kadirov ailesi desteklenmiş iktidara önce Ahmet Kadirov daha sonra oğlu Ramzan Kadirov getirilmiştir. Hernekadar  bu politika ile Rusya bölgeyi elinde tutmayı başarsada bölgede huzuru güvenliği ve refahı tesis edememiş direnişin ve çatışmanın önüne geçememeş ve  bölgeyi terörize etmiştir. Sovyetlerin dağılması sonrası borç içinde ve ekonomik sıkıntılar ile boğuşan Rusya’da eski bir KGB ajanı olan Putin’in başa geçmesiyle birlikte işler değişmeye başlamıştır. Putin ülke ekonomisini düzeltmiş ve Büyük Devlet Şovenizmi’nin etkisi ile birlikte  Rus halkının istediği, arzu ettiği güçlü Rusya İmparatorluğunu inşa etmeyi amaçlamıştır.

Cevher Dudayev

Putin sonrası Rusya, Kafkasya’da Çok sert ve katı bir politika izlemiş ayrılıkçı grupları şiddetle bastırma yolunu seçmiş ve bölgedeki anlaşmazlıklarda gerektiği zaman güç kullanmaktan geri durmamıştır buna 2008 yılındaki Rusya Gürcistan çatışmasında’da birkez daha şahit olduk. Rusya bu gölgede Gürcistana karşı Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığından yana tavır almıştır ve gerekli görüğü koşullarda Gürcistana müdahalede bulunmuştur.

16’ncı yüzyıldan itibaren imparatorluklarını büyütme emelleri peşinde koşan Ruslar doğuya ve güneye yayılmayı zorunlu görmüşlerdir. Bu bağlamda Kuzey Kafkasya, Asya’nın derinliklerine ve sıcak denizlere uzanan mihverleri kontrol edeen jeopolitik konumu ile Ruslar için çok önemli olmuştur. Hedeflerine ulaşmak için Kuzey Kafkasya’nın kontrolünü amaçlayan Ruslar, bölgenin sömürgeleştirilmesi ve tamamen Rusya ile bütünleştirilmesi yaklaşımları arasında ikilem yaşamışlar; bu nedenle uyguladıkları kontrol stratejileri dönemlere ve yöneticilerin bakış açılarına göre farklılıklar göstermiştir. Ruslar, 16’ncı yüzyılın ortalarından günümüze kadar Kuzey Kafkasya halklarına yönelik olarak; Kozakların kullanılması, Ruslaştırma ve Hıristiyanlaştırma, kültürleşme ile işbirlikçiler yaratma, böl ve yönet, sürgün ve göç ettirme, Rus kökenlileri yerleştirme, baskı ve şiddet politikalarını yaygınlıkla uygulamışlardır. Rusya’nın tarihsel süreçte uyguladığı bu politikalar bölge halklarının bölünmesi ve Rusya’ya karşı güçlü bir ulusal egemenlik mücadelesinin engellenmesi açından kısmi ve dönemsel bir başarılı sağlamasına rağmen, bölgenin tam olarak kontrol altında tutulması hiçbir zaman mümkün olmamıştır(Bingöl,2013,137).

Kafkas Emirliği

Çarlık Rusyası, Sovyetler Birliği ve Rusya Federasyonu olmak üzere Ruslar, tarihin çeşitli devirlerinde farklı siyasi yapılarla idare edilmişlerdir, bu farklı dönemlerin en önemli ortak noktaları ise Kafkasya politikalarıdır. Değişen konjonktürde Ruslar farklı siyasi yapılarla idare edilselerde Kafkasya’ya karşı temelde Rus Şovenizmi ve Sıcak denizlere inme politikasına paralel olarak  işgal katliam, sürgün, asimilasyon, Ruslaştırma gibi emperyal faliyetlerini sürdürmüşlerdir. Bu uygulamalar ile  bölgedeki direnişi kırmak ve  Kafkasya’yı Rusya topraklarına bağlamayı amaçlamışlardır fakat Rusların uyguladıkları bu yanlış politikalar bölgedeki huzuru ve istikararı tehdit etmekte ve bölge halkını tedirgin etmektedir. Sonuç olarak Rusların 1550’li yıllarda  Kafkasya’yı işgali ile başlayan bu süreç günümüze gelindiğinde üzerinden  yaklaşık Beş asır geçmesine rağmen sonuçlanamamıştır. Dönem  dönem  tarafların güç dengeleri farklılık arzetmiştir ve bölgede hala sıcak çatışmalar yaşanmaktadır tüm bunların altında yatan en önemli sebep ise Rusyanın  Kafkasya politikasında gizlidir.

Sefa Sole

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

 

1 Yorum

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here