DEAŞ’lı Yabancıların Röntgeni

Reina saldırısı dikkatleri IŞİD’ın yabancı terörist savaşçılarına çekti. IŞİD bünyesindeki yabancı savaşçılar kimlerden oluşuyor? Nasıl organize oluyorlar? Türkiye’de uyuyan hücreleri var mı?

Yılbaşı gecesi Ortaköy’de IŞİD’in üstlendiği saldırının failinin Orta Asya kökenli olduğunun ortaya çıkması, bu örgütün Türkiye’deki yapılanmasında yabancıların rolünün tartışılmasına neden oldu. Teröristin yakalanması ve operasyonun derinleşmesiyle geniş bir şebekenin varlığı gün yüzüne çıktı. Kamuoyuyla paylaşılan bilgi ve görüntüler sonrasında gözler Orta Asya kökenli IŞİD’cilere çevrildi.

    

Bu konuda cevapsız soru çok. IŞİD bünyesindeki yabancı savaşçılar kimlerden oluşuyor? Nasıl organize oluyorlar? Türkiye’de uyuyan hücreleri var mı?

Yaklaşık 3,5 yıldır devam eden, sağlıklı addedilebilecek tüm kaynakları izleyerek ve karşılaştırarak derlediğim istatistikler, yabancı terörist savaşçıların Türkiye’deki varlığı hakkında tahmin edilenden farklı bir tablo ortaya koyuyor.

IŞİD vb. örgütlerin yapısı konusunda veri ve istatistik bulmak çok güç. Değerlendirmelerin çoğu somut bir veri kaynağı olmayan genellemelere dayanıyor. Örgütlerin Türkiye’deki yapılanmasına ilişkin devletin elindeki gizli verilere ulaşma imkanı olmayan bir araştırmacı için tek kaynak, güvenlik güçlerinin bu örgütlere yönelik operasyonları oluyor. Zira haklarında terör örgütü bağlantısı şüphesi olan bu kişilerin tamamı örgüt üyesi olmasa da operasyonlara ilişkin veriler genel resmin anlaşılmasına fayda sağlayabilir.

Türkiye’de IŞİD ve El Kaide bağlantılı yapılardaki yabancılar yeni mi?

Hayır. 1990’lardan bu yana El Kaide Türkiye’yi üçüncü ülkelere geçişlerde kullanıyordu. Ayrıca yakalanan bazı kişiler Türkiye’de yabancı kökenli cihatçıların eylem yapma amacı olduğunu da gösteriyordu. Fakat, IŞİD ortaya çıktığında ‘yabancı’lar sorunu farklı formüle edildi. Yabancı Terörist Savaşçılar konusu ilk etapta sadece Türkiye üzerinden Suriye ve Irak’a gitmeye çalışan kişiler bağlamında ele alınıyordu. Ancak algı ve gerçek birbirinden farklıydı. Özellikle Batı basınının sıklıkla gündeme getirmesi ve hatta Türkiye’ye sınır kontrolü konusunda baskı yapması nedeniyle IŞİD’e katılan yabancıların çoğunun Avrupalı olduğu düşüncesi yaygındı.

Oysa Aralık 2015’te Genelkurmay Başkanlığı’nın yıl boyunca sınır geçişi sırasında yakalanan yabancılara ilişkin açıkladığı veriler bunun tersini kanıtlıyordu. Rakamlar, örgütlere Asya’dan katılımın Avrupa’ya göre çok daha fazla olduğunu gösteriyordu. Zira 2013-2014’te örgüte Arap coğrafyasından büyük katılım olmuştu, Asya’dan yeni gelenler ise büyük oranda 2015’te örgüte dahil oldu. Çoğunun aileleriyle birlikte gelmesi, sayının yüksekliğini açıklıyordu.

2016 sonunda İçişleri Bakanlığı’nın yayınladığı diğer veriler ise yabancı terörist savaşçı sorununun geçmişine de ışık tutuyor. Açıklamaya göre, 2011-2016 arasında IŞİD’le irtibatlı olarak yakalananlar (IŞİD Şubat 2013’te kuruldu yani muhtemelen bakanlık IŞİD’den önceki grupları da aynı kapsamda değerlendiriyor) arasında yabancılar hep vardı. Ancak yabancıların yarısından çoğunun son bir yılda yakalandığı dikkate alındığında, Türkiye’de son dönemde yoğunlaşan bir yabancı cihatçılar sorunu olduğu söylenebilir.

Türkiye Emirliği değil, merkezi planlamayla oluşan şebeke

IŞİD’in Türkiye’deki oluşumu, temelde merkezden yapılan planlamayla kurulmuş bir şebekeye dayanıyor; stratejik planlama, örgütlenme ve kararlar merkezden belirleniyor. IŞİD’in genel yapılanmasında doğrudan biat eden (Nijerya’da Boko Haram, Afganistan’da Horasan Emirliği, vs) yapıların dışında ayrı emirlikler yok.

IŞİD’in Türkiye Emiri gibi nitelemelerin içi boş. Örgütün Rakka’daki Dış Operasyonlar Birimi asıl yönlendirici. Türkiye’deki şebekenin temel görevleri eleman temini, saldırı hazırlığı, keşif, sınır geçişi, yardım ve yataklık, hücre örgütlenmesi, silah vb. malzeme temini, propaganda mekanizması, finansal destek.

Reina eylemcisinin sorgusundan basına sızanlar bir kez daha eylemlerin zamanlaması, hedef tespiti, lojistiği, finansal altyapısı ve kullanılan araçların temini gibi önemli aşamalarının merkezden belirlendiğini, şebeke tarafından yürütüldüğünü ortaya koyuyor. Bu da bizi IŞİD’in Türkiye’deki yapılanmasının tamamen hiyerarşik bir yapıya ya da birbirinden habersiz ve yatay olarak örgütlenmiş hücrelere değil, her biri temelde merkeze bağımlı ancak iç iletişimleri “bilmesi gereken ilkesi”ne göre düzenlenmiş bir şebekeye sahip olduğu olgusuna götürüyor.

Şebekenin yabancı bileşenleri

IŞİD’in Türkiye’de sadece yabancılardan oluşan bir örgütlenmesi yok. Genelde Türk vatandaşı olan örgüt mensuplarıyla yabancılar arasında kesin bir ayrışma yok. Hücre bazında tamamen yabancılardan oluşan yapılara rastlansa da aralarında tutarlı bir milliyet bağı yok. Yani, IŞİD, kendisine kattığı kişileri milliyetlerine göre sınıflandırıp, örgütlemiyor. Zaten ulusüstü bir ideolojiye sahip olan bir yapıdan bunu beklemek de doğru değil.

Farklı yabancı unsurlardan oluşabilen bu şebeke, IŞİD’in Türkiye’deki en tehlikeli ve organize kesimini oluşturuyor. Şebekelerin iller bazında örgütlenmesi var ancak her ile dağıldığı söylenemez. Şebekelerin il bazında örgütlenmesi, kişinin milliyetinden ziyade örgütün lider kadrosuyla ilişkisine ve örgüt içindeki geçmişine ve etkinliğine bağlı.

Peki yabancıların sayısı neden artıyor? Muhtemelen bunun iki nedeni var: Birincisi, her ne kadar IŞİD’in, Türkiye’de Türklerden oluşan bir ağı ve tabanı olsa da yabancıların adanmışlığı daha keskin ve güçlü. İkinci olarak örgütün merkez şurasının bileşenleri son dönemde değişti. Kurulduğu dönemdeki önde gelen isimlerinin çoğu öldürüldü veya açığa çıkmakta güçlük çekiyor. Yeni ekibin dış bağlantıları Türkiye’deki yapıyı değiştiriyor olabilir.

IŞİD’in Türkiye içindeki şebekesinin büyük ölçüde Türk vatandaşlarından oluştuğu açık. Örgütün içindeki yabancıların ise dört ana bileşeni olduğu söylenebilir: Hayalet savaşçılar, Türkiye’ye yasal yollardan giriş yaptıktan sonra örgüt tarafından devşirilenler, uyuyan hücreler ve saldırı için gelenler.

Hayalet savaşçılar

Bu grubu, Suriye ve Irak’a gitmek için Türkiye’yi güzergah olarak kullanan ancak alınan tedbirler nedeniyle bu ülkelere gidemeyen, terörist sayılacakları için geldikleri ülkelere dönemeyen ya da bir dönem Suriye ve Irak’a geçtikten sonra kaçıp Türkiye’ye dönenler olarak tanımlamak mümkün. Tam sayıları bilinemese de en azından birkaç bin kişiden bahsediyoruz.

Bu örgütlere katılmak için yolda yakalananların sayısı bir gösterge olarak kabul edilebilir. Ancak maalesef açık kaynaklarda IŞİD’in kurulduğu ve asıl “çekici” olduğu 2013 ve 2014’e ilişkin sağlıklı veri yok. IŞİD’in gerilemeye başladığı döneme tekabül eden 2015 başından itibaren rakamlar da oransal olarak bir fikir veriyor.

Yukarıdaki tablonun da gösterdiği üzere, 2015’te Türkiye üzerinden Suriye’ye hâlâ çok yoğun bir akış var. 2016’da durum tersine dönüyor. Türkiye’de yapılan terör operasyonlarında yakalananlarda yabancıların oranı 2015’te %23 iken, 2016’da %35’e çıkıyor.

Geçişler zorlaştıkça örgüte girmek için Türkiye’ye gelip de geçemeyen ya da Suriye ve Irak’tan dönüp kendi ülkesine dönemeyenlerin Türkiye’de yarattığı tehdit artıyor.

İç savaştan kaçıp Türkiye’de devşirilenler

Ülkelerindeki kötü savaş koşullarından kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin sayısı 3 milyonu aştı. Bunların çok büyük bir kısmı 5 yıl içinde farklı ölçülerde Türkiye’nin toplumsal ve siyasal yapısına uyum sağladı. Ancak bazı yerlerde uyum sorunları olduğu açık. Bu durum ve kötü yaşam şartları militan devşirmek isteyen örgütler için eşsiz bir kaynağa dönüşüyor. Özellikle büyükşehirlerin çeperlerinde ya da orta büyüklükteki şehirlerde zaman içinde kendi oluşturdukları gettolarda IŞİD’in eleman topladığı görülüyor.

Veri tabanımıza göre 2016’da güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonlarda gözaltına alınan yabancılar arasında ilk sırayı açık ara Suriye, ikinci sırayı ise Irak vatandaşları alıyor. Bu veriyi doğrulayan İçişleri Bakanlığı’nın bilgilerine göre, 2016’da IŞİD ve Nusra destekçileri arasında Türkiye’de yakalanan yabancılar sıralamasında Suriye 994 kişiyle ilk sırada. Onu, 328’le Rusya, 235’le Irak, 216’yla Çin izliyor. Yakalanan 1.485 yabancının %83’ü Suriye ve Irak vatandaşı.

Uyuyan hücreler

Üçüncü kategoriyi oluşturan uyuyan hücreler, örgütün eylem yapmak üzere gönderdiği teröristlerden oluşan ve eylem zamanı gelinceye kadar harekete geçmeyen hücreler. Türkiye’deki şebekenin kendileri için oluşturduğu altyapı çerçevesinde eylem emrini bekliyorlar. Örgütün Türkiye’de yüzlerce uyuyan hücresi olduğu iddiasını kanıtlayan somut bir temel yok.

Ancak bu hücrelerin sayılarının arttığı bir gerçek. Veri tabanımıza göre, 2016’da önlenen 27 eylemdeki hücrelerden 9’u Suriyeli teröristlerden, 5’i Türklerden, 4’ü Irak, 3’ü Orta Asya ve Kafkaslardan, 4’ü yabancı karışık hücrelerden oluşuyordu. 2015’te son anda önlenen 13 eylemde hücre yapısı ise şöyleydi: 6 Türk, 3 Suriyeli, 1 İngiltere-Suriye-Lübnan, 1 İngiliz-Pakistan.

Rakamların da gösterdiği gibi Türkiye’de eylem yapmayı planlayan hücrelerde yabancıların oranı artıyor. Fakat bu hücreler içerisindeki yabancılara bakıldığında ilk sırayı Suriyeliler alıyor. Onu Türk vatandaşları, Iraklılar ve sonra da Orta Asya ve Kafkasya’dan gelenler takip ediyor.

Saldırı için gelenler ise bu şebeke içindeki en küçük grup. Sayıları az ama kritik zamanlarda ön plana çıkıyorlar. Terör eylemleri için Türkiye’ye saldırıdan kısa bir süre önce getirilenlerin sayısı artıyor. Bunun temel nedeni, güvenlik güçlerinin örgüt konusunda tecrübe kazanması ve yapıyı daha iyi analiz etmeleri. Bu nedenle içeride uzun süre tutarak, uyuyan bir hücre oluşturup risk almak yerine eylemden bir süre önce saldırganları getirmek, daha az riskli.

Elbette, sınır geçişlerinin büyük ölçüde kontrol altına alınması bu yaklaşımı zorlaştırıyor. Ancak geçişler tamamen durdurulabilmiş değil, Fırat Kalkanı Operasyonu nedeniyle Kilis ve Gaziantep sınırı daha güvenli olsa da Hatay gibi yerlerde sınırdan geçmek hâlâ imkansız değil. Sınırın öte tarafında çeşitli örgütlerin kontrolündeki bölgelerde kaçakçılar faaliyetlerini sürdürüyor. Eylemciler Türkiye’ye üçüncü ülkeler üzerinden de gelebiliyorlar.

Tahminler ve dersler

IŞİD’in Türkiye’de yabancı bir militan kullandığı planlı ilk eylemi, 6 Ocak 2015’te İstanbul Sultanahmet’te bir Rus vatandaşının intihar saldırısıydı. Bundan sonra Ankara, Sultanahmet ve Atatürk Havaalanı saldırılarında yabancı militanlar yer aldı. Ankara ve Sultanahmet saldırıları Suriye vatandaşları ve havaalanı saldırısını ise Rusya, Özbekistan ve Kırgızistan vatandaşları düzenledi. Yani, IŞİD’in Türkiye’deki bombalı ya da silahlı saldırılarının yarısını neredeyse diğer ülke vatandaşları gerçekleştirdi. Bu eğilim, IŞİD’in Türkiye’deki yapılanmasındaki yabancı ağırlığının artmasıyla sürebilir.

Güvenlik güçlerinin örgütün Türkiye’deki yapılanmasına ilişkin bilgi ve tecrübesi arttıkça, örgüt yeni arayışlara yöneliyor, en az bilinen yapılar üzerinden hareket etmeye çalışıyor. Reina saldırısından sonra örgütün yabancı üyeleri ve şebekeleri konusunda daha fazla bilgi sağlanabilmiş olsa da hâlâ açıklar olması ihtimali yüksek. Bu nedenle örgütün sonraki saldırılarda da yabancı teröristleri kullanması ve bunların ortaya çıkmamış ağları üzerinden hareket etmesi şaşırtıcı olmaz.

IŞİD’in Türkiye’deki en aktif ve tehlikeli hücreleri Türkistan coğrafyası kökenli değil. Operasyonlar ve istatistikler bunu doğrulamıyor. Yabancılar arasında organizasyon, eleman temini, finansal destek sağlama, hücre teşkili ve lojistik desteği gibi konularda, hem genel  operasyonlarda hem de önlenen saldırılarda yakalanan Suriyeli ve Iraklıların çok daha aktif olduğu söylenebilir. En azından şu ana kadar açığa çıkarılan yapılara bakıldığında ortaya çıkan resim budur.

Örgüt, Türkiye’de eylem yapmayı öncelik listesinin üst sıralarında tutuyor. Özellikle Fırat Kalkanı Operasyonu çerçevesinde almış olduğu darbeler nedeniyle saldırılarını artırmaya çalışıyor. Üstelik Türkiye’deki hassas siyasi ve toplumsal atmosferi de dikkate alarak bu terör kampanyasından sonuç alabileceğini umuyor.

IŞİD’deki yabancıların sayısı artsa da, bu tür örgütlerin eylemlerinden Türkistan coğrafyasından, Irak veya Suriye’den gelenleri sorumlu tutmak, genelleyici değerlendirmeler yapmak doğru olmaz. Hatta, IŞİD, bu yabancıları kullanarak oluşacak tepki sonucunda ortaya çıkabilecek dışlamaları ve kötü uygulamaları kendisi için bir fırsat kapısı olarak görebilir ve böylece daha fazla adam devşirebileceğini düşünebilir. Bu tuzağa düşmemek gerekir.

Kaynak: Al Jazeera

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here