Trump’un Muhtemel Ortadoğu Politikası

Amerika Birleşik Devletlerinin 45. Başkanı Donald TRUMP  öyle görünüyor ki ‘kalıplaşmış’ sistemleri revize edecek. Bunun için ilk olarak Amerika’da içe dönük istihdamı sağlama politikası izleyeceği buna ilaveten alt yapı yatırımlarına da önem vereceğini yapmış olduğu açıklamalar ile görülmektedir . Bu durum Trump’ın içe dönük politikalara ağırlık vereceğini işaret etmektedir. Esasında bu durum, II. Dünya savaşı öncesi Amerika reflekslerinin Trump üzerinden yeniden dönüşümü olarak görülebilir.

Trump’ın başkan olması hem iç hem de dış aktörlerce kabul görmez bir şekilde tenkit edilse de Trump’ı destekleyen kesimler olduğu da ortada. Trump özellikle de Rusya ile  ilgili düşüncelerini  sosyal medya üzerinden yaparak Rusya ile iyi ilişkilere karşı olanları ‘aptal insanlar ve ahmaklar’ yorumunda bulunmuştur.

Esasen, Rusya, Asya ve Ortadoğu ülkeleri de yeni başkanın dış politikada izleyeceği yolu merak etmektedir. Asya’da Çin Halk Cumhuriyetinin ‘tek Çin politikasını’ kabul etmeyeceğini açıklayan Trump kendisine sert bir üslup ile yanıt bulması kutuplaşabilecek bir süreci yeniden sinyal ediyor olabilir..

Ortadoğu coğrafyasında ise İsrail ile ilişkilerini yeniden canlandırma hevesi güden Trump; Başkan seçilmeden önce dile getirdiği “Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağız” sözleri Hamas’ın sert tutumu ve bununla birlikte Gazze’nin İsrail’in yoğun saldırılara maruz kalabileceğini düşündürebilir. Hatta, Donald Trump’ın İsrail yanlısı tutumu bölgeye sükûnetten çok tansiyonu yükseltecek gelişmelere neden olabilir. Bu hususla yeni ABD yönetiminde iki şeyin netleştiğini görüyoruz. Biri İsrail eşittir Amerika, diğeri yeniden ‘anti İran’ Ortadoğu stratejisi. Trump’ın biraz geçmişi biraz da yeni ABD dış politikasını harmanladığını düşünmekteyiz.

Çin göreve gelecek yeni ABD yönetiminin kendilerini Güney Çin Denizi’ne erişmekten alıkoymayı denemesi durumunda “askeri çatışmaya hazırlıklı olması gerektiği” uyarısında bulundu.

Donald Trump’un  Ortadoğu coğrafyasına bakışını tam kestirmek kolay değil. Bu durum politikacılarda da kuşku uyandırıyor. “Amerika’nın yeni yönetimi Türkiye’ye FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’i iade etmeliyiz, Suriye’de Esad’lı çözüm olabilir, İsrail’in yeniden yanında olacağız tasarrufları, ABD’nin gerçekte ve derinde stratejisi nedir” sualini sormamızı sağlayabilir.

Buna göre;

-İlk senaryo petrol alanlarını tam hakimiyet altına alma stratejisi. Trump’ın gelecek planları arasında petrol ve doğal gaz faktörü son derece hayati önem arz etmektedir. Bu hususla dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz şirketlerinden birisi olan Exxon Mobil CEO’su RexTillerson’ı dışişleri bakanı koltuğuna getirmesi hedef. Öte yandan Trump; ‘eski başkan Barack Obama’nın büyümesine göz yumduğu DAEŞ’in bütün petrolleri aldı, belki yeni bir şansımız vardır demeçleri ilk senaryonun ılımlı Ortadoğu politikasının nedenleri arasındadır.

-ikinci senaryo ise İsrail üzerindeki baskıyı kırmak için enerji faktörünü kullanma. Obama yönetiminin son evrelerinde İsrail’e uluslararası örgütler aracılığı ile yapmış olduğu baskılar Trump dönemiyle son bulacaktır. Yeni yönetim ile Amerika senatosunda Yahudi lobisi geçmişe göre daha güçlü karşımıza çıkabilir.

Trump, Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımak istiyor

Özelikle Arap halkının yoğun olarak yaşadığı bu coğrafyada kapitalizmin en etkin kullanımı İsrail ile iyi diplomatik ilişkiler neticesinden geçmektedir. Ekonomi açısından İsrail ve ABD’nin birbirlerini terk etmesini düşünmek hayalperestliktir. Bir diğer husus İsrail ; ABD’nin Ortadoğu politikası açısından bir sigorta niteliğindedir. Geçmiş dönemlerde de yaşadığımız gibi Arap-İsrail çatışmaları İsrail ve ABD açısından tehlike hissettirmektedir.  Ortadoğu bölgesinde olası Arap birliği sağlanması durumunda hem İsrail hem de ABD çıkarları ‘Din merkezli’ bakımından bölgedeki emperyalist yaklaşımına ters düşmektedir. Buna ek olarak Trump İslamcı radikal terörü ortadan kaldıracağız şeklindeki açıklamaları Ortadoğu stratejisi ve olası askeri operasyonları için ‘kılıf’ bulma şeklidir. En başta İslam’ı ve terörü yan yana koymak hiç de akıllıca bir iş değildir. Yarattıkları sahte terör gruplarına, kelime anlamı ‘Barış’ olan bir dinin adını takmaları, yine yaratmış oldukları İslam kelimesi adı altında oluşturdukları ayrılıkçı terörist grupların üyelerinin bir çoğu Amerika ve Avrupa’dan  geldiğini, Türk silahlı kuvvetlerinin raporlarında  defaatle teyit edilmiştir. İslamcı radikal terörle savaşmak gibi bir bahaneyle uluslararası kamuoyu oluşturma gayretinde olan Trump aslında ABD’nin gerçek iç güdüsünün dışa yansımasıdır. Batılı güçlerin şu gerçeği ayırt etmesinde fayda vardır. İslam’ı Müslümanlara bırakıp , onlar Ortadoğu da yarattıkları terörizm ile savaşmalıdırlar.

Öte yandan İran üzerindeki ambargoların kaldırılması ABD’nin İsrail üzerinden İran’a gizli silah satışını açık etmiştir. Amerika’nın, Humeyni’nin İran devriminden sonra aldığı bu gizli silah satışı ekonomik çıkarların piramidin en tepesinde yer aldığını görüyoruz. Trump ‘anti-İran’ fikrini tekrar yaymak istemesinin altında yatan gerçeği başkanlığın ilk dönemlerinde İran’a silah satışını tekrar gizlilik esasına bağlı kalarak dikkatleri üzerine toplamak istememesidir.

Sonuç olarak görüyoruz ki; Amerika Birleşik Devletlerinin vizyonu asla ve asla değişmeyecektir. Yeni başkanlar ile birlikte hedefin öncelik sırası değişebilir yani misyon değişiklik gösterebilir. Başkan Donald Trump da Ortadoğu’ya biraz eski biraz yeni bakış açılarıyla değişmez ABD dış politikasını yürütecektir.Bu durum şuan yaşadığımız gibi daha ılımlı yaklaşım sergileyip daha sonralardan yine bildiğimiz sert ve hedeflerinden ayrılmayan bir Amerika Birleşik Devletleri görüntüsünü hep birlikte izleyeceğiz…

 

1 Yorum

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here