Türkiye’de Sistem Tartışmaları

Ülkemizde son dönemlerde artarak devam eden sistem tartışmaları yaşanmaktadır. Bazılarına göre yaşanan siyasal istikrarsızlığın sebebi parlamenter sistemdir ve parlamenter sistemin yerini alacak başkanlık veya yarı başkanlık sistemleri ile siyasal istikrarsızlık giderilebilecektir. Bazılarına göre ise parlamenter sistem ülke siyaseti için en uygun sistemdir ve yaşanan siyasal istikrarsızlığın sebebi yönetici kadrodur. İki görüşe de kısmen katılmakla birlikte Türkiye’deki siyasal istikrarsızlığın ana kaynağının gelişmemiş demokrasi kültürü olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde özellikle kendi sahip olduğu gücü daha da arttırmak isteyen Cumhurbaşkanları dönemlerinde sık sık sistem değişikliği gündeme gelmiş ve bu sistemin ülkedeki siyasal istikrarsızlığa çözüm olacağı fikri savunulmuştur. Parlamenter sistemin yürütme organına zorluklar çıkardığı herkes tarafından kabul edilen bir durum fakat Türkiye’de 1982 Anayasası’ndan sonra parlamenter sistemden önemli sapmalar yaşanmıştır. 1982 Anayasası ile yürütme organının önündeki engeller kaldırılmaya çalışılmış ve Cumhurbaşkanı’na olağanüstü yetkiler tanınmıştır. Bu durumda Türkiye’de uygulanan sistemin saf bir parlamenter sistem olmadığı açıkça ortadadır. Yarı Başkanlık ve Başkanlık sistemlerinin yürütmeyi daha işlevsel kılma açısından olumlu olduğu gözlemlenebilir. Fakat bizim gibi siyasal uzlaşma kültüründen yoksun bir ülkede ne kadar faydalı olabilir?

Uzlaşma kültürünün olmadığı ülkemizde Cumhurbaşkanı ve Başbakanın farklı partilerden olması durumunda çatışma ortaya çıkması ve yürütmenin aksamaya uğraması kaçınılmaz bir olaydır. Aynı durum Başkan ve Senato çoğunluğunun farklı partilerden olması durumunda da yaşanacaktır. Siyasi tarihimize dönüp baktığımızda birçok kez tek partili bir siyasi yönetim görememekteyiz. Kurulamayan koalisyon hükümetleri, kurulsa dahi kısa ömürlü olan koalisyon hükümetlerine dönüp baktığımızda ülkemizde yaşanacak sistem değişikliğinin yürütmeyi daha işlevsel kılması beklenirken, yürütmeyi tamamen aksatması olağan değil midir?

Türkiye’de siyasal istikrarsızlığın sistem de olduğu düşüncesiyle sorunun ana kaynağının çözümlenmeden yaşanacak sistem değişikliği daha tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Ülkemizde siyasi denetim mekanizmasının iyi işlemediği muhalefet partilerinin, iktidar partisini yeteri kadar sıkıştıramadığı bir ortamda başkanın olağanüstü yetkilere sahip olması ve meşruiyetini halka dayandırması kendinde sonsuz bir yönetme gücü bulmasına imkan tanıyacaktır. Bu durum tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Türkiye’deki sistemin saf bir parlamenter sistem olmadığını belirtmiştim. Ülkemizde 1982 Anayasası ve Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesiyle parlamenter sistemden tamamen uzaklaşılmış ve fiili yarı başkanlık sistemine geçilmiştir. Türkiye’deki siyasal istikrarsızlığın tek nedeni siyasi sistem değildir. Sistem değişikliğinin gerekli olduğu fikrine  de katılıyorum. Fakat öncesinde ne yazık ki ülkemizde iç siyasette ve demokrasi kültürümüzde köklü değişimler kaçınılmazdır.

Öncelikle değişiklik yapılacak sistem Türk Siyasi Karakterine uygun olmalı ve halk tarafından benimsenmelidir. Ülkemizde gelişmemiş bir demokrasi kültürü ve bilinci vardır. Bana göre yaşanan siyasi sancıların ana kaynağı da bu noktadadır. Bizim gibi demokrasi bilinci yeterince gelişmemiş ülkelerde sorun sadece sistem sorunu değildir. En büyük tehlike sorunun sadece sistem sorunu olarak görülmesidir. Ülkemizde her vatandaşa demokrasi çok iyi bir şekilde anlatılmalıdır ve gerekirse ilkokul ve ortaokullarda demokrasi dersi verilmelidir. Halkın demokrasiye katılımı desteklenmeli ve bu yoldaki engeller kaldırılmalıdır.

Ülkemizde vatandaşlar sivil toplumun öneminin farkında değildir. Üstünde durulması gereken konulardan biri de ülkemizde sivil toplumun desteklenmesi ve yaygınlaştırılmasıdır. Yaygınlaşması ile birlikte sivil toplum geleneği oluşturulmalıdır. Sivil toplum kuruluşları faal olmalı ve sisteme dahil edilmelidir. Sivil toplumun gelişmesi demek uzlaşma kültürünün gelişmesi demek olacağından daha iyi bir yönetim muhtemel olacaktır. Siyasi iktidarın ve muhalefetin uzlaşma içerisinde çalışması ülkenin menfaatine olacaktır. Sivil toplumun gelişmesi denetim mekanizmasının yönetici kadro tarafından hissedilmesi ve ona uygun davranılması anlamına gelecektir. Türkiye’de sistem değişikliğinde önce bu sorunların çözülmesi gerekmektedir. Bu sorunlar siyasal istikrarsızlığın ana kaynağını oluşturmaktadır. Bu sorunlar çözülmeden yaşanabilecek sistem değişikliğinden sonuç alınamaz.

Parlamenter sistemin ülkemizde tüm bu sorunlar çözülse dahi iyi işlemeyeceğini düşünüyorum. Ülkemizin sosyokültürel yapısı parlamenter sisteme uygun değildir. Sistem değişikliği hem siyasi denetim mekanizmasının daha iyi işlemesini sağlayacak hem de parlamentonun görevini daha iyi bir şekilde yerine getirmesine olanak sağlayacaktır. Sistem değişikliği ile ihtiyaç duyulan yeni bir anayasa uzlaşma kültürü ile hazırlanmalıdır. Yeni bir anayasanın da kilit noktası uzlaşma olmalıdır. Halkın tamamının yani halkı temsil eden siyasi parti temsilcilerinin uzlaşma içerisinde hazırlayacağı bir anayasa ülkenin tüm sorunlarına ilaç olabilir ve halk tarafından benimsenmesi kolay olur. Fakat sistem değişikliği oldu bittiye getirilmemeli, kademeli bir şekilde hayata geçirilmelidir. Böylece her aşamada eksikler ve aksaklıklar görülüp düzeltilebilir ve en sonunda ideal sisteme ulaşılabilir.

Son olarak kişiler ve partiler gelip geçicidir. Temel amaç Türk Devleti’nin ilerlemesidir. Yaşanacak olan sistem ve anayasa değişikliklerinde kişiler ve partiler ana unsur olarak görülmemelidir. Kişi ve kurumlara duyulan ön yargılar Türkiye Cumhuriyeti için bir kenara bırakılmalıdır. Ülkenin geleceği ve ilerlemesi için bütün siyasi partiler bir arada çalışmalı ve ana unsur halk olmalıdır.

Ahmet Güler

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

2 YORUMLAR

  1. Başarılı bir calisma ama birkaç eleştiri yapmak istiyorum ilk olarak günümüz Türkiye’sinde bu sistemin uygulanabilirligi eğitimli secmenler olursa hayata geçer bunun için de aktör devlettir devletin yapmasi gereken en önemli gorev eğitim alaninda yapilandirma yaparak secmen kitlesinini bilinclendirerek eğitmelidir.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here