Post-Modern Darbe 15 Temmuz

15 Temmuz günü en karanlık gecelerinden birine şahit olduğumuz vatanımızda, devleti, milleti ve Gazi Meclisini hedef alan Fethullahcı Terör Örgütü(FETÖ) nün devletin her kademesini ele geçirdiği açıkça görüldü. Ancak her karanlık gecenin bir sabahı olduğu gibi gerek milletimizin tek yürek olup sokakları doldurması, gerek asker ve polisimizin bu hain darbe girişimine geçit vermeyişi, unutulmaya yüz tutmuş bazı kavramları yeniden canlandırmakla beraber, üç siyasi partinin genel başkanlarını da bir araya getirdi. 1980 ve 1990 dönemlerinde yükselişe geçen Gülen Cemaati 2000 sonrası dönemde ise artık devletin her kademesine nüfuz etti. Türkiye’nin iç ve dış politikasındaki hatalarının meyvesi olan bu hain girişim sonrasında ‘Ne istediler de vermedik?’ ten ‘Rabbim ve milletim beni affetsin’ noktasına gelindi. Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla, orduyu zayıflatarak gücünü kırmak hedef alınmışken, aynı zamanda da ordu-millet bütünlüğüne darbe indirilerek emperyalizmin isteklerine hizmet edildi. İşte bu yüzdendir ki OHAL kapsamında alınan kanun hükmündeki kararnamelerle alınacak tedbirler acele karar verilmeden uygulanmalıdır. Dünyaya Harp Sanatını öğreten bir milletin ordusu sivilleştirilip emir-komuta zinciri kırılıyorsa ve bulunduğu coğrafyada asırlardır kan gövdeyi götürüyorsa bunun sonuçlarını tahmin etmek çokta zor olmasa gerek. 4 Temmuz 2003 tarihinde Türk askerinin başına çuval geçirenler TSK’ya yapılan kumpaslarla çoktan ellerini bağladı ve bugün ayaklarını bağlamaya çalışmanın izahı benim kanaatimce olamaz. Temmuz 2015’ten beri TSK ve Emniyet sürdürdüğü operasyonlarla PKK’ya karşı büyük başarılara imza attı. Fakat 15 Temmuz sonrası maalesef ki onlarca şehit haberleri tekrar gelmeye, ABD’nin ‘Kara Gücüm’ dediği PYD ise Suriye de her geçen gün bağımsız bir devlet kurmaya bir adım daha yaklaşırken, biz kendi meselemizle uğraşmaktan kafamızı kaldırıp etrafımızda olup bitene bakamayacak hale getiriliyoruz. Rus uçağının düşürülmesiyle oyun dışı kaldığımız Suriye’de ise PYD çoktan 3 kantonlu(Cezire, Kobani, Afrin) ‘Kuzey Suriye Federasyonunu’ ilan etti. 4. kanton ise Menbiç ve gelen haberlere göre ise PYD buranın %90’nını elde etmiş bulunuyor. 15 Temmuz Türkiye’yi hedef alsa da asıl darbe Suriye’de yapılıyor ve 911 km olan Türkiye-Suriye sınırının 700 km’si ise PYD’nin hâkimiyeti altında.

Türkiye-Avrupa İlişkileri

Batı medyasının taraflı tutumu sonrası gerilmeye başlayan ipler ve Türkiye’nin bu süreçte yalnız bırakılması verilen demeçlerle ‘iki taraflı şantaja’ dönüştü. Avrupa Birliği ile yaşanan gerilim, Mevlüt Çavuşoğlu’nun ‘AB’nin Ekim 2016’ya kadar Türk vatandaşlarına vize serbestisi sağlayacak gerekli düzenlemeleri yapmaması durumunda, sığınmacıların Türkiye’ye gönderilmesiyle ilgili Geri Kabul Anlaşması’ndan vazgeçileceğini’ açıklamasıyla tansiyonu arttırdı. Yıllardır aynı bahanelerle oyalanan Türkiye’nin önüne ise bugün ‘İnsan Hakları ve Terörle Mücadele’ başlıkları ortaya konulmaya devam ediyor ama bu kriterlerin bize dayattığı ise terörle mücadele etmek yerine teröre göz yummaya razı olmamız. İdam cezasının gündeme gelmesiyle karşılıklı restleşmeler hala sıcaklığını sürdürürken, Almanya’nın da ‘Sözde Ermeni Soykırımı’ tasarısını federal mecliste kabulünden bu yana verdiği siyasi kararlarla Türkiye ile ilişkilerini zedelemeye devam etmekte.

Eski İsveç Başbakanı Carl Bildt ‘Avrupa, Erdoğan’ı Savun’ başlıklı yazısında bu süreçte Türkiye’ye destek verirken, satır aralarında ise Avrupa’nın korkularını net bir şekilde ifade etmiş:

‘Türkiye’de başarılı bir darbe yüksek olasılıkla ülkeyi iç savaşa sürüklerdi ve bunun sonuçları çok daha büyük olabilirdi. Milyonlarca Türk vatandaşı şiddet, kaos ve ölümden kaçarak ve Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı 2 milyon Suriyeliye katılarak Avrupa’ya yelken açabilirdi. Bu durumda, AB, 2015’te yaşanandan daha büyük ölçüde bir sığınmacı felaketiyle karşılaşabilirdi.’

Bildt aynı zamanda Erdoğan’la buluşacak ilk liderin Rusya Devlet Başkanı Putin olmasını ise ‘Avrupa için yüz karası’ olarak değerlendirdi.

Türkiye-Rusya İlişkileri

24 Kasım’dan bugüne fırtınalı günler geçiren Türkiye-Rusya ilişkileri, Erdoğan ile Putin’in St. Petersburg’da yapacakları görüşme sonrası yeni bir dönemin başlayacağı sinyallerini verdi. ABD’nin bu süreçte Fethullah Gülen konusunda ki tavrı iki ülkeyi birbirine yaklaştırdı. Fakat tarih boyunca ABD ve Avrupa ilişkilerine daha sadık olan bir ülkenin böyle bir yakınlaşmasını da denge politikasında ki ‘Rusya kozu’ olarak okumakta fayda var. Bakü’de yapılan üçlü liderler zirvesi sonrası Putin, Hasan Ruhani ve İlham Aliyev enerji politikaları konusunda sıcak temaslarda bulunmuşken, St. Petersburg görüşmesinin ana gündem maddesi de Suriye’de barışın sağlanmasından çok enerji odaklı olarak düşünülmeli. (Özellikle Türk Akım projesi önem arz eden ilk sıradaki konulardan biri)

Ömer Talha Aslan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

 

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here