Fransız İhtilali Örneğiyle; Rejim Sorunları ve Türkiye

Bir çoğumuz meşhur Fransız İhtilali’ni bilir. Kral ve kraliçenin devrildiği, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin yayınlandığı, hümanizm ve milliyetçilik akımlarının tüm dünyaya yayıldığı ve halkların özgürlüğe kavuştuğu bir dönem. Peki ondan sonra ne oldu? Cumhuriyet rejimi hemen geldi mi? Mutlakiyet tarihe karıştı mı? İnsan hakları hemen benimsendi mi? Demokrasi kültürü hemen yerleşti mi? Aslında bu soruların cevabı günümüz Türkiye’sini çok yakından ilgilendiriyor. Yeni bir rejimin geleneksel toplumlarda tam anlamıyla oturması imkansızdır. O halde Fransız İhtilali’nden sonra neler olmuş gelin hep beraber bakalım.

1789 ihtilalinden iki yıl sonra “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi” yayınlandı. Daha sonra kralın yetkilerini kısıtlayan bir halk meclisi kuruldu. Görüldüğü üzere uygulamaya koyulan rejim cumhuriyet değil, meşrutiyet oldu. Bizim I.Meşrutiyet(1876) örneğinde olduğu gibi. Fakat daha sonra Fransa Kralı XVI. Louis’e diğer Avrupa hanedanlarından destek gelince bu bir tehdit olarak algılandı ve 1792 yılında Cumhuriyet rejimi ilan edildi. Nihayet kral ve kraliçeyi bekleyen acı son gerçekleşti. Kral XVI.Louis ve Kraliçe Marie Antoinette, Jakoben Devrimcileri tarafından 1793 yılında dokuz ay arayla idam edildi. Cumhuriyet ilan edilmişti ama yönetim baskıcı ve acımasızdı. 1793 ve 1794 yılları arasında yaklaşık 40.000 kişi giyotinle idam edildi. Bu döneme terör dönemi denmektedir. Bir dizi çalkantıdan sonra 1795 yılında Direktuvar yönetimi ilan edildi. Yani ülke Beşyüzler ve İhtiyarlar Meclisi tarafından seçilen beş kişinin yönetimine bırakıldı. Yine istenen olmadı. 1799 yılında Konsüllük İdaresi kuruldu. Zamanla tüm yetkiler birinci konsüle yani meşhur General Napolyon Bonapart’a geçti. Zaten sonra da kendisini imparator ilan etti.(1804). Napolyon kısa zamanda kıta Avrupasına hakim oldu ve büyük başarılar kazandı. 1815 yılında ise Waterloo yenilgisi ile tarih sahnesine gömüldü. Fransa yönetimi kısmen meşruti krallığa döndü. Bu yönetim biçimi de insanları tatmin etmeyince 1830 yılında Temmuz Devrimi gerçekleşti. 1848 yılına kadar anayasal krallık, yani tamamen meşruti yönetim yaşandı. 1848 yılında ise çok özlenen Cumhuriyet rejimine tekrar geçildi. Fakat yine olmadı. 1852 yılında III. Napolyon imparatoruğunu ilan etti. Cumhuriyet rejiminin imdadına 1870 Fransa-Prusya Savaşı yetişti. Savaşta yenilen III.Napolyon tahttan indirildi ve Cumhuriyet rejimine üçüncü kez merhaba denildi. Daha sonra yaşanan iki dünya savaşı Fransa’yı ekonomik olarak çok etkiledi ve bir dizi çalkantılara sebep oldu. II. Dünya Savaşı’ndan sonra dördüncü cumhuriyet dönemi başladı. 1958 yılına gelindiğinde Fransa sömürge topraklarında bir dizi yenilgi ve sorunlar yaşandı. Özellikle Cezayir’in kontrolünü bırakıp bırakmama konusunda ülke neredeyse bir iç savaşın eşiğine geldi. Nihayet etkileri günümüze kadar gelen ve cumhurbaşkanının yetkilerini arttıran bir anayasa oluşturularak beşinci cumhuriyet rejimine geçiş yapıldı.

Bütün bu tarihi gerçeklere bakarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 1923 yılında kurduğumuz Cumhuriyet rejimi bebeklik döneminde olduğu için yönetimsel olarak bazı sapmalar yaşaması çok normal. Koskoca Fransa İhtilali’nden 60-70 yıl sonra bile imparatorluklar ve krallıklar dönemi yaşanabiliyorsa, bizim de bu duruma düşme ihtimalimiz hiç yok değil. Tarihsel geri dönüş bu şekilde mümkün olmasa bile Neo-Osmanlıcılık politikası ile bu gerçekliğe saplanabiliriz. Şu an uygulanan politikalara baktığımızda bunu rahatlıkla görebiliriz. Sanki Osmanlı Devleti devam ediyormuş gibi bir hava yaratılıyor. Milli bayramlarımızı bir kenara ayırırsak, Osmanlı dönemine ait olan Kut’ul-Amare Zaferi’nin yeni yeni kutlanmaya başlanması bunun bir emaresi sayılabilir. Çanakkale Zaferi’nin 30 Ağustos Zafer Bayramı’ndan daha şaşalı kutlanması, İstanbul’un Fethi’nin çok büyük kutlamalarla gerçekleşmesi, yeni yapılan okullara daha çok Osmanlı döneminden kalan isimler verilmesi, yapılan köprülere padişah isimleri verilmesi (Osmangazi,Yavuz Sultan Selim Köprüsü) ve hatta Başkanlık rejimi tartışmaları hep eski rejimden kalan bir özlemin dışavurumu oldular.

Tarihsel gerçekliğe bakarak günümüz politikalarının nedenlerini anlayabiliriz. Bugün yaşanan yönetimsel ve rejimsel sancılar, tarihi sürecin kalıntılarıdır. Bu süreçte toplum içinde gelgitler olacak, sosyal bir takım olaylar yaşanacaktır. Tarihsel gerçekliğe geri döndüğümüzde Fransa’nın beşinci cumhuriyet dönemi örneğinde gördüğümüz üzere şu tespiti yapabiliriz. Bir toplumda yaşanan küçük rejimsel sapmalar ne olursa olsun yine kendi yoluna döner. Toplumlar en iyi yönetim şekline doğru sürekli bir evrim geçirir. 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası Atatürk’ün söylediği “Türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olamaz” sözünün ne kadar geçerli olduğu, cumhuriyet ve demokrasinin ne kadar kıymetli olduğu bir kez daha anlaşıldı. İlerleyen süreçlerde yine rejimsel sapmalar yaşayabiliriz ama aynı yere geleceğimizden hiç şüphem yoktur. Çünkü tarihi gerçeklik bunu ispat etmiştir.

Onur Altuntaş

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

6 YORUMLAR

  1. Aaa sanane kardeşim, istediğim gibi yaşarım ben özgürüm, her koyun kendi bacağından asılır değil kaedeşim… Toplumu aileler oluşturur, aileler bozulursa toplumda bozulur…
    Meşhur Cengiz Han filminin sonunda yasaları okuyor…
    Hırsızlık yapana ölüm
    Tecavüze ölüm
    Vatan hainliği ölüm
    Türklerde bunların cezası ölüm kardeşim …. Geç gelen adaleti ben neyleyeyim..

  2. * “Milli ve manevi değerlerden kasıt sadece dini değerler değildir. İslam öncesi Türk devletlerinin de milli ve manevi değerleri vardı. Her şeye din gözlüğü ile bakarsak tarihi yanlış değerlendiririz. ”
    Sn Onur bey, Atalarınız Dede Korkutlar, Yusuf Has Hacibler, Osman Beyler, Kanunilerler, Yavuzlar, Alparslanlar, Şah İsmailler bunlar hata mı yapmıştır ? 600 yıl bu topraklarda gururlu, mutlu, huzurlu bir Müslüman Türk olarak yaşadıktan sonra ülkenize dünya ülkeleri birleşerek savaş açıp sizi dağıttıktan sonra sizi böyle düşünmeye iten ne olmuştur ?
    * “Tarihte yaşayan en uzun ömürlü imparatorluk olan Roma İmparatorluğu bile çöktüğüne göre burada güçlü bir devlet olarak aslına dönme söz konusu olamaz. Güçlü devlet anlayışı tarihten gelmez.”
    Monarşiye dönmedik. Seçimle gelecek olan cumhurbaşkanı ülkeyi yönetecek. Benzer yönetim şekilleri şu anda yaygın olarak mevcut. Fakat tarihte padişahı halk seçmiyordu. Geçmişimi bilmeyen, geleceğinide bilemez… Gelecek, gelenekten güç alır ve güçlü bir şekilde yenilenir. Geçmişle bağınızı bu kadar koparmak istiyorsanız buyrun bir çok kimliksiz ülke var…
    * “Güçlü devlet anlayışı günün koşullarına bağlı olarak ekonomi,tarım,ticaret,ordu ve devlet tekellerinin iyi işlemesinden gelir.”

    Bir ülkede bankalar hortumlanırsa kimse kredi alamaz, kimse parasının güvencesini sağlayamaz , bir ülkede belediyeler hortumlanırsa iş yapan firmalar paralarını alamaz, devletin parası – milletin parası çalınmış olur. Bir kere böyle bir ortamda devlete güven olmaz. Devlete güven olmayan yerde zaten yabancı yatırımcıda gelmez o da güvenmez. Bugün Yurtdışından ülkeye para girişi var. Birçok yabancı firma Türk şirketlerini satın alarak pazara giriş yapıyor, Ticaret hacmi büyüyor. Bankalar krizler atlatıp, hortumlanmadan Türkiyenin heryerinde hizmet veriyor, 20 yıla varan kredi imkanı sağlıyor. 2001de taşıt kredisi alabilen insan parmakla gösterilirdi. Ev kredisi veren zaten yoktu…

    Bir ülkede aman oku oğlum ne olursa oku oğlum boş ver ne işin var köyde para – iş şehirlerde diyecek hale gelirse köylüsü, o ülkede tarımda çalışacak genç, hayvancılık yapacak genç olmaz, 40 liradan et , 10 liradan domates alırsın sonra… Toplumun yapısına göre eğitim düzeni teşvik edilmesi lazım. Sonra tarım yapacak köylü ararsınız böyle bugün etin 40 lira olmasına 1950den – 1960 dan sonrası buna çanak tutulmuştur. Devlet ülkenin sadece Batısına yatırım yaparsa şehirleşmeyi özendirip teşvik ederse buyurun işte durum budur.
    Bugün doğuya, batıya, kuzeye,güneye heryere teşvik var. Köyüne dönen insanlara teşvik var, hayvancılığa teşvik var yatırım yapan gençler var. Yavaş yavaş önemini anlayıp tarıma dönen gençler var. Ama daha fazla olmalı…

    İşsizliğin fazlalığının nedenide kalifiye olmayan mesleksiz üniversite mezunları yüzündendir. Kimse iş beğenmiyor. Beğenmeyenler bir işe de yaramıyor. Kalifiye eleman değiller devlet bu vatandaşlar için ücretsiz meslek kursları açtı giden var gitmeyen var, Baktı yeterli değil aylık belli bir miktar maaş bile veriyor.

    Ordu, Uçak fabrikasını kapatmadı mı ? Dünyada ilk Uçak ihracatını yapan ülke Türkiye’dir. (1928de Hollandaya.) 5 senede uçak üretecek insan yetiştirmedik hee güldürmeyin beni… Erbakan bugün parayla satın almak zorunda olduğumuz Alman Leopar tanklarını kendi Ordumuza, Ülkemize kabul ettiremediği için satın alıyoruz. Bulunduğu coğrafyada kendi füzesi olmayan tek ülkeydik, tüm mühimmatı yabancı ülkelerden satın alınıyorduk. Kıbrıs çıkarmasında baştan aşağı Amerikadan satın aldığı mühimmat kullanıldık yazık!!. Şu anda Abd Akıllı mühimmat vermiyor. Zaten gerekte kalmadı diyoruz artık biz herşeyi kendimiz üretiyoruz… Tsknın envanterine bakmanız yeterli bunun için… Bırakın ezikliği, ihracatını bile yapıyoruz bunların yedi düvele…

    Devlet yönetimi tam 15 Yıldır darbeyle düşürülmeden, halk tarafından kendi tercihiyle seçimle seçiliyor. Asker vasıtasıyla değil. 15 yıldır Erken seçim olmuyor. 15 yıldır koalisyonlarla yönetim çatışması oluşmuyor. Cumhurbaşkanı, Başbakana Anayasa kitabını fırlatmıyor.

    Yanlışları yok mu elbette var.

    Bir kere daha kalifiye bir ekip ve bakanlıklarda o işin ehli kişiler olmalı. Spor bakanı spordan , Ekonomi bakanı ekonomiden, Eğitim bakanı Akademisyenlikten gelmelidir. Adalet sistemi düzeltilmelidir.

    “Milli ve manevi değerlerimizin çok güçlü olduğu aşikardır.”
    İstiklal muharebesinde Türkte, Kürtte vardı, Arnavutta vardı, Ermeni olan bile vardı… Bu ülke hepimizin, tek bir kavmin değil bunu bilerek bakmalıyız bu konuya. Buraya kim neden Turcqia demiş bilmek lazım. Kaldı ki bunu dediklerinde bile bu ülkede Rum Ermeni Yunan Arap Kürt Yahudi bir sürü çeşit insan yaşıyormuş. Farklılıklarımıza hoşgörümüz azaldı, manevi değerlerimizin çok yozlaştığı ve çözüldüğü aşikardır. Bu tamamen batı özentiliğinden kaynaklanmaktadır. Medeniyetsiz insanları medeni olarak örnek aldık yıllarca..
    Mahallelerimizin kızına saygı ve koruma varken bugün ilk kim nasıl becerecek acaba diye yarışıyorlar, Büyüklere saygı varken bugün yaşlanınca bile sahiplenmeyip kapının önüne koyanlar fazlaca var,
    Amerikan vari yaşama özentisi aile yapısını örfleri adetleri yıktı, Birlik beraberlikten ziyade herkes kendi menfaatini düşünüyor, insanlar yanlızlaşıyor,
    Birbirlerini işi düşünce arar oldu insanlar, Nasılsın diyenler azaldı, Günaydın diyenler azaldı, Selam verenler azaldı,
    düğünler nikah , cenazeler sosyetik oluyor
    Bayramda akraba ziyaretleri azaldı, tatile gitme modası başladı,
    Moda demişken bayan gibi daracık kısa pantalonlar giyen makyaj yapan saçını boyayan erkekler türedi,
    Edepsiz edepsiz sokak kadını gibi giyinen, bencillikte sınır tanımayan, ağzında sakız elinde sigarayla sokaklarda dolaşan bayanlar türedi,
    Ağzı bozuk küfürlü konuşan insanlar çoğaldı, neredeyse küfür etmeyen yok.
    Hırsızlık, adam öldürme, tecavüz çoğaldı.
    Alkol, Sigara, Uyuşturucu tüketimi çoğaldı.
    Toplumun inancını sahte imamlar, hocalar türeyerek kötülediler, İnancını yaşayanları devlet dairelerinde çalıştırmadılar, Orduda oğlunu ziyarete sokmadılar, Yobaz dediler, ikinci sınıf insan mumelesi yaptılar ,
    Bugün Türk kimliğine ait adında bile Türk yazan Türkü’ye amele müziği muamelesi yapanlara ne demeli, gençler dinlemiyor bile , saz çalmıyorlar gitar daha havalıymış diye,
    Müzik derslerinde Oh Suzanna diye Flüt çaldırıyorlar, Flüt bizde kullanılan bir çalgı mı? O Suzanna Türkçe mi ? Hangi yörenin Türküsüdür?
    Türk kimliğinin bir diğer öğesi kesinlikle Kilimdir. İnsanlar eskiden kilimdeki desenlerle birbirlerine anlatmak istediklerini anlatırlarmış , sevgilisine aşkını haykırırmış. Bu gün bırakın desenlerin anlamını bilen insanları, Evine sokan yok. Gençler ingilizce yazılı halılar alıyorlar.
    Kimliğimizin en büyük temsilcisi dilimiz bile gençlerimiz tarafından bozuk ve etkisiz kullanılıyor. Edebiyat olarak zayıfladık. Yaşar Kemalleri, Ömer Seyfettinleri, Namık Kemalleri, çok ararız diyesim var.
    diğer detaylara girmeyecem artık konu çok uzar. Yani şimdi soruyorum modernlik bu mu ? Türk Manevi ve milli kimliğimiz bunlar inancımız bunlar mı?

    Onur kardeşim Osmanlılığı, müslümanlılığı, Türklüğüde bitirmek için herşeyi yaptılar ama bitmez kardeşim. Biz mahallede bağırarak satış yaparken camın önündeki sarı çiçeğin içeride hasta olduğunu anlattığını bilip oradan rahatsız etmeden geçen, hristiyanı, yahudisi, müslümanı, zencisi, beyazı, Arnavutu, Çerkezi, Arabı, Ermenisi, Kürdü , Boşnağı, Türkü, Yunanı, Bulgarı farklılıkları zenginlik bilip hep bir arada mutlu mesut yaşayabilen insanlardık, komşusu açken tok yatmayan, düğüne tencere dolusu yemeklerle gidip beraber eğlenebilen, cenazeyede tencerelerle giden insanlardık, tanımadığımız insanlara bile evimizi açar, Evimize sığınana tanrı misafiri diyip en iyisi giydirip en iyisini yedirirdik şimdiki gibi tecavüz etmezdik ya daha çok yazarım ama eve gitmem lazım….

  3. Amerika tarihinden kasıt oranın keşfi ile başlayan süreçtir. Milli ve manevi değerlerden kasıt sadece dini değerler değildir. İslam öncesi Türk devletlerinin de milli ve manevi değerleri vardı. Her şeye din gözlüğü ile bakarsak tarihi yanlış değerlendiririz. Avrupa Roma’nın devamı değildir. Hatta şöyle diyelim Roma’nın devamı Osmanlı desek abartmış olmayız..

  4. “Türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olamaz”, derken, milletimizin dini ve culturel hassasiyetinede dikkat ettinizmi ?

    “Milli ve manevi değerlerimizin çok güçlü olduğu aşikardır”, derken, kendi icinizde bir çeliskiye sapiyorsunuz.

    Ve roma imparatorlugu diyorsunuz, peki bu çoken imparatorlugun devaminin avrupa oldugunu biliyormusunuz ?

    Sözlerimi fatih sultan mehmed han’in su ifadesiyle bitiriyorum: “hayal etmek basarmanin yarisidir”

    Selam ve dua ile

  5. Burak Bey Türk Tarihini incelediğimizde başarıların olduğu kadar yıkımların da çok olduğunu görürüz. Burada bir güç savaşı yok. Bahsettiğim şey devletlerin yönetim biçimindeki evrilme süreci. Tarihte yaşayan en uzun ömürlü imparatorluk olan Roma İmparatorluğu bile çöktüğüne göre burada güçlü bir devlet olarak aslına dönme söz konusu olamaz. Güçlü devlet anlayışı tarihten gelmez. Öyle olsaydı 500 yıllık Amerika bu kadar güçlü olmazdı. Güçlü devlet anlayışı günün koşullarına bağlı olarak ekonomi,tarım,ticaret,ordu ve devlet tekellerinin iyi işlemesinden gelir. Burada asıl mesele Türkiye’nin yönetim biçimi olan Cumhuriyet’in ne kadar zikzaklar çizeceğidir? Milli ve manevi değerlerimizin çok güçlü olduğu aşikardır.

  6. Değerli editör doğada şu kanun vardır: “Her varlık aslına rücu eder(döner)” Bu millet zaman zaman fetret devirleri yaşadı ama aslına dönerek bunları aştı. Tarihimize bakarsanız bunu görürsünüz. Yine aynı şekilde bir fetret devrinin Sonunda yız. Tarih sahnesine yeniden çıkıyoruz. Türkiye’nin şahlanışı inşaallah durdurulamayacak.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here