Fransız İhtilali Örneğiyle; Rejim Sorunları ve Türkiye

Okunma Süresi: 3 dk 13 sn

Bir çoğumuz meşhur Fransız İhtilali’ni bilir. Kral ve kraliçenin devrildiği, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin yayınlandığı, hümanizm ve milliyetçilik akımlarının tüm dünyaya yayıldığı ve halkların özgürlüğe kavuştuğu bir dönem. Peki ondan sonra ne oldu? Cumhuriyet rejimi hemen geldi mi? Mutlakiyet tarihe karıştı mı? İnsan hakları hemen benimsendi mi? Demokrasi kültürü hemen yerleşti mi? Aslında bu soruların cevabı günümüz Türkiye’sini çok yakından ilgilendiriyor. Yeni bir rejimin geleneksel toplumlarda tam anlamıyla oturması imkansızdır. O halde Fransız İhtilali’nden sonra neler olmuş gelin hep beraber bakalım.

1789 ihtilalinden iki yıl sonra “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi” yayınlandı. Daha sonra kralın yetkilerini kısıtlayan bir halk meclisi kuruldu. Görüldüğü üzere uygulamaya koyulan rejim cumhuriyet değil, meşrutiyet oldu. Bizim I.Meşrutiyet(1876) örneğinde olduğu gibi. Fakat daha sonra Fransa Kralı XVI. Louis’e diğer Avrupa hanedanlarından destek gelince bu bir tehdit olarak algılandı ve 1792 yılında Cumhuriyet rejimi ilan edildi. Nihayet kral ve kraliçeyi bekleyen acı son gerçekleşti. Kral XVI.Louis ve Kraliçe Marie Antoinette, Jakoben Devrimcileri tarafından 1793 yılında dokuz ay arayla idam edildi. Cumhuriyet ilan edilmişti ama yönetim baskıcı ve acımasızdı. 1793 ve 1794 yılları arasında yaklaşık 40.000 kişi giyotinle idam edildi. Bu döneme terör dönemi denmektedir. Bir dizi çalkantıdan sonra 1795 yılında Direktuvar yönetimi ilan edildi. Yani ülke Beşyüzler ve İhtiyarlar Meclisi tarafından seçilen beş kişinin yönetimine bırakıldı. Yine istenen olmadı. 1799 yılında Konsüllük İdaresi kuruldu. Zamanla tüm yetkiler birinci konsüle yani meşhur General Napolyon Bonapart’a geçti. Zaten sonra da kendisini imparator ilan etti.(1804). Napolyon kısa zamanda kıta Avrupasına hakim oldu ve büyük başarılar kazandı. 1815 yılında ise Waterloo yenilgisi ile tarih sahnesine gömüldü. Fransa yönetimi kısmen meşruti krallığa döndü. Bu yönetim biçimi de insanları tatmin etmeyince 1830 yılında Temmuz Devrimi gerçekleşti. 1848 yılına kadar anayasal krallık, yani tamamen meşruti yönetim yaşandı. 1848 yılında ise çok özlenen Cumhuriyet rejimine tekrar geçildi. Fakat yine olmadı. 1852 yılında III. Napolyon imparatoruğunu ilan etti. Cumhuriyet rejiminin imdadına 1870 Fransa-Prusya Savaşı yetişti. Savaşta yenilen III.Napolyon tahttan indirildi ve Cumhuriyet rejimine üçüncü kez merhaba denildi. Daha sonra yaşanan iki dünya savaşı Fransa’yı ekonomik olarak çok etkiledi ve bir dizi çalkantılara sebep oldu. II. Dünya Savaşı’ndan sonra dördüncü cumhuriyet dönemi başladı. 1958 yılına gelindiğinde Fransa sömürge topraklarında bir dizi yenilgi ve sorunlar yaşandı. Özellikle Cezayir’in kontrolünü bırakıp bırakmama konusunda ülke neredeyse bir iç savaşın eşiğine geldi. Nihayet etkileri günümüze kadar gelen ve cumhurbaşkanının yetkilerini arttıran bir anayasa oluşturularak beşinci cumhuriyet rejimine geçiş yapıldı.

Bütün bu tarihi gerçeklere bakarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 1923 yılında kurduğumuz Cumhuriyet rejimi bebeklik döneminde olduğu için yönetimsel olarak bazı sapmalar yaşaması çok normal. Koskoca Fransa İhtilali’nden 60-70 yıl sonra bile imparatorluklar ve krallıklar dönemi yaşanabiliyorsa, bizim de bu duruma düşme ihtimalimiz hiç yok değil. Tarihsel geri dönüş bu şekilde mümkün olmasa bile Neo-Osmanlıcılık politikası ile bu gerçekliğe saplanabiliriz. Şu an uygulanan politikalara baktığımızda bunu rahatlıkla görebiliriz. Sanki Osmanlı Devleti devam ediyormuş gibi bir hava yaratılıyor. Milli bayramlarımızı bir kenara ayırırsak, Osmanlı dönemine ait olan Kut’ul-Amare Zaferi’nin yeni yeni kutlanmaya başlanması bunun bir emaresi sayılabilir. Çanakkale Zaferi’nin 30 Ağustos Zafer Bayramı’ndan daha şaşalı kutlanması, İstanbul’un Fethi’nin çok büyük kutlamalarla gerçekleşmesi, yeni yapılan okullara daha çok Osmanlı döneminden kalan isimler verilmesi, yapılan köprülere padişah isimleri verilmesi (Osmangazi,Yavuz Sultan Selim Köprüsü) ve hatta Başkanlık rejimi tartışmaları hep eski rejimden kalan bir özlemin dışavurumu oldular.

Tarihsel gerçekliğe bakarak günümüz politikalarının nedenlerini anlayabiliriz. Bugün yaşanan yönetimsel ve rejimsel sancılar, tarihi sürecin kalıntılarıdır. Bu süreçte toplum içinde gelgitler olacak, sosyal bir takım olaylar yaşanacaktır. Tarihsel gerçekliğe geri döndüğümüzde Fransa’nın beşinci cumhuriyet dönemi örneğinde gördüğümüz üzere şu tespiti yapabiliriz. Bir toplumda yaşanan küçük rejimsel sapmalar ne olursa olsun yine kendi yoluna döner. Toplumlar en iyi yönetim şekline doğru sürekli bir evrim geçirir. 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası Atatürk’ün söylediği “Türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olamaz” sözünün ne kadar geçerli olduğu, cumhuriyet ve demokrasinin ne kadar kıymetli olduğu bir kez daha anlaşıldı. İlerleyen süreçlerde yine rejimsel sapmalar yaşayabiliriz ama aynı yere geleceğimizden hiç şüphem yoktur. Çünkü tarihi gerçeklik bunu ispat etmiştir.

Onur Altuntaş

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

6
Kimler Neler Demiş?

avatar
6 Comment threads
0 Thread replies
0 Takipçiler
 
En Çok Cevap Verilen Yorum
En Hararetli Yorum Dizisi
4 Yorum Yazarları
Asalettin ŞankazanAmerikanin kurulusu: 4 Temmuz 1776...240 yilOnur AltuntaşBurak Recent comment authors
  Abone Ol  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Asalettin Şankazan
Ziyaretçi
Asalettin Şankazan

Aaa sanane kardeşim, istediğim gibi yaşarım ben özgürüm, her koyun kendi bacağından asılır değil kaedeşim… Toplumu aileler oluşturur, aileler bozulursa toplumda bozulur…
Meşhur Cengiz Han filminin sonunda yasaları okuyor…
Hırsızlık yapana ölüm
Tecavüze ölüm
Vatan hainliği ölüm
Türklerde bunların cezası ölüm kardeşim …. Geç gelen adaleti ben neyleyeyim..

Asalettin Şankazan
Ziyaretçi
Asalettin Şankazan

* “Milli ve manevi değerlerden kasıt sadece dini değerler değildir. İslam öncesi Türk devletlerinin de milli ve manevi değerleri vardı. Her şeye din gözlüğü ile bakarsak tarihi yanlış değerlendiririz. ” Sn Onur bey, Atalarınız Dede Korkutlar, Yusuf Has Hacibler, Osman Beyler, Kanunilerler, Yavuzlar, Alparslanlar, Şah İsmailler bunlar hata mı yapmıştır ? 600 yıl bu topraklarda gururlu, mutlu, huzurlu bir Müslüman Türk olarak yaşadıktan sonra ülkenize dünya ülkeleri birleşerek savaş açıp sizi dağıttıktan sonra sizi böyle düşünmeye iten ne olmuştur ? * “Tarihte yaşayan en uzun ömürlü imparatorluk olan Roma İmparatorluğu bile çöktüğüne göre burada güçlü bir devlet olarak aslına dönme… Daha fazlasını oku

Onur Altuntaş
Ziyaretçi
Onur Altuntaş

Amerika tarihinden kasıt oranın keşfi ile başlayan süreçtir. Milli ve manevi değerlerden kasıt sadece dini değerler değildir. İslam öncesi Türk devletlerinin de milli ve manevi değerleri vardı. Her şeye din gözlüğü ile bakarsak tarihi yanlış değerlendiririz. Avrupa Roma’nın devamı değildir. Hatta şöyle diyelim Roma’nın devamı Osmanlı desek abartmış olmayız..

Amerikanin kurulusu: 4 Temmuz 1776...240 yil
Ziyaretçi
Amerikanin kurulusu: 4 Temmuz 1776...240 yil

“Türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olamaz”, derken, milletimizin dini ve culturel hassasiyetinede dikkat ettinizmi ?

“Milli ve manevi değerlerimizin çok güçlü olduğu aşikardır”, derken, kendi icinizde bir çeliskiye sapiyorsunuz.

Ve roma imparatorlugu diyorsunuz, peki bu çoken imparatorlugun devaminin avrupa oldugunu biliyormusunuz ?

Sözlerimi fatih sultan mehmed han’in su ifadesiyle bitiriyorum: “hayal etmek basarmanin yarisidir”

Selam ve dua ile

Onur Altuntaş
Ziyaretçi
Onur Altuntaş

Burak Bey Türk Tarihini incelediğimizde başarıların olduğu kadar yıkımların da çok olduğunu görürüz. Burada bir güç savaşı yok. Bahsettiğim şey devletlerin yönetim biçimindeki evrilme süreci. Tarihte yaşayan en uzun ömürlü imparatorluk olan Roma İmparatorluğu bile çöktüğüne göre burada güçlü bir devlet olarak aslına dönme söz konusu olamaz. Güçlü devlet anlayışı tarihten gelmez. Öyle olsaydı 500 yıllık Amerika bu kadar güçlü olmazdı. Güçlü devlet anlayışı günün koşullarına bağlı olarak ekonomi,tarım,ticaret,ordu ve devlet tekellerinin iyi işlemesinden gelir. Burada asıl mesele Türkiye’nin yönetim biçimi olan Cumhuriyet’in ne kadar zikzaklar çizeceğidir? Milli ve manevi değerlerimizin çok güçlü olduğu aşikardır.

Burak
Ziyaretçi
Burak

Değerli editör doğada şu kanun vardır: “Her varlık aslına rücu eder(döner)” Bu millet zaman zaman fetret devirleri yaşadı ama aslına dönerek bunları aştı. Tarihimize bakarsanız bunu görürsünüz. Yine aynı şekilde bir fetret devrinin Sonunda yız. Tarih sahnesine yeniden çıkıyoruz. Türkiye’nin şahlanışı inşaallah durdurulamayacak.