15 Temmuz: Öncesi, Kendisi ve Sonrası

15 Temmuz gecesini belki de en iyi anlatan fotoğraflardan biri: Bir yerde hainlik, bir yerde iman!.

tankin-altina-yatan-adam

Türk halkı 15 Temmuz gecesi cumhuriyet tarihinin en alçakça ve korkakça darbe girişimiyle yüz yüze geldi. TSK’nın komuta kademesi dışında gerçekleşen ve ordunun içine sızmış Fetullahçı Terör Örgütü(FETÖ) mensubu vatan hainleri ülkemize kâbus dolu bir gece yaşattılar. Halkımız 15 Temmuz gecesi kanıyla, canıyla mücadele etti ve yetiştirdiği hâlis vatan evlâtlarının kısa sürede yazdığı asırlık destan neticesinde aydınlık sabahlara uyanmak için ‘darbeye karşı bir darbe’ gerçekleştirdi. Tarihin sırmalı sayfalarından birinin altına imzasını attı.

“Peki bugünlere nasıl geldik? 15 Temmuz’u neden yaşadık? Bir daha yaşamamak için neler yapmalıyız?” gibi sorular dikkatle ve rikkatle irdelenip en uç noktasına kadar araştırılmalı ve en önemlisi de bu sorulara cevap bulunmalıdır. ‘Bir musibet bin nasihatten yeğdir.’ sözünün hikmet-i sırrınca önemli olan şey olaylara karşı heyecanlı, hamasî tutum sergilemek değil kıssadan hisse almaktır. Millet olarak Cumhuriyet tarihinin en uzun gecesini yaşadık. Cismen olmasa bile rûhen sabaha ulaşamayabilirdik zira necip Türk milleti öldüğünde değil esarete düştüğünde-ve belki de hiç bitmeyecek olan-istiklâl mücadelesini kaybettiğinde ölür.

Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş olan birlik-beraberlik ve ‘bir olma, iri olma, diri olma, hep birlikte Türkiye olma’ ruhu milletimizi uçurumun kenarından aldı ve inşallah göklere çıkaracak. Çünkü biz biliyoruz ki “bizi öldürmeyen şey daha da güçlü yapacak”, öldüğümüzde de bir ölüp bin dirileceğiz, inşallah!.

15temmuz-kopru

En kanlı saldırılardan birine sahne olan eski adıyla ‘Boğaziçi’ yeni adıyla ’15 Temmuz Demokrasi ve Şehitler Köprüsü’.

Biz öldük ama onlar da kazanamadılar. (Aliya İzzetbegoviç)

15 Temmuz’a Nasıl Geldik?

FETÖ Paralel İhanet Çetesi(PİÇ) aslında 30-40 yıllık sürecin ve sızmanın bir neticesidir. Milli varlığımızı tehdit eden en büyük düşmanlarımızdan biri olan FETÖ, benimsemiş olduğu Masonik düzen ve takiyyeci tutum neticesinde hedefe oturttukları tüm kurumlara sızmış ve onları ele geçirmiş, yerine göre silâhsız, yerine göre silâhlı bir terör örgütüdür. Bu örgüt ortaya çıktığı ilk dönemde dindar kesimin kamusal alandan dışlanmış ve sosyal hayatta soyutlanmış olması sebebiyle hedef kitlenin iltifatını kolayca arkasına almayı başardı. Türk halkının çoğunlukla dindar ve Sünni-Sağcı olduğunu göz önüne aldığımızda neredeyse tüm insanlara hitap edebilecek yelpazeye sahip bir cemaat olarak lanse edildi. Tarihteki tüm terör örgütleri en azından doğacak bir ortam bulabilmek için belli başlı mağduriyetlerin ardına sığınma gereği hisseder. Yoksa kendine taraftar toplayamaz ve mevcudiyetini devam ettiremez. Ülkemizden örnek verecek olursak PKK’nın ortaya çıkmak için ‘ezilen, zulme uğrayan Kürtleri’ kendine kalkan olarak kullandığını ve bir bahane olarak ortaya sürdüğünü söyleyebiliriz. Eğer Kürtler üzerinde sistematik bir baskı yapılmamış olsaydı belki de PKK diye bir örgüt ortaya çıkmayacaktı. Dersim bombalanmamış olsaydı belki de DHKP-C ortaya çıkmayacaktı(DHKP-C militanlarının %85-90’ı Alevi kökenlidir). Aynı bu örgütlerin ortaya çıkması gibi FETÖ’de Sünni kesimin kamusal alandan uzak tutulması, katsayı zulmü(her ne kadar imam-hatiplere karşı çıksa da), başörtüsü yasağı(her ne kadar füruat dense de), dindar memurların fişlenmesi gibi uygulamaların bir neticesi olarak kendine zemin ve taraftar buldu. Denklem basit: Mağdur yoksa, terör de yok. Tüm terör örgütleri mağdur insanların üzerinden prim yapar. Tüm terör eylemleri ekstremisttir ve merkezde kendine yer bulamayan insanlar kenara, ekstrem noktalara kayarlar.

FETÖ’nün ortaya çıkması da böyle oldu. Ortaya çıktığı dönemde dindar insanların, hak ettikleri halde ellerinden alınan kadrolara gelebileceklerini vadetti ve zaten mağdur olan insanlara bir umut ışığı olarak gözüktü. Bir terör örgütü için mutlak ihtiyaç olan ‘mağdur edilmiş insan’ kaynağını Milli Görüş çizgisi dışında kalan gelenekçi kimlik Müslümanlarından almaya başladı. En azından başlangıç için gerekli olan ihtiyacını böylece sağlamış oldu. 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’yi her ne kadar sağcı bir parti olan Ak Parti yönetse de bu kez de ‘eski günler geri gelir’ korkutmacasıyla yoluna devam etti. Ak Parti bir seçimle gidebilir ama biz kalıcıyız mesajı verildi, dolayısıyla kurulma sebebi olan ‘mütedeyyin kesimin mağduriyetleri’ artık mevcut olmamasına rağmen bundan sonra olabilme ihtimali üzerinden propagandaya devam edildi. Örgüt bir kere kurulmuştu ve tıkır tıkır işliyordu. İşleyen sistemi artık gerek yok diye durdurmaya ne gerek vardı? Sistem herkese bir şey veriyordu, kimseyi atlamıyordu. Öğrenciye sınav sorusu, memur adayına kadro, esnafa iş, işadamına reklam ve destek, komedyene biletli seyirci, emekli futbolcuya vekillik, ev hanımına sosyal hayat, işçiye çocuğunun geleceği… velhasıl herkese bir şey vadediyordu ve en önemlisi de toplumda karşılık bulmuştu.

80’li yılların ortalarından itibaren en kritik sınav sorularını çalan bir yapıdan bahsediyoruz. Sınav sorusu çalmak bile başlı başına bir sistem, güç ve eleman gerektiriyor. Başlangıçta o noktaya nasıl geldiler bilmiyoruz. Kimden, nasıl destek aldıkları tam bir muamma ama kesin olan bir şey var ki o da FETÖ’nün başından beri dış istihbarat servislerinin kadrajında olmasıdır. Dış istihbarat servisleri açısından gelecek vadeden bir örgüt pozisyonunda olmuştur, zaten bunun bir neticesi olarak da Fetullah Gülen Amerika’ya götürülmüştür, maksat örgüt liderinin komuta merkezinde olmasıdır.

Diğer terör örgütleri gibi dikey hiyerarşinin yanında yatay hiyerarşiye de sahiptir. Her meslek grubu, her bölge, kız-erkek, yurtiçi-yurtdışı, okullar, dershaneler, kurumlar v.s birbirinden bağımsız yönetilir ve bir hücre diğerini tanımaz. Bu sarmal yapıya ilave olarak FETÖ mensuplarının yaptığı Oscar’lık takiye ve aldıkları ilave tedbirler-sürekli isim değiştirilmesi, toplantılara telefon sokulmaması, şifreli konuşmalar gibi- neticesinde en uç noktalara kadar sızmayı ve orada tutunmayı başardılar. Deşifre olmamak için yeri geldi alkol aldılar, yeri geldi namaza gitmediler. Tüm bu takiye, tedbir ve gizlilik düşmana yapılır gibi aşkla-şevkle devam ettirildi çünkü oluşturulan algı bu doğrultudaydı: ‘Eğer bizi tanırlarsa atarlar, Müslümanlar kaybeder.’ Kendileri gibi Müslüman olduğunu iddia eden hiçbir cemaate ve/ya yapıya bu şizofrenik düşünce yapılarından ötürü meyletmediler ve bu cemaatleri kendilerine de yaklaştırmadılar; ya onlar da kendileri gibi takiye yapıyorsa?!

Bu noktadan sonra kendilerini tek yol olarak görmeye başladılar. İçeri ve dışarı arasındaki hatlar kesin olarak çizilmişti. Cemaat mensubu bir elemanı başka bir cemaatin sıradan bir sohbetinde bile göremezdiniz. Çünkü onlar boş işler peşinde koşuyorlardı, oysa FETÖ ‘hizmet’ ediyordu!. Bu gelişmelere ilaveten dini de kendilerine benzetmeye başladılar. Bu konuda en büyük projeleri ‘dinlerarası diyalog’ süreciydi. FETÖ uluslararası yapıya sahip bir örgüt olduğu için mensup oldukları İslâm dinini de kendilerine benzetme ihtiyacı hissettiler. Sonuçta Amerika’da okul açacaksanız cihattan, emperyalizmden, Siyonizm’den bahsetmemeniz gerekir; al takke, ver külâh. Bu sürecin sonunda kendi halkı dışında diğer tüm milletleri kucaklayan, kendinden olmayan Müslüman’ı değil de Hristiyan’ı, Yahudi’yi ‘hoş gören’ bir örgüt haline geldi. Bunun en büyük kanıtı olarak devlet kademelerinde hakkı yenen, başarılı ama FETÖ’cü olmayan nitelikli insanları gösterebiliriz. Onlar, FETÖ’nün Türkçe Olimpiyatları’nda şarkı-türkü söylettiği tüm çocuklardan daha iyi Türkçe konuşuyordu, Müslümandılar, bu vatanın evlâdıydılar, nitelikliydiler, başarılıydılar ama FETÖ’cü değildiler ve geri çekilmeye zorlandılar, baskılara maruz kaldılar. Hikâye çok; son sınıfta pilotluğu bırakan mı dersiniz, iftira atılıp intihara sürüklenen namuslu kızlar mı dersiniz, hayalleri çalınan başarılı öğrenciler mi dersiniz, eğitimini yarıda bırakıp geçim sıkıntısına düşen gençler mi dersiniz? Hangi birini sayalım? Hangi birinin hakkını-hukukunu hesap edelim? Bu tip mağduriyetlerin yabancı ülkelerdeki okullarında yapıldığını duyamazsınız çünkü ‘hizmet’ denilen şey Türkiye’ye değil, Amerika’ya ve İsrail’e hizmetten ibaretti.

Velhâsıl, FETÖ maddi-manevi tüm kurumları eline geçirmeye azmetmiş, dış mihrakların önünü açtığı, Türk halkının teveccühüyle büyümüş bir terör örgütüdür. Ellerinde silâh yok sanırsınız ancak şanlı Türk ordusuna sızıp, 79 milyonun vergileriyle alınmış silâhlarla sizi vururlar, F-16’larla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, Özel Harekât Daire Başkanlığı’nı, Ankara Emniyeti’ni bombalarlar, Cumhurbaşkanı’na suikast düzenlerler. Ellerinde Türk bayrağı olan sivil vatandaşları tanklarla ezerler. Yani kendi işleri yolunda gitsin diye her türlü zalimliği, kahpeliği yaparlar. Dünyada bu şekilde çalışan bir başka terör örgütü daha yoktur. Tabir-i caizse dünya terör tarihinde yeni bir sayfa açtılar. Bir Türk atasözünün de dediği gibi: ‘Yanlış hesap Bağdat’tan döner.’ 40 yıllık bir planlamanın sonucu olan sözde ‘hizmet’ hareketi Türk halkının basiretini ve cesaretini hesap edemedi, tam anlamıyla baltayı taşa vurdu.

15temmuzda-kopru

Asker, yönetime el koyduğunu ilan ediyor ve kritik noktaları ele geçirmeye başlıyor.

15 Temmuz

15 Temmuz gecesi saat 10 sularında basın-yayın organlarında ve sosyal medyada bir askeri hareketlilik ve uçakların alçak uçuş yapması ile ilgili haberler yapılmaya başladı. İlk şoku atlattıktan sonra bunun bir darbe girişimi olduğu anlaşıldı ve aslında her şey bundan sonra başladı. Takip eden saatlerde darbecilerin TRT’den eski stil darbe bildirisini okutma girişimiyle birlikte bunun emir-komuta zinciri dışında bir girişim olduğu kendini belli etti. Zira Hulusi Akar ve diğer kuvvet komutanları ortada yoktu. Nitekim derdest edilip zorla alıkonuldukları da çok geçmeden ortaya çıktı.

Gece yarısında Erdoğan’ın Facetime üzerinden CNN Türk yayınına bağlanarak halkı sokaklara davet etmesiyle birlikte ‘darbeye karşı darbenin’ fitili ateşlenmiş oldu ve halkımız Başkomutan Erdoğan’ın talimatıyla meydanlara, havalimanlarına, resmi kurum ve kuruluşlara, parti binalarına, velhasıl, askerin ele geçirmeye çalıştığı tüm noktalara akın etti. Necip Türk milleti canını hiçe sayarak tekbirler eşliğinde tanklara iman dolu göğsünü siper etti. Yaklaşık 10 saat gibi bir sürede 250 şehit, 2000 küsur gaziyle 2. Kurtuluş Savaşı kazanılmış oldu. Erdoğan daha sonra 15 Temmuz gecesi bu şanlı direnişe ve dirilişe imza atan halkı ‘İmanlı Çılgın Türkler’ olarak nitelendirdi. Böylece ‘Vatan sevgisi imandandır.’ Hadis-i Şerif’i bir kez daha tescillenmiş oldu. Sonuç olarak Aliya İzzetbegoviç’in sözleriyle ifade edecek olursak ‘Biz öldük ama onlar da kazanamadı.’

İmandır o cevher ki, ilâhi ne büyüktür!

İmansız olan paslı yürek sînede yüktür!.

15 Temmuz gecesi bu vatanın, bu milletin gerçek evlâtlarınındı sahne! Kimi gözünü kırpmadan generali alnından vurdu, kimi tankların altına koydu vücudunu, kimi tarladaki hasadını yaktı uçakları kör etmek için, kimi kamyonuyla tanka çarptı.. Şu söylediğim şeyleri bundan iki ay önce bi’yerde okusaydık inanmazdık ama bizim inanmakta güçlük çektiğimiz şeyleri bu millet bir gecede birbirinden habersiz bi’şekilde yaptı; halkın üzerine ateş eden helikopter pilotuna parmak salladı, çatıya çıkıp alçak uçuş yapan F-16’nın üzerine atlamaya çalıştı, tank kapağını kaynak makinesiyle keserek açtı, elbiseleriyle tankların egzostunu kapatarak içindekileri dışarı çıkmaya zorladı v.s. Anlatacak o kadar çok olay var ki!. Tabii hainlik bu derece olunca vatanperverlik de misliyle artıyor. Bu milletin atı da iti de bitmez. Onların generalleri vardı ama bizim bir Astsubay’ımız tüm hepsine bedeldi. Çünkü haram lokma yememiş, halis vatan evlâdıydı. Astsubay Ömer Halisdemir darbe akşamı Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı ele geçirmeye çalışan darbeci General Semih Terzi’yi, komutanı Zekâi Aksakallı Paşa’nın emriyle hiç tereddütsüz çekip vurdu ve kendisi de orada 30 kurşunla şehit edildi. Zekâi Paşa telefonda emri verirken bu işin sonunda şehadetin olduğunu ve Ömer Halisdemir ile helalleştiğini söylüyor. Burada çok mühim bir nokta daha var ki o da Zekai Aksakallı Paşa’nın Ömer Halisdemir’in ailesine taziye ziyareti gerçekleştirmiş olmasıdır. Şehadet emri veren komutan, emriyle gözünü bile kırpmadan şehadete koşan askerin babasının evine gidiyor ve aslanlar gibi karşılanıyor. Ne bir sitem var, ne de bir kızgınlık; öyle ya Zekai Paşa’nın emriyle aslan oğlu şehid oldu. Vakarla duruyor adam çünkü artık bir şehid babası. Bin yıllık Türk-İslâm toprağının en nadide şehidlerinden birinin babası olmuş, bir Ulubatlı, bir Seyit Onbaşı ayarında aslan oğlu. Bunu materyalist zihinler anlayabilir mi? Batı zihniyeti bunu anlamlandırabilir mi? Ömer Astsubay’ın iman dolu göğsü olmasa feda eder miydi canını bu vatan için? Sonuç olarak aldığı şehadet emrini göz kırpmadan yerine getiren bir vatan evlâdından söz ediyoruz, bunu ‘İmanlı Çılgın Türkler’den başka yapabilecek kuvvete ve iradeye sahip bir millet daha var mıdır? Bu nasıl bir vatan sevgisi, bu nasıl bir imandır? Dünya hayatındaki tüm nimetlerden vatan, millet ve din uğruna vazgeçebilmek… 15 Temmuz akşamı bu milleti uçurumun kenarından kurtaran zihniyet işte budur!. Sonuç olarak darbeci hain Semih Terzi’nin cenaze namazı bile kılınmazken, Ömer Halisdemir’in ismi doğan bebeklere veriliyor. Bir insan çocuğuna birinin ismini neden verir? Onu örnek alsın, büyüdüğünde onun gibi olsun, ismiyle müsemma olsun diye. İşte bu sebepten bu analar, babalar çocuklarına aziz şehidimizin, Ömer Halisdemir’imizin ismini veriyor; yani bu insanlar şehit yetiştiriyor. Besleyip, büyüttüğü yavrusunu vatan, millet uğruna şehit olarak adıyor. Bu İbrahimî duruşu, bu ruhu anlayabilir miyiz? Yeni doğmuş çocuğa bir şehidin adını vermek… Yaşayanın değil, şehit olanın ismi veriliyor. O çocuklar Ömer Halisdemir olarak yetişecek ve inşAllah onun ruhuyla büyüyüp ismiyle müsemma olacak!  Hep diyoruz ya ‘Bir ölür, bin diriliz!’ diye, bu sözü şehitlerimizden daha iyi anlatacak başka bir örnek var mı? Ömer Halisdemir darbeci hainlerin leşini iki kurşunla yere serdi ama hainler onu otuz kurşunla ölümsüz yaptı. Cennette buluşuruz inşAllah..

15temmuz-karikatur

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez!.-M.Akif ERSOY

15 Temmuz Sonrası

15 Temmuz’dan önce terörün sazını DAEŞ çalıyordu, sonrasında ise PKK eline aldı. Dünyada en çok terör örgütüyle(PKK-DAEŞ-FETÖ-DHKP/C)top yekûn mücadele eden tek ülke olan Türkiye, yeni terör saldırılarına gebe olan günlere uyandı. Önce bomba yüklü kamyonlar emniyet noktalarında patlatıldı, ardından Gaziantep’te bir sokak düğününde 12-14 yaşlarında bir canlı bomba saldırısıyla 54 vatandaşımız şehid edildi. 15 Temmuz’dan sonraki 40 günlük süreçte 400’e yakın asker, polis ve sivil şehidimiz var. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kanlı ve haince saldırıları ile karşı karşıyayız. Tabir-i caizse Türkiye’nin kafasını bile kaldırmasını istemiyorlar. Sadece kendi ‘içine’ baksın, etliye-sütlüye karışmasın, olduğu yerde uslu uslu otursun istiyorlar. Çünkü Türkiye masaya oturursa oyunlarının bozulmasından korkuyorlar. Başkomutanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da dile getirdiği gibi Suriye’de, Irak’ta, Ortadoğu’da velhasıl dünyanın her neresinde olursa olsun oynanan tüm oyunları bozacağız çünkü bunlar Türkiye’den bağımsız planlar değildirler. Öncelikli hedef Türkiye’nin bölgedeki etkinliğini kırmak ve Türkiye’yi kendi ‘içine’ yöneltmek; uluslararası etkinlikte bir ülkeden, kendi topraklarındaki hareketlilikleri bile kontrol edemeyen bir ülkeye düşmüş görüntüsünü dünyaya servis etmek. Dikkatler dışarıdan içeriye çevrildikten sonra ise Arz-ı Mevud planının sıralaması değişmeyen hamlesi ‘Böl-Parçala-Yut’un gelmesi planlanıyor. Çünkü Türkiye sadece Türkiye değildir. Türkiye’nin sınırları Edirne’den başlayıp Kars’ta bitmez. Türkiye’nin sınırları Batı’da Bosna’dan başlar, Doğu’da Doğu Türkistan’a gider, Kuzey’de Kırım’dan Güney’de Yemen’e dek uzar. Bizim fiziki coğrafyamız başkadır, ‘gönül coğrafyamız’ başkadır. Türkiye’yi ele geçirmek için önce Bosna’yı, Azerbaycan’ı, Kudüs’ü, Mekke’yi ele geçirmelisiniz. Dünya mazlumlarının gözü, kulağı Türkiye’de derken mübalağa yapmıyoruz. Sadece gözü, kulağı değil eli-ayağı, bizatihi kendisi de Türkiye’de. 3 milyon Suriyeli misafirimiz var; ‘Şu savaş bitse de Hama’ya, Halep’e, Humus’a gidip Türkiye’de misafir ettiğimiz insanlara iade-i ziyaret yapsak..’ diye düşünen bi’tek ben miyim? Bizim böyle tatil planlarımız var. Çünkü Çanakkale’de yatan yüzlerce Suriyeli var, bunun da farkındayız.

Hodri meydan diyoruz, acımadı ki, tüm silahlarınızla, tüm ajanlarınızla, tüm gücünüzle gelin! Gelin ki biz de gücümüzü test edebilelim, yedekleri değil as kadroları sahaya sürelim. Semih Terzi ortaya çıkmadan Ömer Halisdemir de ortaya çıkmayacak! Sizin generaliniz gelsin, bizim Ömer Astsubay’ımız size yetsin! Sizin zırhlılarınız, bizim Seyit Onbaşı’mız ateşlesin! Siz devasa surlar dikin, biz de Ulubatlı Hasan olup bayrağı burca dikelim! Atın iyisine ‘doru’, yiğidin iyisine ‘deli’ derler. Biz deli miyiz? Elhamdülillah zırdeliyiz!. Var mısınız?!

https://www.google.com.tr/search?q=15+temmuz+bo%C4%9Fazi%C3%A7i+k%C3%B6pr%C3%BCs%C3%BC&safe=strict&espv=2&biw=1366&bih=667&source=lnms&tbm=isch&sa=X&ved=0ahUKEwio-f-0otvOAhWLuBQKHbAkCd4Q_AUICCgD#imgrc=ufHJTRt8Eq94bM%3A

Her şeyin başladığı yer olan 15 Temmuz Demokrasi ve Şehitler Köprüsü’nde şehitler yad edildi.

yenikapi-rekoru

15 Temmuz Ruhu, milyonların katıldığı Yenikapı mitingiyle taçlandırıldı. Dosta güven, düşmana korku verildi, tam anlamıyla ‘şov’ yapıldı.

Dikkatlerden Kaçmaması Gerekenler:

Devlete: Mademki bir musibet bin nasihatten yeğdir, o zaman işimize bakalım, bundan sonraki sürece odaklanalım. Bu tarz olayları yaşamamak için neler yapılması gerektiğini düşünelim, çözüm odaklı çalışalım. Devlet kademelerine yerleştirilecek olan personeli amca-dayı ve/ya cemaat torpiliyle, kayırmasıyla değil ‘ehliyet, liyakat ve sadakat’ derecesine göre seçelim. Biz diyorum çünkü bu devlet bizim. Bir insanın yağmur yağınca evimizi sel basar mı diye endişelenmesi gibi endişeleniyoruz devletimiz ve milletimiz için. Ortada bir hata varsa bunda bizim de payımız var, tıpkı zaferlerde olduğu gibi. Devletimizin yaptığı iyi şeylerin bizi sevindirmesi gibi yapılan yanlışlar da bizi üzüyor, kahrediyor. 1000 yıllık devlet geleneği olan necip Türk milleti bu zor zamanlardan da alnının akıyla çıkmasını bilecektir ama düşmanın kahpeliğini de göz önünde bulundurarak doğru adımları atmalıyız.

Millete:

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…

Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi!.

omer-halisdemir

Senin gibi bir vatan evlâdıyla aynı çağda yaşadığım için Allah’a hamd ediyorum.

Orduya: Türklerin ‘ordu-millet’ olduğunu sakın aklınızdan çıkarmayın. Türkiye’nin 80 milyonluk bir orduya sahip olduğunu unutmayın. Bu milletin vergileriyle alınmış silahların namlusunu düşmana doğrultursanız sizi başımızın tacı ederiz, öldüğünüzde şehid, yaralandığınızda gazi olursunuz, malınız-canınız bize emanet olur, gözümüz gibi bakarız ama yok eğer o namluları millete çevirirseniz meşruiyetinizi kaybedersiniz, bununla da kalmaz canınızdan olursunuz. Mesele açık; ya Ömer Halisdemir ya da Semih Terzi olursunuz, ortası yok. Omuzlarınızda büyük bir yük var, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ‘Peygamber Ocağı’ dediysek bi’sebebi var; ya hakkını verin ya da makamı meşgul edip o şanlı üniformayı lekelemeyin.

Cemaatlere: Türkiye, %95’i Müslüman olan bir ülkedir. Dolayısıyla insanların çeşitli dini eğilimleri olması normaldir ve bu eğilimlerin bir sonucu olarak birbirinden farklı ve hatta birbirine düşman cemaatler olabilir. Ancak söz konusu bu cemaatlerin devlet içinde kadrolaşmaya, emniyet ve istihbarat teşkilatlarını ele geçirmeye varan yayılmacı ve tekfirci tutumlarına bir son vermeleri gerekmektedir. Dikkatinizi düşmana yöneltmeli ve enerjinizi din düşmanlarıyla mücadele ederken kullanmalısınız. Her insanın bir siyasi görüşü olduğu gibi cemaatlerin de siyasi yönelimleri olabilir ancak bu yönelimler siyaseti şekillendirerek kendi cemaatinin önünü açma niyeti taşımamalıdır. Yusuf Kaplan’ın da dediği gibi 15 Temmuz sonrası süreçte cemaatlerin kötülenmesine, laikliğin pompalanmasına asla göz yumamayız. Seküler düşünceli insanların, kimlik Müslümanlarının ve her sıkıntının çözümünü laiklikte arayan Kemalist zihniyetin biz demiştik tarzı söylemleri buna en güzel örnektir. Ayrıca onların cemaatlerle değil dinle problemlerinin olduğunu bilmeyen kaldı mı? Cemaatlerin olmadığı bir Türkiye hayal dahi edilemez. Biz fethettiğimiz her yere tekke-zaviye kültürünü götürmüş bir milletiz, bu topraklardan tekkeleri, cemaatleri söküp atmak bu çınarın kökünü sökmek anlamına gelir. Ancak dediğimiz gibi cemaatlerin de hareketlerini kontrol etmeleri gerekiyor. Kısacası itidali tutturmuş cemaatler Türkiye’nin milli-manevi gücünü arttırırken, FETÖ gibi radikal ve yayılmacı cemaatler örgüt halini alıyor ve devletimize, milletimize zarar veriyor.

Gezicilere: Gezi Ayaklanması devam ederken bi’kere bile meydanlara çıkmadım çünkü o zaman biz de sokaklara çıksaydık iç savaş çıkacaktı. Başkomutan Erdoğan’ın da dediği gibi %50 olarak evde tırnaklarımızı yiyerek gelişmeleri seyrettik. O zaman evinde tırnak yiyen adamların sokaklara çıktığında uçaklara nasıl parmak salladığını gördünüz değil mi? Görmediyseniz bi’daha bakın, gördüyseniz ayağınızı denk alın. 15 Temmuz olayları başladığından beri bi’ Gezicinin gözüyle olaylara bakmaya çalıştım ve şoka girdim. Düşünsene sen aylarca ortalığı yakıp yıkmışsın, her türlü vandallığı, ilkelliği sergilemişsin ama devlet başkanı seni ‘3-5 çapulcu’ olarak nitelendiriyor, ka’le bile almıyor, yurtdışına resmi ziyarete gidiyor falan filân.. ‘Bu nedir be kardeşim? Biz de insanız!’ diyesi geliyor insanın. Bu olaylardan çok ders alması lâzım bu Gezicilerin. Şunu şunu yapsaydık acaba darbe olur muydu açısından değil, bu halkla nasıl bütünleşiriz, kendimizi nasıl adam yerine koydururuz diye düşünmeleri lâzım. Çünkü sen ne kadar egzantrik şeyler denersen karşı tarafta o kadar olağandışı oluyor. Bak FETÖ başkentte F-16 uçurdu, millet az daha üzerine atlayacaktı. Bunlar hep ibretlik olaylar işte. Gezicilerin bu ‘yüksekten atma, alçaktan uçma’ hadiselerinden alacağı çok ders var. Uzun lâfın kısası bu halktan olmayan herkesten olabilir. Bu kaide her türlü radikal, elitist, terörist zihniyet için geçerlidir.

gezi-vandal

Vandallıkta(Vandallık veya akım olarak Vandalizm, bilerek ve isteyerek, kişiye ya da kamuya ait bir mala, araca ya da ürüne zarar verme eylemidir.) sınır tanımayan Gezici zihniyet 15 Temmuz’dan ibret almalıdır.

Not: Bu yazı yazılırken Türk Silahlı Kuvvetleri liderliğinde ve Özgür Suriye Ordusu desteğinde Cerablus’a Fırat Kalkanı Operasyonu başlatılmış ve 12 saat sonunda şehirde %100 hâkimiyet sağlanmıştır. Oyunlarını bozacağız demiştik, inşallah devamı da gelir. Sefer bizim, zafer Allah’ındır!.

Mücahid Keskinoğlu

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

2 YORUMLAR

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here