AB-ABD Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) ve Türkiye

Tüm dünyayı derinden sarsan 2008 Küresel Kriz’den sonra kaybedilen ticari kapasiteyi yeniden ve daha güçlü bir şekilde geri kazanmak amacıyla AB ve ABD arasında Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı(Transatlantic Trade and Investment Partnership-TTIP) adıyla bir Serbest Ticaret Anlaşması(STA) yapılması için Temmuz 2013’te başlayan müzakere süreci devam ediyor.

Dünya Ticaret Örgütü(World Trade Organization-WTO) nezdinde devam eden Doha Turu’nda tüm ülkeleri tek çatı altında toplayacak bir mutabakat metninde uzlaşı sağlanamadığı ve süreç çok uzadığı için ülkeler bölgesel ve bire bir anlaşmalar yaparak krizin etkilerini ortadan kaldırmak üzere çeşitli ekonomik partner arayışlarına girdiler. Böylece ülke ekonomilerini hem diğer ülkelere verilebilecek gereksiz tavizlerden korumayı hem de nokta atışı anlaşmalarla ekonomik kalkınmaya ivme kazandırmayı amaçlıyorlar.

european-student-think-tank
Kaynak: www.europeanstudentthinktank.com Müzakerelerin 10. Turu 13-17 Temmuz tarihleri arasında Brüksel’de yapıldı.

Doha Turu’nda WTO üyesi olan tüm ülkeleri genel bir karar etrafında toplamanın mümkün olmadığı ve ülkelerin bekleyişle geçen zaman zarfında ekonomik olarak bir kazanımlarının da olmadığı fark edilince, devletler yeni ekonomik arayışlar içerisinde girdiler ve STA benzeri anlaşmalarla ekonomik kalkınmalarına ivme kazandırmayı amaçladılar. Yeni ekonomik arayışları kısaca özetlemek gerekirse WTO ve Doha Turu benzeri girişimler ‘tümdengelimsel’ ekonomik düzenlemelerken; STA veya TTYO benzeri anlaşmalar ise ‘tümevarımsal’ olarak nitelendirilebilir. Her devletin aynı söz hakkına sahip olduğu ve kendi çıkarı(self-interest) peşinde koştuğu bir sistemde ABD, Rusya, Çin veya AB’nin bu sistemin getirmiş olduğu zaman kaybına tahammülü kalmamıştı ve onlar da yöntem değişikliğine giderek nokta atışı ve ihtiyaçları doğrultusunda olan anlaşmalar yapmaya karar verdiler. Karar alma mekanizması felç olmuş bir WTO yerine kendi yapacakları ikili ve bölgesel anlaşmalarla ticaret ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorlar. Devletler arasında imzalanmış birçok serbest ticaret anlaşması vardır fakat hiç şüphesiz bunlardan en önemlisi AB ve ABD arasında imzalanması öngörülen-görüşmeler devam ediyor- AB-ABD Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması’dır.

TTYO’nun Dünya İçin Önemi
AB ve ABD dünya hasılasının %50’sini ellerinde tutmakta, karşılıklı yatırımların toplam değeri 3 trilyon doları geçmekte ve Transatlantik ticaret yaklaşık 500 milyar dolar civarında gerçekleşmektedir. Dünya hizmet ticaretinin %40’ı ve dünya mal ticaretinin üçte biri yine iki taraf arasında gerçekleşmektedir. Dolayısıyla başarıyla devam ettirilen ortak ticaret ve yatırım antlaşması, AB için 2025 yılında 159 milyar dolar, ABD için 127 milyar dolar ek kazanç anlamına gelmektedir (Hamilton, 2014, ss.82-84). AB ve ABD arasında yapılacak bir serbest ticaret anlaşması bu iki aktörün dünya ticaretindeki konumlarını daha da güçlendirecektir.

Taraflar arasında yapılacak bir anlaşmayla tarifelerin düşürülmesi, mal ve hizmetlerin pazarda karşılıklı olarak serbest dolaşımı üçüncü tarafları haklı olarak tedirgin etmektedir. Tarifelerden muaf AB mallarıyla ABD pazarında rekabet etmek üçüncü ülke ekonomileri için büyük bir handikap anlamına gelmektedir ve Amerikan piyasasında AB mallarıyla rekabet edebilme gücünü ve imkânını da elinden almaktadır. Bunun da ötesinde Çin ve Rusya gibi ABD tarafından ‘çevreleme politikası’ ile baskı altına alınan ülkeler ekonomik kayıplara ilâveten politik yalnızlığa da göğüs germek zorunda kalacaklar. Çünkü AB ve ABD arasında imzalanacak bir STA anlaşması hiç şüphesiz uzun vadede çok daha yakın siyasi ilişkilere sebep olacaktır. TTYO, ABD’nin dünyaya karşı sergilemeye çalıştığı siyasi ve ekonomik bir gövde gösterisidir. Ekonomi ve politikanın iç içe geçtiği ‘modern devlet sistemi’nde ABD’nin, AB ile olan ekonomik işbirliğini siyasi müttefikliğe dönüştürmesi ve yükselen Asya’yı Japonya, Güney Kore, Tayvan, Filipinler ve Avustralya gibi ülkelerle olan çeşitli güvenlik ve işbirliği anlaşmaları ile kontrol altına alma tasarılarının bir parçası olarak bakılabilir.

TTYO’nun Karşısındaki Engeller

Müzakerelerin sürdüğü şu günlerde TTYO’ya karşı en büyük muhalefet AB toplumundan gelmektedir. Örneğin Almanya’da yapılan kamuoyu yoklamaları, Almanların 1/3’ünün anlaşmaya karşı olduğunu gösteriyor. AB ve ABD’nin mal ve hizmet standartlarındaki farklılıklar AB toplumunu rahatsız eden sebeplerin başında geliyor. Örneğin gıda standartlarındaki farklı yaklaşımlar anlaşmanın önündeki büyük engellerden biri olarak gözüküyor. ABD vatandaşları GDO’lu(Genetiği Değiştirilmiş Organizma) gıdaları tüketmekte bir sakınca görmezken bu durum AB vatandaşları için tam tersi bir durum teşkil ediyor. Greenpeace Almanya’nın basına sızdırdığı 240 sayfalık TTYO görüşmelerinde bu başlığın müzakerelerde önemli bir yer tuttuğunu görülüyor.
Greenpeace ticaret uzmanı Jürgen Knirsch “Gizli görüşmeler hakkında toplumun şu ana kadar elde ettiği bilgiler tam bir kâbus ve bunların yakın gelecekte gerçeğe dönüşebileceğini artık biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Almanya Tüketici Örgütleri Federasyonu Başkanı Klaus Müller de ABD’nin öne sürdüğü taleplerin son derece ‘ilginç’ olduğunu kaydederek “ABD’nin TTIP çerçevesinde gıda pazarı için öne sürdüğü talepler, bu konudaki korkularımızı haklı çıkardı” dedi.

Kaynak: https://twitter.com/Greenpeace “Milyonlarca insanın kuşkuları doğruydu.”
Kaynak: Greenpeace “Milyonlarca insanın kuşkuları doğruydu.”
Kaynak: www.yenihayat.de Alman kamuoyu TTYO’yu ‘truva atı’ olarak nitelendiriyor.
Kaynak: www.yenihayat.de Alman kamuoyu TTYO’yu ‘truva atı’ olarak nitelendiriyor.

Transatlantik ticaret anlaşmasının AB yakasında kamuoyu gizli yürütülen müzakerelerden endişe duyuyor ve bunu her fırsatta dile getiriyor. Buna karşın ABD kamuoyunda ise TTYO aleyhinde bir eylem veya gösteriye araştırmalarım boyunca hiç rastlamadım. Bunun altında yatan en büyük sebebin ise lobi grupları ve medyanın TTYO lehine sergiledikleri tutumun olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü hükûmetler, şirketler ve bankaların üç sacayağını oluşturduğu ‘şirketokrasi’(Bu tanım John Perkins’e aittir.)nin gücü ABD’de inanılmaz boyutlara varmış durumda. Amerikan halkı tam anlamıyla medya ve lobi gruplarının pençesinde kıvranmaktadır ve onlar rıza göstermediği sürece de TTYO karşıtı bir eylemin Amerika’da yapılması ihtimali düşük gözüküyor. Aslında Amerikalıların AB ile yapılan müzakerelerden haberi olduğunu bile sanmıyorum.

TTYO: Bölgeselleşme mi, Globalleşme mi?

Bu noktada TTYO ve benzeri serbest ticaret anlaşmalarının globalleşmeyi mi yoksa bölgeselleşmeyi mi arttıracağına dair çeşitli tartışmalar vardır. Tartışmanın sürdüğü şu günlerde bir taraf, bölgesel ticaret anlaşmalarının uzun vadede globalleşmeyi destekleyeceğini ve liberalizmi daha da güçlendireceğini savunuyor. Bu noktada kesin bir şey söylemek zor çünkü bu bir öngörü ve mantıksal bir bütünlük içinde olsa bile uygulamada yetersiz kalabilir veya AB-ABD arasında oluşabilecek bir sıkıntı diğer devletleri serbest ticaret anlaşmaları karşısından cephe almaya veya daha korumacı olmaya itebilir, bekleyip göreceğiz.

Ancak uzun vadede bu söylenenler gerçekleşse bile meselâ Afrika ile yapılabilecek serbest ticaret anlaşmaları için ne söylenebilir ya da böyle bir anlaşma yapılması gündeme gelebilir mi? Yani Afrika, Orta Amerika, Orta Doğu ve ya Güney Asya gibi daha yoksul bir profil çizen bölgeler ve gelişmekte olan ülkeler bu tip anlaşmalara nasıl taraf olacak? İşte bu noktada tartışmanın diğer tarafı devreye giriyor; dünya ekonomisinin sadece gelişmiş ülkelerinin tarafı olacağı öngörülen serbest ticaret anlaşmaları globalleşmeyi değil, bölgeselleşmeyi destekleyecek, liberalist ekonomik sistem zarar görecek ve korumacı(protectionist) ekonomik modeller-merkantilizm gibi- yükselişe geçecek.

Dolayısıyla TTYO Antlaşması imzalandığı takdirde AB ve ABD pazarlarına girmek üçüncü ülkeler için önemli bir zorluk olacak, bu ülkeler pazar paylarını üçüncü ülkelere kaptırabileceklerdir. Antlaşma nedeniyle üçüncü taraflarla yapılan ülkelerle ticaretin saptırıcı bir etki yaratması bir çok etkenin yanı sıra menşei kurallarındaki düzenlemelerin sıkılığına, diğer ticari partner ülke ile yapılmış tercihli ticaret antlaşmasının kapsamına, ülkenin ihracat bağlamında AB/ABD’ye olan bağlılığına göre değişmektedir. Örneğin Kamboçya ve Bangladeş gibi tekstil ihracatı yüksek oranda ABD’ye bağlı ülkeler için TTYO’nun imzalanması bu ülkelerin ABD pazarlarını Doğu Avrupa ülkelerine kaptırmaları anlamına gelebilir. Çünkü antlaşma imzalanırsa ABD ve AB arasında %12 oranında uygulanan vergi taraflar arasında daha fazla söz konusu olmayacak bu da diğer ülkelerin elini oldukça zayıflatacaktır (Kocamaz, 2015, ss.47).

TTYO ve Türkiye Ekonomisine Etkileri

TTYO Anlaşması’nın Türkiye ekonomisi üzerinde hiç şüphesiz büyük etkileri olacak; katılsak da katılmasak da. Türkiye’nin AB ile imzalamış olduğu Gümrük Birliği Anlaşması nedeniyle AB’nin imzalamış olduğu anlaşmalara tek taraflı bağlılığı söz konusudur ancak bu taraflılık AB’nin anlaşma masasında elini güçlendirirken Türkiye’yi mağdur ediyor. Türkiye, AB üyesi olmadığından ötürü AB’nin yapmış olduğu serbest ticaret anlaşmalarından faydalanabilmesi için anlaşma maddelerine genellikle Türkiye maddesi konuluyor, konulmazsa Türkiye anlaşma yapılan ülkeyle bire bir görüşmelere başlamak ve yeni bir anlaşma imzalamak zorunda kalıyor. Ancak AB ve ABD arasında müzakereleri süren TTYO anlaşmasında Türkiye maddesi yok ve anlaşmanın ticari boyutu da öncekilere nazaran çok daha büyük. Bu sebeple şayet AB ve ABD arasında TTYO anlaşması imzalanırsa Türkiye çok büyük ekonomik kayıplarla karşı karşıya kalacak ve AB pazarında ABD mallarıyla olan rekabet ve tarife avantajını kaybedecek.

Bu noktada Türkiye’nin yapabileceği bazı hamleler var. Öncelikle müzakere sürecine taraf olmaya çalışabilir ancak AB ve ABD arasında devam eden müzakerelerde bile çözülemeyen ve ya anlaşma sağlanamamış birçok başlık bulunuyor. Buna ilâveten Türkiye’nin taraflarla olan bire bir ilişkileri de anlaşma masasına oturmasını engelliyor. Türkiye’nin terör örgütü kabul ettiği PYD’nin silahlı kolu olan YPG’ye Amerika’nın silâh desteğini arttırarak devam ettirmesi sebebiyle ilişkiler bıçak sırtında ilerliyor. Buna ilâveten Alman Parlamentosu’nda 1915 Olayları’nın ‘Soykırım’ olarak kabul edilmesi sebebiyle Türkiye’nin Berlin Büyükelçi’si Almanya’dan Türkiye’ye çağrıldı. Dolayısıyla bu seçenek pek mümkün gözükmüyor.

Diğer bir hamle ise TTYO’nun tamamlanmasını beklemek ve ABD ile masaya oturarak bir serbest ticaret anlaşması imzalanması olabilir. Ancak, ABD-AB arasında oluşturulan Yüksek Düzeyli Çalışma Grubu (HLWG) çalışmalarının neredeyse iki yıl sürdüğü, yine Türkiye-Güney Kore arasında imzalanan STA öncesi benzer bir çalışma grubunun, müzakerelere geçmeden önce iki yıl kadar konuyu istişare ettiği dikkate alındığında müzakerelere başlamanın hemen mümkün olamayacağı düşünülebilir. Bu durumda, mevcut şartlarda bir değişme olmaması halinde, Türkiye-ABD arasındaki YDK’nın çalışmalarının tamamlanması ve müzakere kararına geçilmesinin en az iki yıl alabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu süreç zarfında, ABD-AB müzakerelerinin gidişatı ve kapsamı da Türkiye’nin STA müzakereleri için önemli bir gösterge teşkil edecektir(Akman, 2014, ss.21). Ancak müzakere başlıkları ve süreci düşünüldüğünde Türkiye’nin ABD ile olan anlaşma imzalanana kadar geçen süredeki Gayri Safi Yurtiçi Hasılasında (GSYH) 4 milyar dolarlık zarar oluşacak, katılması durumunda ise bu rakam 31 milyar dolara yükselecek ve zarar da ortadan kalktığı için toplam fayda(total utility) 35 milyar doları bulacak(Güneş ve Diğerleri, 2013, ss.3).

Son seçenek ise Türkiye’nin AB ile olan Gümrük Birliği Anlaşması’ndan çıkması olarak değerlendirilebilir ancak bu kararın uzun vadede Türkiye ekonomisine olan etkileri çok daha külfetli olacaktır.

Sonuç olarak, AB-ABD Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması Dünya ve Türkiye ekonomilerini etkileyecek önemli bir anlaşmadır. Şayet müzakereler olumlu sonuçlanır ve bir serbest ticaret anlaşması imzalanırsa ekonomi politiğin doğası gereği bu anlaşma uzun vadede politik müttefikliğe, stratejik ortaklığa evrilecektir, hiçbir ekonomik anlaşma sadece ekonomi boyutuyla kalmaz. Türkiye’nin anlaşmaya taraf olması halinde ekonomik olarak büyük kazanımlar elde edeceği; yine aynı şekilde anlaşma dışında kalması durumunda da büyük kayıplarının olacağı çeşitli raporlarda dile getirilmiş durumda. Türkiye’nin TTYO sonrası kâr-zarar tablosunun hangi tarafında yer alacağını izleyeceği politikalar belirleyecek.

Mücahid Keskinoğlu

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR


KAYNAKÇA:
Akman, M.S. (2014). AB-ABD Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı: Türkiye Açısından Bir Değerlendirme. Anakara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt.13, No.1, ss.1-29.
Güneş, D. Mavuş, M. ve Oduncu, A. (2013). AB-ABD Serbest Ticaret Antlaşması ve Türkiye Üzerine Etkileri. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Ekonomi Notları, Kasım.
Hamilton, D. S. (2014). America’s Mega-Regional Trade Diplomacy: Comparing TPP and TTIP. The International Spectator: Italian Journal of International Affairs, Cilt:49, Sayı:1, Mart, ss.82-84.
http://ascmer.org/abdnin-cini-cevreleme-politikasi-ve-filipinler.html
http://tr.sputniknews.com/avrupa/20160502/1022501021/abd-ab-ttip-greenpeace.html
http://web.ikv.org.tr/ikv.asp?id=169
Kocamaz, Sinem (2015). Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması’nın Dünya ve Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Etkisi. Ege Strategic Research Journal, Cilt:6, Sayı:2, ss.31-56.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here