Suriye İran için Neden Bu Kadar Önemli?

İran’ın dış politikasında, dini ve kültürel değerleri ile tarihi tecrübeleri etkili olmaktadır. Suriye ve İran arasındaki yakın işbirliği ise Ortadoğu’da 30 yılı aşkın bir süredir gözlenen bir durumdur. İki ülke arasındaki ilişkinin önemini kısaca özetlemek gerekirse, İranlı iki önemli yetkilinin sözleri bize yardımcı olacaktır.

“Suriye’de yaşananlar bir iç mesele değil, bölgedeki ve dünyadaki direniş ekseni ile düşmanları arasındaki bir çatışmadır. İran, Suriye’nin temel parçası olduğu direniş ekseninin kırılmasına hiçbir şekilde müsamaha göstermeyecektir.”  İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı Said Calili (Goodarzi, 2013).

 “Suriye İran’ın 35. Eyaleti ve bizim için stratejik bir eyalettir. Eğer düşman bize saldırıp Suriye veya İran’ı almaya kalkışırsa, öncelik Suriye’yi korumaktan geçer. Çünkü Suriye’yi elimizde tutabilirsek İran’ı savunabiliriz. Bununla beraber eğer Suriye’yi kaybedersek İran’ı elimizde tutamayız. İran Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı Hüseyin Talip (Şen, 2016). 

Bu iki ülke arasındaki ilişkinin temellerine bakıldığında, mezhepsel faktörlerin etkili oluğu söylenebilir fakat bunun asıl sebebi yine siyasal çıkarlardır. Çok ilginç bir konu olarak karşımıza çıkan bu olay, siyasi çıkarlar için dini bağın kurulmasına şeklinde gelişir. Şen bunu şöyle açıklamaktadır; “İran’la Suriye’nin mezhep temelli ilişkileri aslında çok eskilere dayanmaktadır. 1970 yılında Baas rejimi içinde bir darbeyle iktidara gelen ancak nüfusun dörtte üçü Sünni olan Suriye’de ciddi bir meşruiyet sorunu yaşayan, Hafız Esad’a Şii bir din adamı destek olmuştur. 1974’te, On iki İmam Şialığında (Caferilik), Nusayrilere, Şiilik ve İslamiyet dışı bir taife olarak bakılırken, Nusayriliğin, İslami ve Şii bir mezhep olduğu fetvasını vererek bir Nusayri olmasına rağmen Hafız Esad’ın Suriye devlet başkanlığını dini açıdan meşrulaştırmaya çalışan din adamı, Lübnanlı Şii Musa Sadr’dır. (İran’da Nusayriliğin Sünnilikten daha az sapkın bir inanış olarak görüldüğü söylenebilir) Sadr o günlerde İran Şahı’nın muhalifi olup daha sonra Şii bir devrim gerçekleştirecek olan İran’ın bugünkü yöneticileriyle Suriye arasındaki bağlantıyı kuran ilk kişidir. İran devriminin başlarında uluslararası toplumun Suriye’ye yönelik petrol ambargolarını aşması için Esad rejimine destek olmuştur. Suriye buna karşılık 1979’da Şah rejimi devrildiğinde,  İran’ı  Sovyetler Birliği ve Pakistan’dan sonra tanıyan 3. ülke olmuştur. Suriye, Arap milliyetçiliğine dayanan Baas Partisi ile yönetilmesine ve Arap milliyetçiliği ile Fars milliyetçiliği arasındaki ideolojik çatışmaya rağmen, İran-Irak savaşında İran’ın yanında yer almıştır. Suriye Irak’ta etkinliğini arttırıncaya kadar yaklaşık 30 yıl boyunca İran’ı destekleyen tek Arap devleti olmuştur. 2003 yılında ABD’nin müdahalesiyle Irak’ta Saddam rejiminin devrilmesi, Suriye ve İran için ortak bir düşmanın gitmesi ve nufüz alanlarının arada herhangi bir engel olmadan İran-Irak-Suriye-Lübnan hattında genişletmeleri için altın bir fırsat olmuştur.” (Şen, 2016, 542).

2010 yılında Arap-İslam Coğrafyasında halk ayaklanmalarının başladığı süreci, İran destekleyen açıklamalar yapmıştır. Bölgedeki hareketleri “İslami uyanış” olarak nitelemeye başlayan İranlı yetkililere göre olaylar, “Batı destekli laik diktatörlüklere” karşı Müslüman halkların tepkisinden kaynaklanmakta ve bu yüzden İran’daki 1979 Devrimi’yle benzer özellikler taşımaktaydı. Fakat söz konusu olaylar İran’ın Ortadoğu’daki en yakın müttefiki Suriye’ye sıçrayınca, İran tamamen aksi bir tavır sergilemeye başlamış ve yaşananları “İslamı bölmek isteyen Batı destekli fitne” olarak değerlendirmiştir. Bu doğrultuda İran, Suriye’de Esad’ın iktidarda kalması için büyük ölçüde doğrudan destek vermiş, lojistik desteğin yanında içinde çok sayıda üst rütbeli komutanında bulunduğu binlerce İran askeri Suriye’de muhaliflere karşı savaşmaktadır. İran’ı böyle bir strateji izlemeye iten birçok politik neden sıralayabiliriz. İran, İsrail’e karşı en büyük kozu olan Hizbullah’ı Suriye aracılığıyla desteklemektedir. Suriye’de yaşanacak bir rejim değişikliği ile İran, Hizbullah ile aradaki bağlantıyı kaybedecek, Lübnan’daki etkinliği azalacak ve yeteri kadar desteklenmeyen Hizbullah İsrail’e karşı etkin mücadele edemeyecektir. Dolayısıyla İran’ın Suriye ve Lübnan’da örgütlediği Şiiler üzerindeki etkisi azalacaktır.  30 yılı aşkın bir süredir  İran’ı destekleyen ve Irak’taki yönetim değişikliğine kadar da bu desteği veren tek Arap devleti olan Suriye’de yaşanacak bir yönetim değişikliği, İran’ı bu destekten mahrum bırakacağı gibi, yeni yönetimde olması muhtemel Sünni çoğunluğun, İran’a karşı hasmane bir tutum içerİsinde olması kuvvetli bir ihtimaldir. Ayrıca İran’ın, önemli yatırımları bulunması ve Akdeniz’e açılan bir kapı olarak Suriye’yi değerlendirmesi bir başka faktördür. İran’ın Şii Hilalinin (Şii çoğunluğunun ya da güçlü olan Şii azınlıklarının bulunduğu bölgeyi tanımlayan jeopolitik bir terim) bir parçası olan Suriye’de etkinliğini yitirmesi bölge liderliği açısından büyük bir stratejik kayıp olacaktır.

Şii Hilali

Suriye’de, İran’ın bazı temel stratejiler güttüğü görülmektedir. Bunlardan biri Esed rejimini uluslararası camiada defaten desteklemek bir diğeri ise İran’ın bilfiil generalleri ve askeri gücüyle Suriye’de sahaya inmesidir. Doğrudan izlenen bu stratejilere ilaveten İran’ın bölgede sıkça başvurduğu bir diğer siyaset olan kendine yakın grupları harekete geçirme yönünde Şii grupları sahada hem maddi hem askeri olarak desteklediği bilinmektedir. Buna ilaveten İran’ın Suriye’de alan kazanma çabasının 4. ayağı olarak PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD ve YPG’ye yönelik tutumu öne çıkmaktadır. Burada İran’ın ikili bir hareket tarzı benimsediği söylenebilir. Bir yandan artık Esed yönetimiyle beraber hareket ettiği Suriyeli yetkililerce de ifade edilen PYD’yle açık ve örtülü olarak beraber operasyonlarda bulunarak bir rejim-İran-PYD-Rusya cephesi oluşturulmuştur. Bu cephe kimi zaman beraber hareket etmekte, kimi zaman ise PYD’nin önünü açacak şekilde örgüte hareket alanı kazandırarak örgütün elini rahatlatmakta, böylece muhaliflerin irtibat noktalarını zayıflatmaktadır. İran, dönemsel çıkarları adına sözde ideolojik kimliğiyle taban tabana zıt ve kendi ülkesinde de eylemler yapan bir örgüte dolaylı olarak örtülü desteğini vermektedir. İran’ın Suriye’deki Kürt kartını oynama noktasında bir diğer stratejisi ise Türkiye-İran ilişkilerinde artan gerilimle eş zamanlı olarak PKK’nın İran’daki uzantısı olan PJAK’la ateşkes sürecine girmesidir. Böylece İran, hem PKK’nın bölgede elini rahatlatarak bir yandan Türkiye’de eylem kapasitesini artırmakta, bir yandan da PYD’nin Suriye’deki operasyonlarına aktarabileceği enerjiyi verimli kullanmasını sağlamaktadır (Sönmez, 2016).  Sonuç olarak İran; “Ortadoğu siyasetinde söz sahibi olma, karar alma ve etkileme potansiyeli olması açısından Suriye’yi etkin bir güç olarak elinde tutmaya çalışmaktadır. İran’ a göre, Esad rejiminin devrilmesi söz konusu olduğunda İran en etkin stratejik öneme sahip müttefikini kaybetmiş olmayacak, aynı zamanda Tahran’ın Hizbullah ile olan askeri, siyasi ve ekonomik bağlantısı da önemli derecede zarar görecektir” (Çalışkan, 2014).

Mehmet Enes Bağlama

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

 


Çalışkan, C., 2014, İran’ın Suriye Politikasında Kimliğin Rolü, Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi, Ankara.

Goodarzi, J., 2013, Suriye ve İran: Değişen Bölgesel Ortamda İttifak, Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi, Ankara.

Sönmez, G., 2016, İran’ın Bölgesel Ayrıştırma Stratejisi, ORSAM Dış Politika Analizleri, Ankara.

Şen, A., 2016, Yüzyılın En Uzun Tiyatrosu, Tüm Yönleriyle Suriye Devrimi, Yapı-Bozum Yayınları, İstanbul.

3 YORUMLAR

  1. İsrail’e karşı en etkin direniş sınavını 2006’da Lübnan’da, İran verdi.

    İsrail’e gerçek anlamda dersini verdi. Eğer Suriye düşerse, Lübnan İsrail’e devredilir, eğer Suriye düşerse İsrail ve Siyonizm emellerine ulaşmaya başlar.

    Rusya 6 gün savaşlarında İsrail’e karşı Mısır’ı desteklemiştir. Çıkarı için dahi olsa Müslümanlardan yana tavır sergilemiştir.

    İsrail’e karşı dik duran ülkeler şu anda, Türkiye, Suriye, Irak, İran, Rusya ve Çin’dir. Siyonizm’i Abd ve Avrupa Birliği desteklemektedir. Siyonizm ise Pyd, Pkk ve Pejak’ı desteklemektedir. Saflar bu kadar ayrışmışken hata yapmayın. Filistin direniş örgütü Hamas’ın şu anda en büyük destekçisi İran’dır.

    El-Nusra’nın, İşid’in, El-Kaide’nin İsrail’e sıktığı tek kurşun yoktur.

    İyi değerlendirme yapın, Nato ağzıyla konuşmayın.

  2. batmanlı rüyalarınla yaşamaya devam et.israile ve abd ye hizmet edebilecek,kominist lejyonlu bir kürt devletine hem dindar kürt halkı hemde GÜÇLÜ TÜRKİYEMİZ izin vermeyecektir.senin gibi aklını kiraya vermişler cevabını aldı 15 temmuz gecesi.vatan hainliğinin sonu yoktur .akıllı olun

  3. Bugün İran 5 PJAK gerillasını öldürdü. Filistin halkı özgürlüğüne kavuşacak, Kurdistan kurulacaktır. Türkiye ile dost veya düşman bu olacak.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here