Üçüncü Dünya İhtilalinin Babası: Sultan Galiyev

Mirseyid Sultan Galiyev, Marksist ve sol fraksiyonlar açısından 20.yy‘ın başat isimlerindendir. Hayatını Rusların boyundurluğu altında bulunan Türkleri ve Müslümanları Rus Şovenizm’inin pençesinden kurtararak sosyalist ve komünist bir devlet çatısı altında birleştirmeye adamıştır. Sultan Galiyev ulusal Komünizm’in fikir babası ve kurucusudur, kimilerinin ise ifade ettiği gibi “Üçüncü Dünya İhtilalinin Babası”.

Sultangaliyev, öğretmen olan Mirseyid Haydar Galiyev’in 12 çocuğundan biri olarak 13 Temmuz 1892 tarihinde, Başkurdistan’da dünyaya geldi. İlk eğitimini doğduğu köyde alan Sultangaliyev 1907’den itibaren Kazan’da Tatar Pedagoji Enstitüsü’nde eğitimine devam etmiştir. Daha öncesinde Rusya’da 1905 Devrimi olmuştur ancak 1905 devrimi Rusya Türk toplumunu hazırlıksız yakalamıştır. Bu sebeple, toplumsal ve siyasal bazda herhangi bir katılım olmadığı gibi Sultan Galiyev’de bu harekette yoktur. Ancak daha önce “Devrimci Islahat Şakirtleri” içinde daha aktif görevler üstlenerek, milliyetçi ve ihtilalci militanlarla ilişkilerini güçlendirir. Bu ilişki onun ilk sol kanat İslam reformistleriyle ciddi diyaloğunun başladığı yıllardır(Cihangir. Acaloğlu.2006.9) 1912 yazında ise Sultan Galiyev Moskova’da Yaz Pedagoji kurslarına gitti. Tatar köylerinde öğretmenlik yaptı. Bir süre Ufa’da belediye kütüphanesinde çalışan Sultangaliyev, sonraları Ufa, Kazan, Bakü gibi çeşitli şehirlerde gazetecilik yaptı. 1915’te yeniden öğretmenliğe dönen Sultan Galiyev, Bakü’de “Kız Pedagoji Enstitüsü”nde öğretmenliğin yanı sıra, politik hareketlerin Azerbaycan’da önde gelen isimlerinden Mehmet Emin Resulzade ve Milli Musavatçılarla ilişkiye geçer(Cihangir. Acaloğlu.2006.9) Sultan Galiyev 1917 Şubat Devrimi sırasında Bakü’deydi. Yine bu dönemde pek çok yabancı eseri Tatar Türkçesine çevirdi. Çeşitli edebi çalışmalara bulundu. Bu edebi çalışmaların pek çoğu zamanın gazetelerinde yayımlanmıştır. Ekim devriminin öncesi ve sonrasında Bolşeviklerin safında yer alan Sultan Galiyev, Bolşevik partide önemli mevkilerde görev almıştır. Devrim sonrası iç savaş hızla yayılmakta, Avrupalı emperyalistler tarafından büyük maddi destek alan Beyaz kuvvetler olarak bilinen Çar taraftarı Amiral Kolçak, Denikin, Vrangel kuvvetleri, Kızılordu birliklerine ağır kayıplar verdirmekteydi. Bu esnada Türk ve Müslüman Müttefik kuvvetlerin örgütlenmesi gerekmekteydi. Bunun için, Türk ve Müslüman Halkların politik faaliyetleri arasında oldukça itibarlı bir entelektüel ve eylem adamı olan Sultan Galiyev, Devrim Konseyi’nin dikkatini çekmekte gecikmedi. Kafkasya’dan Moskova’ya çağrılan Sultan Galiyev, önce “Müslüman Sosyalist Komite” (MUSKOM) sekreterliğine (Başkanı Molla Nur Vahidof) ardından sırasıyla “Devrim Konseyi” üyeliğine (NARKOMNATS), Stalin’in yürüttüğü “Uluslar Komiserliği” 2. Başkanlığına “Müslüman Uluslar Komiserliği” Birinci başkanlığına ve “Müslüman Kızıl Ordusu”nun Genel Kurmay Başkanlığına getirilir(Cihangir. Acaloğlu.2006.11).

Devrim sonrasında süren iç savaşta Kızıl Ordu Beyaz Ordu’ya karşı büyük bir zafer kazanmıştır. Şüphesiz bu zaferin kazanılmasında en önemli rolü Sultan Galiyev ve onun başında bulunduğu Türk ve Müslüman güçler oynamıştır. 1917 Ekim devriminin başlarında “Halkların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı” (Self determinasyon) ilkesi ve Lenin’in Çarlık Rusyası’nın baskısı altında ezilen Türk ve Müslüman Halklara yönelik Bağımsızlık çağrısıyla ortaya çıkan geçici hürriyet ortamı Çarlık rejimi altında yaşayan halklar için özellikle Türkler ve Müslümanlar için yeni bir umut kapısı olmuştur. Devrim sırasında ve sonrasındaki iç savaş yılların da Türk ve Müslümanların bağımsızlık için umutlanmalarını fırsata çeviren Bolşevikler, Türk ve Müslüman Halklar’a Bağımsızlık ve Özgürlük sözü vererek kendi tarafına çekmiştir. Bolşevikler ikdidarını güçlendirdikten sonra Çarlık Rusyası’nda da görülen Rus şovenizm’inin getirdiği milliyetçi duygular neticesinde diğer halkların bağımsızlığına engel olunmuş ve Sovyetler Birliği kurulmuştur. 1920’de Devrimin ilk yıllarında vad edilen sözlere dayanarak Sultan Galiyev ve arkadaşları tarafından “Komünist Parti Merkez Komitesi”ne bir kez daha sunulan “İdil–Ural Sosyalist Cumhuriyeti”nin Bolşevikler tarafından reddedilmesi ve tüm bu olayların neticesinde Sultan Galiyev ile Bolşeviklerin yol arkadaşlığı bitmiş ve muhalefet dönemi başlamıştır. Muhalefete geçtiği döneme ait olmak üzere 21 Aralık 1921’de Sultan Galiyev “Milletlerin Hayatı” dergisine yazdığı bir makalede durumu, “Rusların Doğu halkları üzerinde yürüttüğü zulüm ve baskı politikasını, Ruslar’ın milletler meselesi üzerinde Rus komünist yöneticilerinin partizan ve taraflı tutumlarıyla ortaya çıkan uzlaşmaz tavırlarını” sert bir dille eleştirir(Cihangir. Acaloğlu.2006.15.16). Devrim sonrası konumunu iyice güçlendiren Moskova yönetimi, Sultan Galiyev ve Galiyevci harekete karşı saldırıya geçmiştir. Lenin’in yokluğunda Stalin’in kişisel girişimleri sonrası 12. Parti kongresinde Sultan Galiyev arkadaşlarına ve komiteye yazdığı mektuplar, milli meseleye ilişkin yaptığı konuşma ve yazışmalar suç unsuru gösterilerek tutuklanır ve daha sonra serbest bırakılır. Sultan Galiyev 1928’de ikinci defa tutuklanışında, onu eski bir kent-soylu, Pan-Türkist, karşı devrimci ve burjuva milliyetçiliği suçlamaları gerekçe olarak gösterilir. Moskova’da yargılandıktan sonra, on sene zorunlu çalışma kampı cezasına çarptırılarak, cezasını çekmek üzere Beyaz deniz kıyısında Solovki Gulagına (çalışma kampı) gönderilmesine karar verilse de, daha sonra cezası, Moskova’da hapishanede kurşuna dizilerek infaz edilir (Cihangir. Acaloğlu.2006.17.).

SULTAN GALİYEV VE İDEOLOJİSİ: GALİYEVİZM

Sultan Galiyev’in düşüncesini şekillendiren en önemli çevresel etkenler ailesi ve dünyaya geldiği ve büyüdüğü ortamdır. Sultan Galiyev’in babası öğretmen olduğu için oldukça farklı yerlerde yaşamıştır. Sultan Galiyev son derece fakir ve yaşamlarını devam ettirmek için mücadele içinde olan bir aile ve çevrede yetişmiştir. Sultan Galiyev’in çocukluk günlerinden başlayarak koyu bir devrimci olduğu döneme kadar tüm yaşamını özetleyen öz geçmişi, kişiliği ile ilgili olarak çok şey anlatmaktadır. Kendisininde sık sık dillendirdiği gibi, çevresinde bulunduğu yetersiz koşullar ve yoksulluk, gelecekte çizeceği yolu belirlemekte başat bir rol oynamış gibi gözükmektedir(Kakınç.2011.61.62). Sultan Galiyev çok genç yaşta ihtilalci fikirlerle tanışmıştır bu ihtilalci eğiliminde yatan en önemli sebep süphesiz çevresindeki yoksulluk ve sefalettir. Galiyev’e göre İnsanların mutsuzluğunun, yoksulluğun, sefaletin, köleliğin ve kötülüğün altında yatan temel sebep insanların kendileri için yaşamalarıdır, insanlar kendileri için değil herkes için yaşamayı öğrendikleri zaman insanlar da barış içinde yaşayacak ve yoksulluk ve sefalet son bulacaktır.

Üçüncü dünya ihtilallerinin öncüsü olarak kabul edilen Sultan Galiyev, sosyalist ve marksist düşünce içerisinde önemli bir yere sahiptir. Galiyev’in bu önemi, dönemin dünya koşullarını ve problemlerini çözümlemede kullandığı kuramının ve dünya sosyalist devrim hareketlerinin (dünya devrimi) gerçekleştirmede benimsediği stratejisinin batılı ve Rus Marksist teorisyenlerde oldukça farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Dünyaya sömürülen konumda bulunan bir Doğu toplumundan bakan Sultan Galiyev, diğer Marksist kuramcıların kuramlarının temelinde yatan sınıf çelişkisi ve sınıf savaşımı olgusunu uluslararası alana yayarak, aslında temel savaşın sömüren ve sömürülen uluslar arasında yaşandığını savunmuştur. Sultan Galiyev, diğer Marsist düşünürlerden dünya devrimine giden yolda belirlenecek strateji açısından da farklı düşünüyordu. Batılı ve Rus Marksistler dünya sosyalist devrimine giden yolda Batı’nın gelişmiş bir proletarya’ya sahip ileri derecede kapitalistleşmiş Avrupa ülkelerinde sosyalist devrimi öngörürken, Galiyev sömürge durumundaki doğu ülkelerinde sosyalist devrimin gerçekleşeceğine inanmaktaydı. Gerçekleştirilecek sosyalist devrim sonrası ise Sultan Galiyev, Batılı Marksistlerin ve Lenin’in de sıkça söz ettiği ”proleterya diktatörlüğü”nün aksine emperyalizmin sömürüsünden kurtulmuş halkların oluşturduğu “sömürge ve yarı söürgelerin metropoller üzerindeki diktatörlüğü”nü düşüncesini amaçlamıştır.

Ünlü yazar Attilâ Ilhan’ın belirttiği gibi, tahminlerin tersine, 20. yüzyılın bir sosyalist dünya devrimi yüzyılı değil, ardı ardına ulusal kurtuluş savaşları yüzyılı olması, bu öngörüde bulunan Sultan Galiyev’i haklı çıkarmıştır. 20. yüzyılın son on yılında, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (S.S.C.B.) hegemonyasının her tür sosyalizm üzerinden kalkması ve çok daha önemlisi Doğu Bloğu’nun Yeni Dünya Düzeni (Y.D.D.)’ne eklemlenmesinden sonra, dünyadaki temel çelişki kuzey-güney, ya da bir başka deyişle zalimler-mazlumlar çelişkisi halinde belirginleşmiştir. Bu halde, Sultan Galiyev’in “kan revan içindeki hayalet”inin başta Avrasya’da olmak üzere, mazlum halklar arasında dolaştığını söylemek, pek de yanlış olmayacaktır. Üçüncü dünya devrimlerinin öncüsü olarak nitelendirilen Mirseyid Sultan Galiyev (ki tam adı budur), yaşadığı dönemin sosyalist düşünce atmosferi içerisinde ayrıksı bir yere sahiptir. Sultan Galiyev’in düşüncelerinin bu ayrıksılığı, kimilerince onun sosyalist kişiliği ve düşüncelerini tartışma konusu haline getirmektedir(Erdem.2011.86).

Sultan Galiyev’in düşünceleri, Marksist yazarların eserleri ve tartışmaları üzerinde temellendirilmiş kuramsal düşüncelerin sonucunda değil, onun eylemlerinin ve örgütçü deneyimlerinin sonucunda ortaya çıkmıştır. Bir eylem adamı olan Sultan Galiyev, kuramsallaştırmaya yönelik olağanüstü bir yeteneğe sahipti ve kuramları gerçekçi ve pratik nitelikleriyle, Bolşeviklerin kuramıyla çelişmekteydi.

Sultan Galiyev’in düşünce dünyasının üç akımdan beslendiğini söylemek olasıdır.

Bunlardan ilki “Usul-i Cedid” adıyla bilinen yenilikçi, aydınlanmacı Cedid hareketi, ikincisi Cedidcilik’ten etkilenerek gelişme şansı bulan Türkçülük ve Turancılık ideolojisi ve üçüncüsü de Marksizm’dir. Galiyev, kendisini tanımlarken, diyalektik materyalizme koşut olarak kullandığı, kendi adlandırmasıyla “enerjetik materyalist” sıfatını kullanmış ve sol düşüncesini Marksist, Leninist veya Bolşevik gibi belirli bir kalıp içerisine oturtmaktan ısrarla kaçınmıştır. (Erdem.2011.87).

Sultan Galiyev’in milliyetçilik anlayışının temelinde Çarlık Rusyası’nın Rus olmayan milletlere karşı uyguladığı baskı ve sömürü politikası yatmaktadır. Çarlık yöneticilerini bu tür politikaları uygulamaya iten Rus Şovenizm’i 1900’lü yıllarda Müslüman/Türk milliyetçiliğini doğurmuştur. Çarlık Rusyası’nın uyguladığı baskı zulüm ve asimilasyon faaliyetlerinin neticesinde Türk ve Müslüman halk kendi kimliklerini koruyabilmek için milli duygularla harekete geçmiştir.

Galiyev’in Türk (Tatar) kimliği de tıpkı Müslüman kimliği gibi emperyalizm karşıtlığından kaynaklanmaktadır. Milliyetçiliğin sömürgeci milletlerde “üstün millet”, sömürülen milletlerde “eşitlik” savıyla ortaya çıktığından hareket etmektedir: “Eşit olmayanlar arasında iki isim var. Onların biri ‘Tatar’, ikincisi ‘Müslüman’. Onlar en çok ezilenler, en çok ayak altına alınanlardır.” (MIRSAID, 1998: 105) Böylece, sömürge ülkelerde ortaya çıkan bağımsızlıkçı akımlar, emperyalizm karşıtı eşitlikçi akımlar olarak değerlendirilerek desteklenmektedir.

Galiyev’in önce Idil-Ural devleti, sonrasında da Turan Federal Sosyalist Devleti olarak savunduğu proje, Bolşevik devrimin Doğuya yayılması, gerek Çarlık Rusyası ve gerekse diğer (İran, Afganistan, Çin, Hindistan) Müslüman halkları da Bolşevik devrime kazandıracak ve bu yolla Dünya Devrimi projesinin önünü açacak bir düşünce olarak anlaşılmalıdır. Galiyev’in Turan tasarımı, Türkleri değil, ezilen sömürge halkları (kendi deyişiyle proletaryayı) bir araya toplayacak bir girişimdi. “Sultangaliyevizmi Marksist, Ceditçi, milliyetçi, bağımsızlık hareketi ile ilgili teori olarak kabul etmek gerekir. Sultangaliyevizm’in, ‘Pan-Türkizm’ ve ‘Pan-İslamizm’ ideolojisi olarak kabul edilmesi mümkün değildir” (ENGIN: 93). “Turan Sosyalist Federe Devleti” dünya devrimine giden yolda, devrimin Doğu’ya yayılmasını sağlayacak bir araç olarak değerlendirilmelidir(Tellal.2001.114.115.)

“Sultan Galiyev, Türkçe konuşan coğrafyanın en önemli sol düşünürüdür. Antisömürgeci çıkışlı, geleceğe yönelik bir dünya devrimi kuramı geliştiren tek devrimcidir. Şoven bir milliyetçi, ırkçı ve kökten dinci değildir, emperyalist tortuların en ilerici ideolojileri bile saptırabildiği gerçeğini en açık biçimde anlatan kişidir. Sultan Galiyev’i anlamak; 20. yüzyılı, sol düşünceyi, emperyalizmi, sömürge dünyasını, anti sömürgeciliği ve Türkçe konuşan coğrafyanın sorunlarını anlamaya giden kapının en uygun ve en yetkin anahtarıdır”(Kakınç.2011.).

Sefa Sole

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

5 YORUMLAR

  1. galiyev için 3. dünya ihtilalinin babası demek yerine ulusal komünizmin babası demek daha doğru olur.
    nede olsa o zamanlar çarlık rusyasıda 3. dünya ülkesiydi.
    galiyev türk ülkelerini komünist bir devlet olarak ayırmak istemişti yani ulusal komünizmi sağlamak istiyordu.

    • komünizmin ulusalı olmaz. komünizmin temel ilkelerinden birisi enternasyonalizmdir.
      yani ulusçuluk ve komünizm yan yana duramaz. bu olsa olsa nasyonal sosyalizm olur.
      nasyonal sosyalizmde nazizm demektir. komünizmin sosyalizm ilkesi kendilerinde mevcut ama enternasyonal ilkesi kendilerinde yok, bu yüzden galiyev gerçek bir komünist değildir. kendisi bu durumda ancak nazi olabilir.

    • hayır Sultan Galiyev’in ailesi ve çevresi müslümandır. Kendisi de müslüman doğmuştur ve dini eğitim de almıştır ancak daha sonra o sıralar Rusya’da çok yaygın olan materyaist düşünceyle tanışmış ve ateizm’i benimsenmiştir.
      yani sultan Galiyev müslüman değil ateist’tir.
      ” …11 yaşımdan 15 yaşıma kadar köy mektebine devam ederek dini eğitim aldım burada 5 altın yılım heba oldu. Mektepte yeni hiçbir şey öğrenmedim zira burası karma yöntemle eğitim veren yarı dini bir okuldu Muhtelif tefsirler eşliğinde Kuran, farsça yazılmış bir arap grameri vs safsataları öğrendim. … Verilen dersler arasında edebiyat, fen ve psikolojiyi seviyordum. 16 yaşıma geldiğimde gerçek bir Ateist olmuştum”(Kakınç.2011.66.69)

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here