Siyasal İletişim Işığı Altında 9/11 ve Falkland Savaşı

Siyasal iletişim, temelde bir ikna süreci ve karşı tarafa sesini duyurabilme sanatıdır. Siyasal iletişimin, sosyoloji, tarih, hukuk, felsefe gibi birçok disiplinle ilişkisi olmasına rağmen, günümüzde medyanın öneminden dolayı propaganda ve medyanın yönlendirme gücü önem kazanmıştır.

Siyasal iletişim ile propaganda arasında sıkı bir bağ vardır. Propaganda sözcük olarak, mesajların otoriter bir biçem(üslup) ile tek taraflı ve yoğun olarak hedef kitleye aktarılması olarak tanımlanabilir.[1] Burada iletişimden çok, objektif olmayan tek taraflı yani amaca yönelik hizmet eden bilgi akışı mevcuttur. Propaganda tarihi çok eskilere kadar gider ancak Hitler üzerinden örnek vermek gerekirse, Hitler Propaganda Bakanlığı adı altında bir bakanlık kurdurmuş ve başına da Joseph Goebbels getirmiştir. Propaganda ile ilgili şu sözleri önemlidir:

‘Propaganda yapmak, her yerde, hatta tramvayda bile düşüncelerinden söz etmektir. Propaganda çeşitleriyle de, durumlara uymadaki esnekliğiyle de, etkileriyle de sınırsızdır…’

Siyasal iletişim, mantıklı ve inandırıcı konuşma olarak özetlenebilecek ‘retorik’ ile de yakından ilişkilidir. Antik Yunan’da bireylerin ya da toplulukların bir konuda inandırılması için yapılan iletişim, akla ve mantığa uygun güzel konuşma ve ikna edici konuşma olarak bilinen ‘rhetoric’ konuşma şeklinde yapılırdı. Bu kavramı gün yüzüne çıkaran şey ise Aristoteles’in yazdığı Retorik adlı kitabıdır ve Aristoteles’e göre bu kavram: ‘Belli bir durumda, elde var olan inandırma yollarını kullanma yetisidir.’

Siyasal iletişimi iki olay üzerinden örneklendirmek gerekirse, ilk olarak 11 Eylül saldırıları ve daha sonra da Falkland savaşında medyanın önemini vurgulamak isterim.

11 Eylül 2001:

11-eylul-saldirilari

New York’ta ticaret kulelerine ve Washington DC’de Pentagon’a yönelik olarak gerçekleşen terör saldırıları olmakla beraber, tüm dünyanın da ilgisini kendisine çekmiştir ve saldırıları daha sonra El Kaide örgütü lideri Usame Bin Ladin üstlenmiştir. Asıl dikkat çeken ve üzerine gidilmesi gereken olay ise bu görüntülerin medya tarafından tüm dünyaya anında servis edilmesi ve bilinçsiz bir şekilde sunulmasıdır. Olayların arka planında ise El Kaide, Taliban gibi terör örgütlerinin tüm İslam alemini temsil ettiği fikri ortaya çıkmıştır ve de Müslümanlar, Amerika’nın ve Avrupa’nın gözünde potansiyel ‘terörist’ olarak varsayılmaya başlanmıştır. Benim kanaatimce 9/11 saldırılarını ve Samuel Huntington’un ‘Clash of Civilization’ tezini beraber değerlendirmek yerinde olacaktır. SSCB’nin çökmesinden sonra dünyada var olan iki kutuplu sistem son bulmuş ve Amerika tek süper güç olarak sahnedeki yerini almıştır. Fakat bu durum Francis Fukuyama’nın düşüncesinin aksine Batı’nın ortaya yeni bir düşman çıkarmasını gerektirmiştir.[2] İşte bu noktada ABD kendisine yeni bir tehlike unsuru olarak ‘İslami Terörizm’i bulmuştur. Bunun ardından hemen hemen bir ay sonra, önce Afganistan’a daha sonra da  ‘demokrasi’ çatısı altında Irak’a saldırmıştır. Bugün dahi Ortadoğu da hala devam eden çatışma ve güvensizlik ortamının kaynağını bulmak zor olmasa gerek. ABD bu medya gücüyle kamuoyunda kendine destek bulmuş aynı zamanda da uluslararası arenada ‘Terörizme Karşı Savaş’ı bir şekilde meşruiyet zeminine oturtabilmek için siyasal iletişim’in sınırlarını zorlamıştır.

Falkland Savaşı:

falkland-savasi

Bu adalar Arjantin’in Güneydoğusunda, Doğu ve Batı Falkland olarak anılan iki büyük ve birçok küçük adacıktan oluşur. Adalarda 3000’e yakın İngiliz kökenli insan yaşamaktadır ve adalar içişlerinde özerk bir İngiliz yönetimine sahiptir. Falkland Adaları Arjantin’e 480 km, İngiltere ye ise 12 bin km uzaklığındadır. Stratejik bir öneminin olmasından öte, petrol ve diğer yer altı kaynaklarından dolayı büyük bir öneme sahiptir. Bundan dolayıdır ki mesele bölgenin kimin himayesi altında olacağının kavgasıdır. Aslında adalar’ın kime ait olacağı 16. yüzyılda keşfedilmesinden sonra başlamış; Fransız, İspanyol ve İngiliz egemenliği altında uzun süreler kalmıştır. Arjantin de İngiltere de adalar üzerinde hak iddia etmekte ve bazı gerekçeler sunmaktadır.

Arjantin’e göre: Adalar’ın coğrafi yakınlığı, Arjantin’in kendisini eski İspanyol topraklarının halefi olarak görmesi ve 1833’de İngiliz hâkimiyetine giren adalardan Arjantinlilerin zorla göç ettirilmesi gerekçeleri arasındadır.

İngiltere ise: 1833 yılından beri Adalar üzerinde yönetimi sürdürdüğü, BM Antlaşması uyarınca ‘Self-Determination’ ilkesini savunmuş ve ada halkının kendi kaderini tayin etmesi konusunda uğraşmıştır.

Takvim 19 Mart 1982 tarihini gösterdiğinde önce Arjantin’in Falkland Adaları yakınında bulunan Güney Georgia Adasına çıkması daha sonra 2 Nisanda savaşın Falkland Adalarına sıçramasıyla 6 hafta süren savaşın sonunda Büyük Britanya etkisini hissettirmiş olsa da, savaşın sonunda İngiltere 255, Arjantin 650 kayıp vermiştir. Savaşın sonunda ‘The Iron Lady’, Margaret Thatcher’ın liderliğindeki Muhafazakâr Parti 1983 seçimlerinin galibi olarak çıkmış, savaş dönemimde ise Büyük Britanya’ya destek veren ABD’nin saygınlığı Latin Amerika’nın birçok ülkesinde giderek azalmıştır.

Soğuk Savaş döneminde, Vietnam Savaşı’ndan sonra çıkan Falkland Savaşı, Uluslararası siyasal iletişim bakımından önemi barizdir. Vietnam Savaşında ağzı yanan ABD, tahminimce medya gücünün farkına daha çok varmıştır. Vietnam da yaşanan şiddet ve vahşetin kameralara yansıması, çocukların napalm bombaları tarafından öldürülmesi gençler arasında savaş karşıtlığı yaratmakla beraber, ABD’nin kamuoyu desteğini de önemli derecede azaltmıştır. İngiltere de bundan dersini almıştır. Bu sebepledir ki Falkland Savaşı medyada hemen hemen hiç yansımamıştır. İngilizlerin askeri yenilgileri gösterilmezken, başarı görüntüleri haberler de sık sık yer edinmiştir. Medyaya sansür konulmuş, haber kaynakları kısıtlanmış, savaş sadece İngiliz Hükümeti’nin izin verdiği çerçeve içinde insanlara gösterilmiştir.

21. yüzyılda medyanın gücü inkâr edilemez bir gerçektir. Medyanın tarafsızlık ilkelerini bir kenara bıraktığı bu zamanlarda medyanın objektifliğinden şüphe etmemiz son derece akla uygundur ve öyle de olmalıdır. Milliyetçilik, din, laiklik ve özgürlük gibi kavramlar, toplumun hassasiyetleridir. Çoğu insan da bunun farkındadır. Ancak bununla birlikte medya da sürekli gündeme getirilen ya da bize unutturulmaya çalışılan bir tarih bilinci vardır ve her hükümet bunu öyle veya böyle hayata geçirir. Burada asıl önemli olan konu, toplumun medya kuruluşlarına ne kadar itibar edip etmediği konusudur ve siyasal iletişimin etkisi buna göre belli olur.


[1] Aysel Aziz,Siyasal İletişim(Ankara:Nobel Yayın Dağıtım,2007),15.

[2] Oya Tokgöz,Siyasal İletilimi Anlamak(Ankara:İmge Kitabevi Yayınları,2008),360.

http://akademikperspektif.com/2013/03/22/falkland-adalari-krizi/

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here