Kafkasya’da Rus Emperyalizmi ve Kafkas Direnişi

Kafkasya, Karadeniz ile Hazar Denizi arasında yüksekliği beşbin metreyi aşan sıradağların ve bu dağların eteklerindeki muazzam coğrafyaya verilen addır. Kafkasya coğrafi konumundan ötürü stratejik bir öneme sahiptir. “Jeopolitik yönden Kafkasya’nın jeopolitik konumu Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının arasına girmiş olan ve beşbin kilometre uzunluğunda  bulunan  Akdeniz-Ege Denizi-Marmara ile Boğazlar-Karadeniz ve Azak Denizi gibi birbirine bağlı iç denizlerin meydana getirdiği bir su koridorunun ucunda aynı zamanda Hazar denizi vasıtasıyla da Orta Asya ya bağlanmış bir konumdadır”(Berkok, 1958, 11). Böylesine eşsiz bir konuma sahip olan Kafkasya Rusya için büyük bir önem arz etmektedir. Kafkasya’nın Avrupa ve Asya arasında bir geçiş köprüsü konumunda olması bunun yanı sıra Hazar Denizi ve Karadeniz’e kıyısının olması, 17 yy. sonunda tahta çıkan Çar I. Petro’dan itibaren, Rus şovenizminin de ortaya çıkardığı emperyal bir rüya olan  sıcak denizlere inme politikasının da getirmiş olduğu politik duruş, Rusya için Kafkasya’yı vazgeçilmez kılmaktadır. Kafkasya coğrafi açıdan Kuzey Kafkasya ve Güney Kafkasya olmak üzere ikiye ayrılır. Coğrafi açıdan yapılan bu ayrım siyaset bilimciler tarafından da kabul görmüştür. Kuzey ve Güney Kafkasya coğrafi açıdan olduğu kadar diğer birçok yönden farklılık gösteren iki bölgedir. Günümüzde Kuzey Kafkasya’da Rusya Federasyonu’na bağlı  Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar, Adige, Çeçenistan, İnguşetya, Kuzey Osetya ve Dağıstan özerk cumhuriyetleri ve Stavropol ve Krasnodar Krayları bulunur. Güney kafkasyada ise Bağımsız olan Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan cumhuriyetleri yer almaktadır.

Dönemin diğer imparatorlukları gibi feodal bir İmparatorluk olan Çarlık Rusyası’nın en önemli hedefi topraklarını genişletmek olmuştur. Bu doğrultuda hareket eden Çarlık Rusyası şovenist duygularla beslediği emperyalist ordularını Kafkasya’ya doğru harekete geçirmiştir. Bundan sonra Kafkasya’da işgalci Rus güçleri ile Kafkasyalı halklar arasında sonu gelmeyen bir mücadele başlamıştır.

Marx’ın dediği gibi  tarih bir sınıf savaşımından ibaret midir bilinmez ama Kafkasya’nın tarihinde kan, gözyaşı ve savaş hiç eksik olmamıştır. Ne emperyal ve işgalci Rus Orduları Kafkasya’ya saldırmaktan vazgeçmiş, ne de asi Kafkas halkları işgal ordularına karşı verdiği yılmaz mücadeleden yorulmuştur. Beş asırdır süren ve günümüzde de devam eden bu savaş  yakın gelecekte de bitecekmiş gibi görünmemektedir. İşgalci Rus ordularına karşı Kafkas halklarının verdiği bu kanlı savaşım da Kafkas halklarına önderlik yapmış olan Şeyh Şamil’inde söylediği gibi ‘’Kafkasya da tek taş tek adam kalıncaya dek cihat sürecektir’’. İşte bu söz Kafkas halkları ile Rusya’nın giriştiği amansız mücadeleyi özetlemektedir.

Kuzey Kafkasya tarihi bir mücadeleler tarihidir. Bölge geçiş hattı üzerinde yer alması sebebiyle sürekli olarak savaşlar, fetihler, işgaller ve göçlerle karşı karşıya kalmıştır. Bu tarihsel süreç Kafkasya’daki çeşitliliğin, zenginliğin ve sosyal kültürün esas şekillendiricisidir. Bölge İskit, Sarmat, Yunan, Roma, Moğol, Avar ve Hun gibi dönemin büyük güçlerinin işgallerine sahne olmuş ve bugünkü halkların tamamı bu işgaller ve mücadeleler sonunda kimliklerini şekillendirerek birlikte bir Kuzey Kafkasya toplumu ve Kültürü yaratmışlardır (Kafkas Dosyası, 2006, 85). Rusya’nın Kafkaslar üzerinde hakimiyet kurma isteği onunca yüzyıla kadar geri gitmekle birlikte Çeçenlerle Rusların ilk karşılaşması Rusların 1556 yılında Astrahan Hanlıklarını ele geçirmesinden sonra gerçekleşmiştir. İşgal süreci Çar 1. Petro’nun 1654’te başa geçmesiyle hız kazanmıştır. 1762’de iktidara gelen Katerina’da yayılmacı politikalarını devam ettirmiş bilhassa Kırımda generalleri vasıtasıyla acımasız yöntemler kullanmıştır. Ruslar ele geçirdikleri topraklar da sömürgeci politikalar uygulamışlardır. 1. Petro İngiltere’nin Doğu Hindistan kumpanyasının bir benzerini Kafkasya da Ruslar için kurmayı Katerina ise Hıristiyanlığı Kuzey Kafkasyalı Müslümanlar arasında yaymayı hedeflemiştir. Ruslar fethettikleri Müslüman topraklarında camileri kamusallaştırmış ve Müslümanların dinsel hizmetlerine hayır işlerine okullarına parasal kaynak sağlayacak vakıfları dahi ellerinden almışlardır (Kafkas Dosyası, 2006, 210, 211).

Kafkasya Haritası
Kafkasya Haritası

Çarlık Rusyası’nın Kafkasya topraklarında ki ilk hakimiyeti 1552 yılında Kazan şehrini ele geçirmesiyle başlamıştır. Daha sonra 1556 yılında Astrahan ele geçirilmiş ve bunun sonucunda Rusya Kafkasya’da kalıcı olmaya başlamıştır. I. Petro yani Namı diğer Deli Petro döneminde öncelikle Kuzey Kafkasya’ya seferler düzenlenmiş Çerkezistan’ın önemli bir bölümü daha sonra İran’a ait olan Derbent, Geylan, Mazenderan, Bakü ve Esterabad şehirlerini ele geçirmişlerdir. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla birlikte Gürcistan  Osmanlı hakimiyetinden çıkarak Rusya’nın topraklarına katılmıştır. 18. Yüzyılın sonunda Çarlık Rusya’sı Güney Kafkasya’da hakimiyetini tamamlamıştır. Ancak Kuzey Kafkasya’da halkın büyük bir direnişiyle karşılaşmıştır. Rusya’nın Kuzey Kafkasya’ya tam hakim olması 1859’da büyük önder Şeyh Şamil’in silah bırakmasıyla gerçekleşmiştir. Güney Kafkasya’da işgal sürecini tamamlayan Çarlık Rusyası Kuzey Kafkasya’da ise Kuzey Kafkasya Halkları ile kanlı mücadelelere girişmiştir.

Ruslara karşı ilk direniş hareketi Rusların Kafkasya’da ilk hedeflerinden biri olan Çeçen-İnguş  Bölgesinde İmam Mansur tarafından başlatılmıştır. Ancak İmam Mansur sadece bir savaş adamı değil, Kafkasya’daki bütün toplumsal problemlerle ilgilenen sosyal yapıyı din eksenli olarak güçlendiren ve zaruret olduğunda savaşan bir önderdir” (Kafkas Dosyası, 2006, 136). İmam Mansur’un önderliğinde başlayan Müridizm hareketi Kuzey Kafkasya’nın bir Rus Sömürgesi olmasının önüne geçmek ve bölgeyi işgalden kurtararak bağımsız bir Kuzey Kafkasya devleti kurmak için girişilen ilk örgütlü mücadeledir.  Müridizm hareketinde Nakşibendi Tarikatı ve İmam Mansur’un rolü oldukça önemlidir.  “1780’lerin başında Şeyh ve İmam olan Mansur kısa sürede hakimiyetini Kuzey Kafkasya’nın büyük bir bölümüne yaymış ağırlıklı olarak Çeçen, Kabartay, Kumuk, Avar, Nogay ve Çerkesler den oluşan 12.000 kişilik ilk Kuzey Kafkasya ordusuyla  Ruslara karşı başarılar elde etmiştir” (Kafkas Dosyası, 2006, 89).  “İmam Mansur, Rus imparatorluğuna karşı Aldı’da başlattığı savaş ile Anapa’da yaralanıp teslim alınışına kadar geçen zaman içerisinde Kafkasya’daki bağımsızlık mücadelesinin başlatıcısı ve önderi olmuştur. Şavaşlardaki başarılarında ötürü dağlı halkları ona  Mansur (Muzaffer, zafer kazanan) ismini takmışlardır” (İmkander, 2013, 8). “Bu dönem yani Mansur’un izinden giden  İmamlar ve onların yürüttüğü mücadele, Kuzey Kafkasya’nın Özgürlük ve Birlik mücadelesinin efsanevi dönemidir. Gazi Muhammed, Hamza Bey ve Şeyh Şamil’in Mücadeleleri ve kurdukları birlik bugün dahi bir örnek olarak efsanevi varlığını devam ettirmektedir. Bu dönemde Mansur’un başlattığı süreç devam ettirilerek Kuzey Kafkasyalılar arası çekişme ve anlaşmazlıkların ortadan kaldırılarak birlik içinde bütünsel bir siyasi yapı oluşturulması hedeflenmiş ve bu çerçevede Ruslarla mücadele edilerek ilk Kuzey Kafkasya devleti olarak kabul edilebilecek olan Kuzey Kafkasya İmamlığı kurulmuştur. Bu yapı içerisinde Şeyh Şamil yayınladığı nizamlar ve atadığı naibler vasıtasıyla neredeyse Kuzey Kafkasya’nın tamamında  otorite tesis ederek  muvaffak olmuştur. Şamil’in ve devletinin hakimiyeti ve gücü Prens Mikhail Vorontsov’un 1845’de  Kuzey Kafkasya ya genel vali olarak atanmasıyla azalmaya başlamıştır”(Kafkas Dosyası, 2006, 90,91). Daha sonra Kuzey Kafkasya doğrudan Çar’a bağlı bir genel valiye bağlanmıştır. Bölgeye Asker sevkiyat yapılmış, var olan kaleler yenilenmiş, yeni kaleler kurulmuş ve bölgedeki Rus hakimiyeti güçlendirilmeye çalışılmıştır.  Tüm bu uğraşların sonunda yapılan savaşlarda Şeyh Şamil ve ordusu mağlup edilmiş ve Şeyh Şamil 1859 da Gunip’de esir alınmıştır. Şeyh Şamil’in esir alınması ile birlikte Kuzey Kafkasya’da Çarlık Rusyanın hakimiyeti kesinleşmiştir. Bölge halkını Kuzey Kafkasya hakimiyetine karşı bir tehdit olarak gören Rusya 1864 yılında Kuzey Kafkasya da büyük bir sürgün gerçekleştirmiştir. 750 binden fazla olduğu tahmin edilen Çeçen, Çerkes, Dağıstanlı ve Oset’ler sürgün edilmiştir. Sürgün sonrası boşalan topraklara ise Rus halkı iskan edilmiştir. Ancak ne bitmek bilmeyen savaşlar ne de baskılar sürgünler ve de katliamlar  Kuzey Kafkasya Dağlı Halklarının özgürlük mücadelesine engel olamamıştır.

İmam Mansur
İmam Mansur

Tarihler 1917 yılını gösterdiğinde Çarlık Rusya’sı 1. Dünya Savaşı, ekonomik buhran ve artan Bolşevizm teröründen ötürü çöküşün eşiğindeydi. Lenin, Stalin, Troçki gibi önemli Marksist teorisyenleri  bünyesinde barındıran Bolşevizm Hareketi  ülkede sosyalist rejimi yada Lenin’in bir diğer ifadesiyle  Proleterya Diktatörlüğünü kurmak için ajitasyon propaganda ve terör faaliyetlerine hız vermiştir. 1917’de halkın içinde bulunduğu sıkıntılı durumu fırsata çeviren bolşevikler ”bütün iktidar sovyetlere’’ sloganıyla mücadeleyi sürdürdü ve Jülyen takvimine göre 25 Ekim, Miladi takvime göre ise 7 kasım 1917’de Petrograd’daki geçici hükümeti devirerek  iktidar koltuğuna oturdu.  Lenin’in iktidara geldikten sonra da sürdürdüğü ”halkların kardeşliği’’ ve bütün milletlerin kendi kaderini kendilerinin tayin edeceği  yönündeki söylemleri  bunun yanı sıra devrim sonrasın takip eden süreçte Hz. Osman’ın el yazma Kuran-ı Keriminin Petrograt Milli Kütüphanesinden alınarak İslam Kongresine teslim edilmesiyle birlikte bütün bu olanlar Rus politikasının değiştirdiğini düşündürtmüştür ancak sonradan görülmüştür ki  bu olanlar  Lenin ve Stalin’in küstahça bir oyunundan ibarettir.

Çarlık Rusyası’nda meydana gelen Bolşevik ihtilali ve sonrasında  süren iç savaşın yol açtığı siyasi ve askeri boşluk Kafkasya’da da hissedilmiştir. Bu ortamdan yararlanmak isteyen Kuzey Kafkasya dağlı halkları, bağımsız bir Kuzey Kafkasya devleti kurmak için yeni bir mücadeleye girişmişlerdir. Bunun sonucunda 11 Mayıs 1918’de Kuzey Kafkasya Dağlıları Konfederasyonu bağımsızlığını ilan etmiştir ancak devletin ömrü oldukça kısa olmuştur. İç savaş sürecinde Lev Troçki’nin başında bulunduğu Kızıl Ordu Beyaz Ordu’yu yenmiştir ve iş savaş 1922 yılında son bulmuştur. Henüz iç savaş bitmeden önce 1919’un son günlerinde Kızıl ordu Kuzey Kafkasya’yı kontrol altına almayı başarmıştır. 1920-21 yılları boyunca Uzun Hacı liderliğindeki grupların isyanı da bastırıldıktan sonra bolşevik iktidar bölgeyi tamamen ele geçirmiştir. Sosyalist rejim bölgeye egemen olduktan sonra 20 ocak 1920’de  Kuzey Kafkasya topraklarının tamamını içine alacak şekilde Dağıstan otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ve Sovyet Dağlı Cumhuriyeti adıyla iki ayrı Cumhuriyet kurmuştur. Daha sonra buralarda Sovyet rejimi tam olarak yerleştikten sonra Kuzey Kafkasya’da 6 ayrı Otonom bölge ve cumhuriyet oluşturulmuştur. Kafkas Dağlı halkları arasındaki birlik ve bütünlük  bu otonom bölgelerin oluşturulmasıyla bozulmuş ve aralarına etnik milliyetçilik sokularak birleşmelerinin önüne geçilmiştir.  Bölgeye egemen olmak için yürütülen bu politika geçmişteki ve günümüzdeki etnik çatışmaların temelini oluşturmaktadır. Yıllar geçtikçe  Sovyetler Birliği Kuzey Kafkasya’da hakimiyetini artırmıştır. Halkı baskı altında tutan Sovyet yönetimi halkın inanç ve ifade özgürlüğüne engel olmuş adeta bu mazlum halkların yaşam haklarını ellerinden almıştır. 1943-44 sürgünleri bunun apaçık birer örneğidir. Kafkasya’nın bu asi halkları bir kez daha sürgüne maruz kalmış ve bir gecede vagonlara doldurulmuş  vatan topraklarından koparılarak Sibirya’nın  ve Kazakistan’ın steplerine sürülmüştür. Sürgün beraberinde açlık, hastalık ve ölümü getirmiş Kafkas halklarının hafızasında telafisi mümkün olmayan derin yaralara yol açmıştır.

Kuzey Kafkasya Otonom Cumhuriyetler
Kuzey Kafkasya Otonom Cumhuriyetler

Stalin’in ölümünden sonra Kominist Parti genel sekreterinin Kruşçev olmasıyla birlikte Stalin dönemine oranla biraz daha yumuşayan Sovyet politikası neticesinde 1957 yılında çıkarılan kanun ile Kuzey Kafkasyalıların vatan topraklarına dönmelerine izin verilmiştir. 1985 yılında Komünist Parti genel sekreteri olan Mihail Gorbaçov  Perestroika (yeniden yapılanma) ve Glasnost (açıklık) adını verdiği reform hareketleri ile soğuk savaşı bitirmiştir. Ancak bu reformlar Komünist Partinin ülkedeki var olan politik üstünlüğünü kaybetmesine ve sonrasında Sovyetler Birliğinin dağılmasına neden olmuştur. Sovyetler Birliğinin dağılma sürecinde birlik içerisinde bulunan devletler bir bir bağımsızlığını ilan etmiştir. Kuzey Kafkasya’da bu durumu fırsata çevirmek isteyen Çeçenistan’daki bağımsızlık yanlısı gruplar Rusya’ya karşı bir mücadeleye girişmişler ve Kafkasya’da İsyan ve özgürlük sancağını dalgalandırmışlardır. Çeçenistan’da Vaynah Demokratik Partisi lideri Zelimhan Yandarbiev ve çevresindeki Özgürlük yanlısı kadroların çabalarıyla Ekim 1991’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini bağımsızlık yanlısı Cevher Dudayev kazanmıştır. 1 Kasım 1991’de Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan etmiştir. Bağımsızlığı tanımayan Rusya buna engel olabilmek için harekete geçmiş ve bağımsızlık yanlısı bu grubu tasfiye etmek için suni bir muhalefet oluşturup, muhalefeti silahlandırmıştır. Bunun dışında Rusya’nın provakasyonları sonucu 1992 yılında İnguşlar Rusya’nın körüklediği kof milliyetçi duygulara kapılarak Çeçenistan’dan ayrılmış ve Rusya’ya bağlanmıştır. Yapılan tüm bu provakasyonlara alet olmayan özgürlük yanlısı halk yığınları  provatokörlere engel olmuş  Cevher Dudayev ve çevresindeki özgürlük taraftarı kadroların Rusya tarafından tasfiyesine izin vermemiştir. Çeçenistan’ın bağımsızlığına engel olamayan Boris Yeltsin yönetimindeki Rusya, son çareyi Çeçenistan’ı işgal etmekte buldu. 3 Aralık 1994’de  Rus uçakları Başkent Grozni (Caharkale)’deki başkanlık sarayına bomba yağdırdı ve böylece birinci Çeçen-Rus Savaşı başlamış oldu. 11 Aralıkta 1994’te Rus birlikleri Çeçenistan topraklarına girdi ve özellikle başkent Caharkale ve çevresinde şiddetli çatışmalar yaşandı. Cevher Dudayev, Zelimhan Yandarbiev, Şamil Baseyev ve Aslan Mashadov gibi kumandanlarla birlikte Çeçen Halkı emperyalist Rus güçlerine karşı büyük bir direniş gösterdi. Rusya havadan bombardımanlarla çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesine yol açtı ve Başkent Caharkale  büyük bir yıkıma uğradı. Savaş tüm şiddetiyle devam ederken asi kumandan çeçen halkının sevgilisi Cevher Dudayev 21 Nisan 1996’da şehid düştü. Cevher Dudayev’in şehadetinden sonra bağımsızlık ve özgürlük sancağını devralan Zelimhan Yandarbiev bu onurlu mücadeleyi sürdürdü. Rusya Çeçenistan’da büyük bir hüsran yaşadı ve bütün dünyaya rezil oldu. Bu kutlu direnişe boyun eğmek zorunda kalan Rusya ile Hasavyurt Antlaşması imzalandı ve Rusya Çeçenistan topraklarından çekildi.  Şüphesiz  Çeçen halkının bu onurlu direnişi zaferle sonuçlandı ve Çeçenler bütün Dünya’ya  hürriyet ve bağımsızlık  için nasıl mücadele edileceğini gösterdi. Bağımsızlık uğruna Kazanılan bu zaferin şüphesiz bedeli de çok büyük oldu. Çeçenistan büyük bir yıkıma uğradı. Çeçen nüfusunun önemli bir kısmı ya hayatını kaybetti yada mülteci durumuna düştü. Çeçen halkının diğer Kuzey Kafkasyalılar için bir lider bir uyarıcı ve aynı zamanda ayrılıkçı hareketleri destekleyecek konumda olması dolayısıyla  Rusya Kuzey Kafkasya’da  ayrılıkçı hareketleri körükleyebilir tehlikesiyle Çeçenistan’ın bağımsızlığına karşı çıkıyordu ve Çeçenistan’a ikinci kez saldırmak için yeni planlar hazırlığındaydı. Rus gizli servisi KGB yeni ismiyle FSB’de ajanlık yapmış olan Viladimir Putin’in Rusya’nın başına geçmesiyle Çeçenistan’a saldırmak için hazırlıklar yapıldı. Şamil Basayev ve Hattab’ın Dağıstan’da yaptığı operasyonları ve KGB’nin Moskovada patlattığı bombaları bahane eden Rusya 1999 yılında Çeçenistan’a tekrar saldırdı. Derin devlet destekli Putin yönetimindeki Rusya Çeçenistan’daki savaşı giderek şiddetlendirdi. Başkent Caharkale’ye sıkışan Çeçen milis güçleri kuşatmayı yararak Dağlara çekilmek zorunda kaldı. Savaşın dağlara çekilmesi ve mücahitlerin şehirleri terk etmesini fırsat bilen Rusya Çeçenistan’ı aşamalı olarak işgal etmiştir.  Rusya tarafından yeni bir Çeçen Devleti kurulmuş ve başına Ahmet Kadirov getirilmiştir. (Ahmet Kadirov yürüttüğü muhalif ve gizli işbirlikçi faaliyetlerinden dolayı 1999 yılında Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov tarafından görevden alınmış ve vatan haini ilan edilmiştir.)

Rusya destekli yeni Çeçen devletinin kurulmasıyla Çeçenistan’da süren direniş hareketi baltanlanmıştır. İşbirlikçi Kukla Çeçen Hükümeti ile Rusya Çeçen milis Güçlerine karşı etkinlik alanlarını genişletmiş operasyonlar düzenlemişlerdir. Girilen bu yeni süreçte Kuzey Kafkasya’da direniş Hareketi zayıflamıştır. 2 mayıs 2004 yılında Grozni şehir stadyumunda düzenlenen sovyetlerin 2. Dünya Savaşında Nazileri yenmesinin kutlandığı kutlamalara katılan Ahmet Kadirov Çeçen milislerin düzenlediği bombalı saldırı sonrası hayatını kaybetmiştir. Ahmet Kadirov’un ölümünden sonra Çeçen kukla devletinin başına Alu Alhanov getirildi. Alu Alhanov’un başarısız yönetimi Kremlin’i memnun etmeyince 2007 yılında Çeçenistan Cumhuriyetinin Devlet Başkanlığı görevine Ahmet Kadirov’un oğlu Ramazan Kadirov getirildi.

Ahmet Kadirov ve Ramazan Kadirov
Ahmet Kadirov ve Ramazan Kadirov

Bir tarafta tüm bu süreçler yaşanırken diğer tarafta yani Çeçen direniş grupları da Rusya ve Çeçenistan hükümetine karşı mücadeleyi sürdürüyorlardı. 2. Çeçen-Rus Savaşı başlamadan önce Çeçenistan İçkerya Cumhuriyetinin Devlet Başkanlığına  Zelimhan Yandarbiev’den sonra Aslan Mashadov seçilmiştir. Savaşın başlaması ve Rusya destekli yeni Çeçen Devletinin Kurulmasıyla Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti defacto bir oluşum olarak kalmıştır. Aslan Mashadov’dan sonra Çeçenistan İçkerya Cumhuriyetinin başına Abdulhalim Sadullayev ve onunda şehid edilmesinden sonra Dokko Umarov geçmiştir. Dokko Umarov Rusya’ya karşı verdiği amansız mücadeleyi sürdürmüş ve aynı zamanda Çeçenistan direnişine farklı bir boyut kazandırmıştır. Dokko Umarov 2007 yılında Çeçenistan İçkerya Cumhuriyetinin lağvedildiğini ve  yine bir  defacto oluşum olan Kafkasya emirliğinin kurulduğunu açıklamıştır. Kafkasya Emirliğinin kurulmasıyla Çeçenistan genelinde süren direniş aşamalı olarak bütün Kuzey Kafkasya topraklarına yayılmıştır. Kafkasya Emirliğinin kurulmasındaki temel hedef direniş hareketini genişletmek ve bütün Kuzey Kafkasya’ya yayarak burayı Rus işgalinden kurtarmaktır. Kafkasya Emirliğinin sınırları Ruş işgalinden önceki Kuzey Kafkasya’daki Müslüman topraklarıdır. Kafkasya Emirliği; Çeçenistan-İçkerya, İnguşetya ve Doğu Osetya, Nogay Stepleri Çerkes Vilayeti, Kabardin Balkar ve Karaçay ve Dağıstan vilayeti olmak üzere 6 vilayet’den oluşmaktadır. Kafkasya Emirliğinin emiri Ebu Osman Gimrav’dır. Kafkasya Emirliğinin kurulmasıyla birlikte  direniş Kuzey Kafkasya’ya yayılmıştır. Emirliğe bağlı silahlı milis güçler ile yerel işbirlikçi yönetimler ve Rusya arasında halihazırda sıcak ve şiddetli çatışmalar sürmektedir ancak Kuzey Kafkasya direnişi o eski kudretli günlerinden oldukça uzaktır.

1500’lerde Rusya ile Kafkasya arasında başlayan bu mücadele tüm şiddetiyle sürmektedir ve her ne kadar  emperyal medya organları bu savaşımı görmezden gelse de,  Kafkasya’daki bu savaş uzun yıllar daha sürecektir. Son olarak 2014 yılı Aralık ayında Kafkasya Emirliğine bağlı güçler Çeçenistan’ın başkenti Grozniye saldırmış ve adeta gövde gösterisi yapmışlardır. Kafkasya’da Rus işgaline ve Rus Emperyalizmine karşı başlayan direniş ve başkaldırı hareketi 5 asırdır zamanın şartlarına göre şekil ve yöntem değiştirerek sürmektedir. İmam Mansur’dan İmam Şamil’e,  Uzun Hacı’dan Cevher Dudayev’e,  Şamil Basayev’den Dokko Umarov’a kadar  Kafkas halklarına önderlik eden bu kumandanlarla birlikte Kafkas halklarının emperyalizme karşı verdiği savaş sürmektedir. Lenin’in ünlü kitabında da yazdığı gibi ”Emperyalizm Kapitalizmin son aşaması”. Avrupa’nın emperyalist politikalarının temelinde kapitalizmin olduğu ve emperyalizmin bunun son aşaması olduğu bilinmektedir. Bunun yanı sıra Rusya’nın emperyalist politikasını şekillendiren temel ideoloji büyük devlet şovenizmidir. Öyle ki Çarlık Rusyası’ndan bugüne gelen Rus şovenizmi  Rus Yöneticiler tarafından hiç terk edilmemiştir. Bolşevik ihtilalinden sonra bile sözde halkların kardeşliği sloganı atan bolşevikler Rus şovenizminden vazgeçememiştir.  Bunun en somut örneği Sultangaliyev vakasıdır. Sultangaliev Türkistan’ın önemli sosyalist ve marksist düşünürlerinden biridir. Hayatını İdil-Ural sosyalist devletini kurmayı ve Rusya’nın boyunduruluğu altında ezilen Türkler’i birleştirmeye adamıştır. Devrim Öncesinde ve sonrasında bolşeviklerle aynı safta yer alan ve önemli görevler üstlenen Sultangaliev Lenin ve Stalin’den sosyalist İdil-Ural devletinin sözünü almıştır. Ancak ona verilen bu söz hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Devrim öncesi ve devrim sonrası süren iç savaşta Sultangaliev ve çevresinin desteğini alan Lenin ve Stalin iç savaş bittikten sonra sözlerinde durmamış ve Sovyetler Birliği’ni kurmuşlardır. Daha sonra 1928 yılında Sultangaliev tutuklanmış ve 1940 yılında çalışma kamplarında hayatını kaybetmiştir. Rus şovenizmi en etkili olduğu dönemi Stalin zamanında yaşasa da, Kuzey  Kafkasya Dağlı halkları Rus şovenizmine ve Rus emperyalizmine karşı asırlardır mücadele ediyor ve bu mücadele Kafkas halkları özgürlüğüne kavuşuncaya dek sürecektir.

Sefa Sole

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here