ABD, Suriye’de Neyin Peşinde?

2011 yılında Suriye’de ilk toplumsal hareketlerin başlamasının ardından  ABD, oldukça temkinli bir politika izleyerek ilk başlarda rejime, muhaliflere karşı ılımlı bir tavır sergilemesi yönünde tavsiyelerde bulunmuş, ilerleyen dönemde rejimin değişmesinin gerektiğini açıklamış, daha sonra ılımlı muhalifleri savaşın dengelerini değiştirmeyecek ölçüde rejime karşı desteklemiş ve nihayetinde, PYD’ye lojistik destek verip, IŞİD’e ve İslami muhalefete karşı hava operasyonlarına başlamıştır. Peki ABD’nin yaşanan süreçte bu şekilde vücut bulan Suriye politikasında temel dayanak noktaları ve amacı nedir?

Akgün’e göre; “ABD’nin Suriye ile olan ilişkileri son yarım asırda çoğu zaman gergin bir seyir izlemiştir. Arap-İsrail çatışmalarında ABD’nin her zaman açıktan İsrail’i desteklemesi, Şam’ın ise dış politikasını Tel Aviv karşıtlığına odaklaması Suriye’yi ABD’nin de dolaylı düşmanı haline getirmiştir. Öte yandan Soğuk Savaş dönemindeki doğu-batı kutuplaşmasında da Suriye, Sovyet blokunun Ortadoğu’daki en güçlü müttefiklerinden biri olmuştur. İran devrimi sonrasında ise Suriye İran’ın en sadık ve en yakın Arap müttefiki haline gelmiştir. Uzun süre Lübnan’ı da kendi denetimi altına alan Suriye, ABD tarafından bölgede teröristleri destekleyen bir haydut devlet olarak tanımlanmıştır. Nitekim 2003 yılındaki Irak işgaline karşı çıkan Suriye’yi zamanın ABD Başkanı Bush “şer ekseni” ülkelerinden biri olarak tanımlamış ve açıktan askeri müdahale ile tehdit etmiştir. 2005 yılında Lübnan başbakanı Hariri’nin öldürülmesinden Şam yönetimi sorumlu tutulmuş ve ABD-Suriye diplomatik ilişkileri tamamen kesilmiştir. Bölgede yeni bir Irak görmek istemeyen Türkiye’nin karşı çıkması ve Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yapması gibi diplomatik girişimler sayesinde Suriye ile ABD arasındaki gerginlik yavaş yavaş azalmış ve nihayet 2009 yılında Obama Şam’a yeniden bir büyükelçi atamıştır. Arap Baharı diye adlandırılan ve Ortadoğu’daki yarım asırlık jeopolitik dengeleri derinden sarsan köklü siyasi dönüşüm sürecinde ABD’nin izlediği dış politika ülke içinde olduğu kadar, uluslararası platformlarda da tartışma yaratmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana küresel sistemdeki her gelişme karşısında aktif pozisyon alan ve oyun kuruculuk rolünü üstlenen ABD, Arap Baharı karşısında aşırı ihtiyatlı, ön plana çıkmayan, düşük profil sergileyen ve gelişmeleri perde arkasından izleyerek, kritik güvenlik sorunlarını bölgesel güçlere havale eden bir tutum takınmaktadır. Obama yönetimi, ABD’nin küresel liderliğini sürdürebilmesi için Asya-pasifik bölgesini dış politikasının yeni odak noktası olarak belirlemiştir ve Ortadoğu’nun dönüşüm sürecinde Avrupa Birliği ve Türkiye gibi demokratik güçleri daha aktif rol almaya teşvik etmekte, onları sorumluluk ve yük paylaşımında ortak olmaya zorlamaktadır” (Akgün, 2012,  10-13).

ABD, iç savaşın başlaması ile ile birlikte Suriye’de somut bir adım atmayarak, yaklaşık 2,5 yıl soruna diplomatik çözüm yolları aramıştır. Uluslararası alanda Suriye krizini çözüme kavuşturacak bir gelişmenin olmaması ve ABD’nin rejimden daha büyük bir tehtid olarak gördüğü İslami grupların ülkede güçlenmeye başlamasıyla, ABD Eylül 2013 itibariyle “demokrasi yanlısı, ılımlı muhaliflere” silah yardımında bulunmaya başlamıştır. Stratejik silah sayılabilecek bir takım füze sistemlerinin ÖSO’ya verilmesi ve ılımlı muhaliflerin ABD’de tarafından Ürdün’de eğitilmeye başlanması ÖSO’ya ciddi bir kazanım sağlamamış ve İran ve Rusya tarafından -zaten muhaliflere karşı her açıdan üstün olan- rejime yapılan yardımların yanında ABD’nin muhaliflere yardımı çok küçük ölçekte kalmıştır. Fakat ilerleyen dönemde sahada oldukça şaşırtıcı bir şekilde ortaya çıkan ve şehirleri muhaliflerden teker teker almaya başlayıp, bir anda ABD’nin Suriye’deki en önemli düşmanı konumuna gelen IŞİD, ABD’ye rejime karşı sergilediği zayıf tutum dolayısıyla zedelenen imajını kendi üzerinde düzeltme fırsatı vermiş oldu. IŞİD ile birlikte bölgedeki dengeler değişmiş ve PYD/PKK, ABD’nin Suriye’de en önemli stratejik ortağı haline gelmiştir. Rejim ile muhalifler arasında süren savaşa ilgisiz kalan ABD,  IŞİD’i yok etme bahanesiyle PYD’ye alan açmaya başlamıştır. Koalisyon güçlerinin desteği ile PYD, Suriye’nin kuzeyinde stratejik şehirleri ele geçirerek önemli ölçüde toprak kazanmıştır. Burada ilginç olan nokta, yaptığı hava operasyonlarının büyük çoğunluğu her ne kadar diğer muhaliflere karşı olsa da, Rusya’nın IŞİD’in alan hakimiyetini PYD lehine daraltması, bu perspektiften bakıldığında ABD ile aynı hizaya geldiği anlamına gelir.

Kısaca, ABD ve Rusya IŞİD’e karşı PYD/PKK’yı desteklemektedir (bk.). ABD yalnızca IŞİD ve El Nusra gibi grupları kendine tehtid olarak görmekte, Rusya ise rejim karşıtı tüm oluşumları hedef almaktadır. Fakat rejim ile PYD’nin ortak hareket etmesi PYD’yi Rusya’nın da müttefiki konumuna getirmiştir. Küresel düzeyde rekabet içinde olan devletlerin, çıkarlarının kesiştiği noktalarda ortak hareket etmekten kaçınmadığı bir uluslararası ilişki gerçeğidir. ABD ve Rusya’nın amaçlarının kesiştiği bir nokta daha vardır. Her iki devlette Suriye’nin kuzeyinde Akdeniz’e açılan bir koridor tesis etmek istemektedir. Amaçlar ve yöntemler bu doğrultuda ortak paydada birleşse de bu iki ezeli rakip arasında çıkacak asıl sorun bu koridoru kimin yöneteceğidir. Ortak düşman (IŞİD) saf dışı edildikten sonra Suriye’de daha çetin bir mücadele yaşanacağı kesindir.

ABD’nin Suriye politikasını belirleyen bir başka faktör ise yaşanacak rejim değişikliğinin ABD’yi nasıl etkileyeceğidir. Halihazırda Esad’ın yönetimde kalması, muhalefetin büyük çoğunluğunu oluşturan ve ABD’yi en büyük düşman olarak gören İslami grupların yönetimi ele geçirmesinden daha mâkul bir durum değil midir?

Şen’e göre; “Suriye’de muhalefet dışında güç kazanan İslami hareketler ve Esad sonrası ülkede ABD ve İsrail’in çıkarlarını koruyacak bir alternatifin bulunmaması, ABD için Suriye krizinde her zaman iki temel çıkmaz olarak kabul edilmiştir. ABD’nin Suriye Ulusal Komisyonunu (SUK) ve SMDK’yı tanıması ve ÖSO’nun ılımlı birliklerine destek vermesi, Suriye’de güçlenen İslami hareketleri dengelemekte başarısız olmuştur. Nitekim ABD tarafından desteklenen iki büyük askeri güç olan Hazm ve SRF Hareketi (Suriye Devrim Cephesi), kısa sürede İslami gruplarca tasfiye edilmiştir. ABD sahada aşırıların birbirini kırması olarak tanımlanan bir politika yürütmekte, IŞİD ile diğer İslami grupların daha fazla kayıp verip zayıflamaları için birbirleri ile savaşmalarına zemin hazırlamakta ve IŞİD’in tamamen zayıflamasını istememektedir. ABD kongresine sunulan IŞİD ile ilgili bir raporda, “IŞİD’in bir anda zayıflamasının El Kaide bağlantılı Nusret Cephesi’ni güçlendirerek istenmeye sonuçlar doğurabileceği dolayısıyla kontrollü bir süreç yürütüldüğü” belirtilmiştir” (Şen, 2016, 484).  Sonuç olarak ABD, Suriye’de sürecin dönemsel şartlarına göre çıkarlarına uygun politika belirlemektedir. Öte yandan ABD’nin, PYD/PKK ile olan yakınlığının Türkiye ilişkilerinin zaman zaman gerilmesine neden olmaktadır.

Kanlı kâr; ABD’li silah şirketlerinin “Arap Baharı ticareti”    

Her savaşta olduğu gibi, Arap Baharı ve Suriye iç savaşının da en kârlı ortaklarından olan küresel silah şirketleri 2010 tarihinden bu yana oldukça yüksek oranlarda büyüme kaydettiler. Tabi ki bu büyümenin Arap Baharı’na denk gelmesi bir tesadüf değildi.

Anadolu Ajansı’nın bir haberine göre;  “Dünyanın bir numaralı silah üreticisi ABD’nin en büyük beş silah ve savunma şirketinin piyasa değeri, Arap Baharı ve Suriye savaşı süresince büyük artış gösterdi. ABD savunma sanayisinin önde gelen firmalarından Lockheed Martin ve Northrop Grumman’ın New York Borsası’nda işlem gören hisseleri, Arap Baharı’nın başladığı Aralık 2010’dan bu yana sırasıyla yüzde 222 ve yüzde 230’a yakın değer kazandı.  Verilere göre, Aralık 2010’da yaklaşık 69 dolardan işlem gören Lockheed Martin hisseleri, dün itibarıyla 222 doları aşarak, tüm zamanların rekorunu kırdı. Şirketin piyasa değeri de hisselerin yüzde 200’ü aşkın değer kazanmasına paralel olarak 24 milyar 700 milyon dolardan 68 milyar 180 milyon dolara yükseldi. Benzer şekilde Northrop Grumman hisseleri, aynı dönemde 57 dolardan 188 dolara kadar yükselirken, şirketin piyasa değer de yüzde 89,5 artışla 34 milyar dolara ulaştı (aa.com.tr).

Kaynak: AA
Kaynak: AA

Mehmet Enes Bağlama

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR


Akgün, B., 2012, Suriye Krizi’nde Bölgesel ve Küresel Aktörler, ABD’nin Suriye Politikası, Stratejik Düşünce Enstitüsü, Ankara.

Şen, A., 2016, Yüzyılın En Uzun Tiyatrosu, Tüm Yönleriyle Suriye Devrimi, Yapı-Bozum Yayınları, İstanbul.

http://aa.com.tr/tr/dunya/suriyedeki-ic-savas-abdli-silah-sirketlerine-yaradi/476609

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here