Rusya Japonya Yakınlaşması ve Değişebilecek Dengeler

İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan günümüze yani 70 senedir Rusya ve Japonya arasında İkinci Dünya Savaşı’nı sona erdiren bir barış anlaşması imzalanmadı.

Rusya’nın Soçi kentinde 6 Mayıs 2016 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Japonya Başbakanı Sindzo Abe arasında gayri resmi bir görüşme gerçekleşti. Daha sonra kapalı kapılar ardından yapılan görüşmelerde, Japon Başbakanı Abe’nin, Putin’e ekonomik işbirliği planı teklif ettiği ortaya çıktı. Japon Nikkei gazetesine göre, Abe’nin Putin’e teklif ettiği plan belgesi sekiz maddeden oluşmakta ve Rusya’nın Doğu Sibirya bölgesinde sıvılaştırılmış gaz fabrikası, hava alanları, limanlar, sağlık tesisleri ve diğer altyapı yatırımlarını içermektedir.[1]

Abe-Putin görüşmesinin ana maddesi barış anlaşmasının imzalanması ve Kuril Adaları meselesiydi. Japonya Kuril Adaları’nın güneyindeki dört adanın (İturup, Kunaşir, Şikotan ve Habomai) kendisine ait olduğunu iddia etmektedir. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra Kuril Adaları yüzünden Rusya ile Japonya arasında barış anlaşması imzalanmamış, bu durum günümüze kadar devam etmiştir.

Adalar konusunda iki tarafından farklı tezleri söz konusudur. Japonya 1855 yılında taraflar arasında yapılan ticaret ve sınırlar sözleşmesine dayanarak adaların kendisine ait olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı’nı resmen sonlandıran San-Francisco anlaşmasını (1951) SSCB’nin imzalamadığını öne sürmektedir. Dolayısıyla da Kuril Adalar’ıyla ilgili sınır düzenlemesine de dâhil olmamıştır.

Moskova ise adaların İkinci Dünya Savaşı sonuçlarına göre Japonya’nın mağlup olduğuna dair anlaşma gereği kendisine geçtiğini, hatta adaların statüsünün Şubat 1945 yılı Uzak Doğu meselelerine ilişkin Kırım Antlaşması ve Temmuz 1945 Potsdam Deklarasyonu gereği belirlendiği ve 1951 San-Francisco Antlaşmasını imzalayarak Japonya’nın adalardan vazgeçtiğini kabul ettiğini ileri sürmektedir. Son olarak ise 1956’ta taraflar arasında tek bir belge olan ikili deklarasyonda da barış anlaşmasının sağlanmasına öncelik tanınırken adalarla ilgili bir görüş bildirilmediğini savunmaktadır.

Kuril Adaları Sorunu ve 1855-1945 sınırları
Kuril Adaları Sorunu ve 1855-1945 sınırları

Ancak Rus-Japon yakınlaşmasının önündeki en büyün engel taraflar arasında barış antlaşması imzalanmaması ve sınır sorununun çözülmemesidir. Bu meselenin çözülmesi her iki taraf için de stratejik öneme sahiptir. Japonya her iki sonunun da tek paket halinde ele alınmasından yana iken Rusya az kayıplarla barış anlaşmasının imzalanmasını öncelikli görmektedir.

Bu sorunun ele alınması için birkaç sene önce başlatılan Rusya ve Japonya Dışişleri ve Savunma Bakanları görüşmeleri (“2+2” formatı), Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Japonya’nın Rusya’ya karşı yaptırımlara katılması nedenleriyle durdurulmuştu. Ancak son zamanlarda Suriye’de ABD’nin Rusya’yla işbirliği yapmaya başlaması, Ukrayna sorununun çözümü için Rusya’yla görüşmeler başlatması, Japonya’yı da Rusya-ABD ilişkileri çerçevesinde harekete geçirdi.

Abe’nin Putin’e teklif ettiği plan, Batı’nın yaptırımları ve petrol fiyatlarında yaşanan düşüşler nedeniyle ekonomik sorunlar yaşayan Rusya için önemli fırsat sunmaktadır. Abe ekonomik işbirliği karşılığında Rusya’yla hem barış anlaşmasını imzalamak hem de “kuzey sınırları” olarak adlandırdığı dört adaları elde etmektir. Japonya kendi iç sorunu olarak gördüğü dört adanın geri alınmasını ulusal onur meselesi olarak görmektedir. Bu nedenle adalar sorununu çözümünü barış anlaşmasının imzalanmasıyla aynı yürütmek istemektedir. Rusya için adalar meselesi çoktan çözülmüş olsa da Rusya adalar üzerinden Japonya’yla pazarlığın sürdürülmesini çıkarına uygun olarak görmektedir. Hem barış anlaşmasının imzalanması hem de adalar statüsünün belirlenmesi Rus-Japon işbirliği için stratejik bir gelişme olacağını her iki tarafta kabul etmektedir. Yani Rus-Japon yakınlaşması her iki taraf için de stratejik fırsatlar sunacaktır. Japonya’nın Rusya’yla işbirliği çabasının arkasında yatan strateji, Çin’i ve Çin-Rusya koalisyonunu dengelemektir. ABD karşıtı Rus-Çin ittifakının oluşması ABD-Japonya ittifakının, dolayısıyla da Japonya karşıtlığına dönüşecektir. Japonya’nın en önemli sorunu yükselen Çin olduğu için, Rusya’yla yakınlaşmak zorunda kalmaktadır. Rusya ise Japonya sayesinde ekonomik kalkınmanın ve Çin’in sahip olmadığı ileri teknolojiye erişiminin sağlanmasının yanında, Çin’e olan ve giderek artan bağımlılığının azaltılması ve Çin etkisinin dengelenmesini hedeflemektedir.

Rusya için ABD-Japonya ittifakına karşı Rus-Çin koalisyonu ya da ittifakının oluşmasından ziyade, Japonya’nın ABD’ye, kendisinin ise Çin’e daha az bağımlı olduğu bir Asya-Pasifik güvenlik sisteminin oluşturulması en uygun stratejidir. Bilindiği üzere Japonya hala ABD ile ittifak ilişkisi içerisinde ve ABD üssü bulunmaktadır. Bir de ABD’nin küresel füze savunma sistemlerinin bir ayağının Japonya’da konuşlanıyor olması Rus-Japon ilişkilerinin önündeki bir diğer sorundur. Ancak Japonya üzerinde mutlak ABD hâkimiyetinin sonlandırılmasını da bir yerden başlatmak istemektedir. Ancak Moskova’da kendilerinden ziyade Japonya’nın barış antlaşmasına ve adalara ihtiyaç duyduğu fikri de varlığını sürdürmektedir.

Rus-Japon barış anlaşmasının imzalanması ve işbirliğinin geliştirilmesinin önünde uzun ve meşakkatli bir yol olduğunu söyleyebiliriz. Ancak,ABD’den itirazlar gelmeye başlamış olsa da bu yönde çoktan adımlar atılmaya başlamıştır. Abe-Putin görüşmesi de bu adımlardan biridir. Rus-Japon barış görüşmeleri tarafların izleyecekleri stratejilere göre değişecektir. Bu stratejiler ise üçüncü tarafların stratejilerine bağlı olarak gelişecektir.

Sabir Askeroğlu (21yyte)


[1]“Abe Present 8-point EconomicCooperation Plan to Putin”, <http://asia.nikkei.com/Politics-Economy/International-Relations/Abe-presents-8-point-economic-cooperation-plan-to-Putin< 10 Mayıs 2016).

2 YORUMLAR

  1. aslında bütün ülkeler değişen dünya koşullarına göre stratejik ilişkiler peşinde kendi koşullarına göre arayış içinde . bu koşullar ilerde ne getirir allah bilir. analiz ve yorumda bulunmak çok erken öngörüler tutmayabilir ama ülkemizi ab ve nato da görmek istemiyorlar gibi geliyor bana. sebebi ise abd nin ve batılıların terör konusunda düşmanca tavırları. müttefik gibi değiller düşman dan daha fazla zarar veren oyunlar içindeler.ayrıca terör konusunda başları şıkıştığında bizden destek isterken 35 yıldır bize hiç destek olmadılar. nato nun bize faydadan çok zararı olmuştur. nato da kalamayacağımız aşikar yavaş yavaş nato dan çıkacağız anladığım kadarıyla ilk hamle de s 400 hava savunma sistemi olabilir.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here