PYD’nin Geleceği Ne Olacak?

2011’den günümüze iç savaşın sürdüğü Suriye’de dengeler her gün o kadar değişiyor ki, akıl erdirmek bir yana gündemi takip etmek bile oldukça zor bir hâl alıyor. Özgür Suriye Ordusu(ÖSO) ile başlayan Esad rejimine muhalefet cephesi kendi içinde sayısız gruba bölünmüş, çeşitli ayrışmalara Selefi örgütlerin eklenmesiyle iş tabiri caizse çığırından çıkmıştır. Bu Selefi örgütlerin en güçlülerinden El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra ve ona daha sonradan eklenen ‘Irak El Kaidesi’ yani IŞİD sahada oldukça güçlenmiştir. Bu güçlü yapılanma içerisinde de hızlı bir şekilde ayrılık yaşanmış ve 2014 Şubat’ında El Nusra Suriye’de muhalif gruplara karşı savaşan IŞİD ile bir bağlantısı bulunmadığını, eylemlerinden sorumlu olmadığını açıklamıştır. Daha sonra IŞİD, El Nusra’yı ”Harici” olarak göstererek kendi örgütsel bağımsızlığını ilan etmiştir. ‘Cihadcı örgütler’ arasında gösterilen diğer iki büyük silahlı grupta Ahrar uş-Şam ve Ceyşul İslam’dır. Bunun yanında ÖSO’ya bağlı yada bağlantısız birçok ılımlı muhalif örgüt yer almaktadır. Suriye’de 27 Şubat’ta gerçekleştirilen ateşkes, bilindiği gibi Nusret Cephesi ve IŞİD dışında tüm taraflar için geçerli sayılmıştır. Yani Ahrar uş-Şam ve Ceyşul İslam’da tıpkı ÖSO gibi ılımlı muhalefet arasında kendine yer bulmuştur. Rusya’nın bu iki örgütü ‘terörist’ kabul ettirmek için uluslararası toplum nazarında çalışmaları olmuş ancak BMGK’da bu öneri kabul görmemiştir. Suriye’de muhalefet cephesindeki grupları ayrı ayrı yazmak başlı başına farklı bir konu olacağı için, temeldeki bu bilgileri vermek yazının devamı için yeterli olacaktır.

Suriye’nin kuzeyinde KCK/PKK çatısı altında olduğu bilinen PYD, Suriye iç savaşından sonra Esad rejiminin Kürt bölgelerinden çekilmesiyle Kürt nüfusun yoğunlukta olduğu bölgelerde faaliyet göstermeye başladı. 2012 yılında PYD, Barzani’nin desteğiyle kurulan 11 Kürt Partiden oluşan Suriye Kürt Ulusal Konseyi(ENKS) ile rejime karşı birleşme, Kürt partilerin silahlı güçlerini birleştirme ve Suriye’deki Kürt topraklarını birlikte yönetme konusunda anlaştı. Daha sonra bu anlaşmayı görmezden gelen örgüt ile 2014 yılında anlaşma yenilendi. Bu anlaşmaya da uymayan PYD kendi kontrolündeki üç bölgede kanton ilan etti. 2014 yılında Kobani(Ayn el-Arap)’ye yapılan IŞİD saldırısı sonrasında ÖSO, IKBY peşmergeleri, koalisyon uçaklarının hava bombardımanları ve doğrudan veya dolaylı Türkiye’nin desteğiyle IŞİD bu topraklardan çıkarıldı. IŞİD’in bu topraklardan çıkarılmasında rol oynayan bir çok taraf PYD’nin ‘tekçi’ tavrından memnun olmadıklarını ifade etti. Suriye için toplanan Cenevre görüşmelerindeki en büyük siyasi muhalefet cephesi olan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu‘nda (SMDK) temsil edilen Suriye Kürt Ulusal Konseyi(ENKS) üyeleri, PYD yönetimindeki topraklara giriş sağlayamadı ve haberlerde de çokça yer bulan ENKS ofisleri yakılmaya başlandı.

2013'ten Günümüze PYD Haritası (Sarı: PYD - Yeşil: Muhalifler - Siyah: IŞİD)
2013’ten Günümüze PYD Haritası (Sarı: PYD – Yeşil: Muhalifler – Siyah: IŞİD)

Uluslararası toplumca Suriye’deki Kürtlerin temsilcisi olarak söz sahibi olmak isteyen PYD’nin Kürtler içerisinde yaşadığı bu sorunlarla birlikte sahada yaşanan bazı gelişmeler PYD/YPG’ye karşı öfkenin daha da artmasına sebep oldu. ABD öncülüğündeki koalisyon uçakları Suriye’de hava saldırılarına başladığından beri IŞİD’e karşı en çok desteği YPG’ye verdi ve bu desteğe tam gaz devam ediyor. Çeşitli etnik kimliklerin barınması amaçlı kurulan Suriye Demokratik Güçleri(SDG) yani YPG karada, koalisyon uçakları da havada IŞİD’e karşı birlikte operasyon yapıyor. Bu durum ABD’nin Suriye’de YPG’yi kara gücü olarak kullandığı anlamını taşıyor. Bununla birlikte YPG IŞİD ile birlikte muhaliflere karşı de saldırılarda bulunuyor. ABD ise alenen kendi desteklediği muhaliflere karşı YPG’ye destekte bulunmuyor. Ancak bu konu bilindiği gibi ABD eliyle değil, Rusya’nın Halep’in kuzeyinde YPG’ye hava desteği vermesiyle gerçekleşiyor. ABD’nin yardım etmediği alanlarda Rusya YPG’ye destek veiyor. Hatta konu ile ilgili ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Austin, “YPG’nin, ABD’nin desteklediği Suriyeli muhalifleri hedef aldığına dâir kanıtlar var” açıklamasında bulunmuştu.  Türkiye sınırındaki muhaliflerin kontrolündeki Azez, Tel Rifat, Minnah ve Mare bölgesine YPG saldırmış ve Tel Rifat ile birlikte Minnah askeri havaalanını ele geçirmişti. Buradaki muhaliflerin çoğunluğu ABD destekliydi ve Rusya’nın hava desteğiyle YPG burada çeşitli kazanımlar elde etmişti. Rus komutanlarda daha önce bazı alanlarda YPG güçlerini eğittiklerini açıklamıştı.

Doğrudan iki farklı ”cephedeki” Rusya’nın ve ABD’nin (IŞİD’e ve muhaliflere karşı) desteğini alan YPG, bu anlamda Soğuk Savaş’ın başlangıcından günümüze sahada bu iki ülkenin askeri olarak desteklediği tek örgüt konumunda. Peki tüm bu yaşananlara rağmen ABD ve Rusya’nın desteğini alan PYD ve silahlı gücü YPG’nin Suriye’deki geleceği ne olacak?

YPG, IŞİD’e karşı Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin hava desteğiyle ilerlemeye devam ediyor. IŞİD’in bu bölgelerden çıkarılmasıyla PYD/YPG kontrolüne geçecek olan bu topraklarda Kürt nüfustan çok Arap nüfus yer alacak. Bunu daha önce Beşar Esad PYD’nin federasyon ilanı sonrasında ‘Suriye’de Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürt nüfus yalnızca yüzde 30, bu nedenle de Kürtler kendi topraklarında azınlık olacak” şeklinde açıklamıştı. PYD şuan ABD’yle girdiği yakın ilişkiden ötürü Esad rejimi ve onu destekleyenler tarafından oldukça eleştirilmekte. Hele ki federasyon ve bağımsızlık gibi fikirlerin örgüt tarafından dile getirilmesiyle hem rejim, hem de İran temelinde bu eleştirilerin dozu daha da arttırmıştı. Suriye’deki muhalefet cephesiyle birlikte Arap ve Türkmenlerin çoğunluğu da(buna PYD kontrolündeki Arap ve Türkmen aşiretler de dahil) örgütü güvenilmez ve dikta politikalarından dolayı eleştirmişti. Şu an ki gidişat itibariyle de YPG’nin Türkiye sınırı dahil olmak üzere bir çok bölgeyi kontrol edeceği tahmin ediliyor. Aslında asıl sorun da burada başlıyor. Acaba ABD ve Rusya daha önce birçok örgüt için yaptığı gibi YPG için de ‘Kullan-At’ şeklinde bir politika mı izleyecek, yoksa IŞİD’e karşı çok fazla kayıp vermesi beklenen örgütün ‘gelecek planlarını’ mı destekleyecek? Bu soruların çok yönlü cevapları olduğu aşikar. Sorulara sağlıklı cevaplar vermek için de Kasım ayındaki ABD seçimleri ve yeni ABD başkanını(ve dolayısıyla Türkiye ile olan ilişkilerini), Suriye için hazırlandığı söylenen yeni anayasayı, IŞİD’in Suriye ve Irak’taki takvimini, Türkiye’nin ülke içindeki PKK operasyonlarının gidişatını, Türkiye’nin başta Rusya olmak üzere İran ile ilişkilerini, Cenevre Görüşmelerinin sonuçlarını ve genel olarak da Suriye’nin geleceğindeki devletin yapısını bilmemiz gerekiyor.

Türkiye uluslararası ilişkiler

Yazının başında da belirtiğimiz gibi Suriye ve bölgede çok fonksiyonlu olarak sürekli değişen dengeler, hem bölge ülkelerini hem de PYD’nin Suriye’deki varlığını etkileyecektir. PYD’nin gelecekte Suriye’de olası bağımsızlığı da kendi sınırları içerisindeki Kürtlerden ve PKK’nın İran yapılanması PJAK’tan dolayı, rejimin en büyük destekçisi İran için tehdit oluşturacaktır. Bunu da İranlı yetkililer çoğu zaman dile getirmiştir. Hatta şuan için imkansız görünse de, Türkiye’nin PYD karşıtı politikası ile İran’ın ‘bağımsız Kürt Devleti’ ve Rusya’nın ABD gözetimindeki PYD topraklarını istememesi, bu ülkeler için dolaylı bir ittifakın yolunu açabilir. PYD’nin Suriye’de birçok tarafı karşısına alarak ilan ettiği federasyon ve gelecekteki olası bağımsızlık ilanı; Suriye’deki hem rejim destekçileri tarafından, hem de rejim karşıtı bir çok grup tarafından hoş karşılanmayacak ve PYD için asıl tehlike bu aşamadan sonra gerçekleşecektir. ABD desteğiyle çeşitli kazanımlar elde eden örgütün, ABD ülkeden çekildiğinde karşısında kendisine nefret besleyen Suriyelileri bulması muhtemeldir. Bu durum bölgede filizlenen Sünni-Şii gerilimine, bir de Arap-Kürt geriliminin ekleneceği anlamını taşımaktadır. Yaşanacak bu gerilimle birlikte Suriye’de neredeyse her grup ve aşiretin silahlı milis gücünün olduğu düşünülünce, belki yıllar sürecek olan ‘Arap-Kürt Kıyımı‘ başlayacak ve yapay olarak çizilen bölge haritasına yeni Sykes-Picot’lar ve yeni sorunlarla devam edilecektir.

Abdulkerim Arslan

StratejikOrtak.com Yazarı

5 YORUMLAR

  1. “Türkiye’nin desteğiyle IŞİD bu topraklardan çıkarıldı.” Sözü görmezden gelmedir. Kürtlerle bir sınırı olmasındansa IŞID ile sınırımız olsun şeklinde bir yaklaşım sergileyen Türkiye’nin IŞID’e karşı yaptığı tek bir kayda değer saldırı yoktur. Aksine IŞID’e karşı savaşan PYD’ nin yani kürtlerin önü kesilmiş ve açıkça tehtit edilmiştir. Bunların yanı sıra 72 milletten oluşan Türkiye kardeşçe yaşar ve yaşamaya devam edecektir deniyorsa ve üst kimlik olarak bu ülkede Türkler görülüyorsa Bu bölgede de en büyük direnişi gösteren Kürtlerin sağlanacak bir barış ortamında arka planda kalmasını içten içe istemek basitliktir. Yüz yıllardır araplarla birlikte yaşayan kürtlerin bundan sonra kardeşçe yaşayamayacağını düşünmek komik geliyor kulağa.

    Saygılar…

    • pyd iki koca devlet tarafından destekleniyor ve bu destekle suriyenin kuzeyinde insan hakları komisyonunun da belirttiği gibi zorbalık yapıyor hükmetmeye çalıştıgı topraklarda nüfusu %30 geçmeyen kürtler ve pyd aldıkları bu devasa destekle bulundukları yerde arap-türkmen kimlikli insanları göçe zorluyor yada baskı ve şiddet uyguluyor. Bu tutum kendilerine karşı kin ve nefret yaratıyor abd-rusya desteği kesildikten sonra özellikle rejim yandaşı iran, esad ve bölgede bulunan arap-türkmen gruplar pyd ve destekçilerini ortadan kaldırmak için bir kıyıma girişebilir keza her grubun kendi milis gücünün bulunduguda aşikar bu kıyıma zulüm gören yerel gruplardan da destek gelmesi kaçınılmaz. Türkiye ise 72 milletten meydana gelmiyor bu sadece sscb’nin türk bölgelerini azeri kazak özbek diye ayrıştırdıkları mozaik ulus planından geliyor, sanırım bu algı türkiyede 2007’den sonra oluşmaya başladı ve ne yazık ki taraftarda buldu ve ayrıca üst kimlik alt kimlik diye halkı sınıflara ayırmak alt kimlikte olanı isyana ve mevcut üst kimlik hakkını aramaya sevkedecektir halbu ki devlet tarafından verilen kimlik vatandaşlık haklarının(devlet olanaklarından yararlanma vs) bir kanıtıdır ve alt kimlik üst kimlik söz konusu değildir orta doguda 4 ülkede bulunan toplam nüfusu 30 milyonu geçmeyen kürtler 1980’den sonra savaş ve isyanla anılmaya başlandı(hakkari köy katliamı ve silahsız askerlerin kursuna dizilmesi pkk- iran ırak savasında iran askerlerini sınırı geçtikten sonra destekleme ve ırak askerlerine komplo akabinde halepçe katliamı daha sonrası ise kdp federasyonu ve zulümleri-suriyenin kuzeyini kürtleştirme çabasına girerek mevcut arap,türkmenlere karşı yapılan zorbalık- iranda abd yandası ve usagı pjak) vaziyette suriye taplosunu genişletip ortadoğu gibi baktıgımızda iç savaş çıkacak 3. ülkeden sonra koca orta doguda etnik kıyım ihtimal dahilindedir.

      • 4 ülkede kürtlerin nüfusu 30 milyonu geçmiyorda ne demek?
        sadece türkiye ve irandaki kürtler 28 milyon ediyor zaten.
        ırak ve suriyedekilerde eklenince 37 milyon kürt var bu 4 ülkede.

        • 25 milyondan fazla kürt yok dünya genelinde + bu sayı içersindekilerden en az yarısıda özbenliğini kaybetmiştir.suan dunyada 10 milyon civarı kürtün duyguları sömürülüyor 3-5 aktör tarafından durum bu.

          • sadece türkiyede 16 milyon var diye biliyorum iranında %10dan fazla olduğu söyleniyor yani en az 8 milyondan fazla orda var. ırakta %21 olduğunu düşünürsek bu 7,5 milyon eder. suriyede ki 2 milyonu katarsak etti mi 34-35 falan ediyor dünyanın kalanını da eklersek 40’a varabiliriz bence. 25 milyon demek bence çok acımasız oluyor.
            benliğini kaybettiler derken neyi kastediyorsun. bence kürtler kadar bu bölgede benliğini sahiplenmiş bir halk yok.
            4 ülkede de aşırı milliyetçi ve kenetlenmiş yapılanmaları var.
            hatta yaşadıkları bölgelerde ki diğer insanları da asimile ediyorlar.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here