Nükleer Güç Olarak Hindistan ve Pakistan

Hindistan ve Pakistan arasında 1972 Simla Saldırmazlık Anlaşmasından iki yıl sonra  1974’te, Hindistan “Smiling Buddha” kod adlı bombayla, Rajasthen çölündeki Pokharan’da ilk yer altı nükleer denemesini gerçekleştirdi. Hindistan hükümeti yalan söyleyerek bunun barışçıl bir deneme olduğunu açıkladı ama bu deneme bölgede dengelerin değişmesine neden olacaktı. Hindistan bu denemeyle kardeş düşmanı Pakistan’ı bölgedeki denge unsuru olarak alt etti ve Pakistan’ın bir nevi nükleer güce ulaşması için teşvik etti.

hindistan-nukleer-bomba

Hindistan, 1996 Ocağında 150 mil menzili olan ve 1000 kg lık nükleer başlık takılabilme özelliğine sahip Rrithvi füzelerinin denemesini gerçekleştirdiğinde Pakistan henüz bir deneme gerçekleştirmiş değildi. Hindistan 1974’te ilk nükleer denemesini gerçekleştirmiş ve bu deneme alt kıtada dengelerin Hindistan lehine çevrilmesine sebep olmuştur. Bu denge değişikliğinde Pakistan’dan taraf olan Çin ise 1980’in başından beri Pakistan’da nükleer program üzerinde çalışmalar yürütmekte ve zenginleştirilmiş uranyum üretmekte yardımcı olmaktaydı. Pakistan’ın nükleer silahlarının olmaması karşısında Hindistan’ın nükleer denemelerde bulunması ve ABD’nin Hindistan’a ambargo tehdidi, Hindistan alt kıtasında karmaşık ilişkilerin yürütülmesine neden olmuştur.

Ezeli rakip Hindistan 3 kez savaştığı komşusu Pakistan’a karşı güç dengesini lehine çevirmiştir. Pakistan’ın buna seyirci kalma şansı yoktur. Düşman kardeş Hindistan’ın nükleer güce sahip olması üzerine Pakistan kolları sıvadı. Zulfikar Ali Butto, Pakistan’ın kararlılığını vurgulayan tarihi cümlesini söyledi: “Kuru ot yiyeceğiz, aç kalacağız ama nükleer bomba yapacağız.”. Multan’da yapılan bir toplantının ardından Pakistan’ın uzun soluklu nükleer koşusunun ilk adımı böylece atılmış oldu.

Pakistan ilk olarak 1976’da nükleer araştırma laboratuvarlarını kurdu ve hummalı bir çalışma başlattı. 6 yıllık süre içerisinde uranyum geliştirme tekniği elde edildi. Nükleer güce giden tüm engeller birer birer aşıldı ve işler çok gizli yürütüldü. Çalışmalar esnasında gereken ve Pakistan Ordusu’na verilmeyen bir çok malzeme özel şirketler aracılığıyla getirtildi. Devlet, halk, asker, özel teşebbüs nükleer güce giden yolda el ele oldu ve bu güce ulaşıldı.

Hindistan’ın 10 Mayıs 1998’de gerçekleştirdiği 3 nükleer denemenin ardından Pakistan tarihi bir dönemece geldi. Bu denemelere karşı dönemin Başbakanı Navaz Şerif, iddialı konuştu: “Üç günde biz de yaparız”. Pakistan kamuoyu ayaktaydı. Herkes tek bir şey dile getiriyordu: “Nükleer denemeyi ya şimdi yapacağız ya da hiç bir zaman.” Deneme yapması halinde Amerika’nın uygulayacağı ambargo hatırlatılınca dönemin Dışişleri Bakanı Gohar Eyüp Han şunları söyledi: “Biz kendimize yeteriz. Yasaklar ve ambargolar bizi etkilemeyecektir. Hindistan”a cevap vereceğiz.” Son noktayı ise Başbakan Şerif koydu: “Pakistan milleti çorba içmeye mahkum olsa da nükleer denemeleri yapacağız.”

Navaz Şerif bu sözlerinin ardından görkemli Başbakanlık Sarayı’nı “Milletim gibi ben de fedakarlık yapmak zorundayım” diyerek boşalttı ve daha sade bir yere geçti. Başbakan Navaz Şerif, Genelkurmay Başkanı Cihangir Karamat ve nükleer programın ardındaki beyin olan ünlü fizikçi Abdülkadir Han kararı birlikte verdiler. Tüm dünyanın baskılarına rağmen denemeler yapılacaktı. Denemenin yapılacağı günün gecesi, Amerika Birleşik Devletleri Başbakanı Bill Clinton bir kez daha telefona uzandı ve Navaz Şerif’i aradı: “Bombayı patlatma.” Clinton kim bilir bu sözleri kaçıncı kez tekrarlıyordu fakat Pakistan dediğini yapmakta kararlıydı ve yaptı. 28 Mayıs 1998’de Belucistan eyaletinde art arda 5 nükleer deneme gerçekleştirdi. Sonuç? Denemeler başarılı oldu.

pakistan-nukleer-fuze

Hindistan 5 kilotonluk (iki Hiroşima gücünde) basit atom bombasını yer altında denedi. Bundan 17 gün sonra, yukarıda da belirtildiği üzere 28 Mayıs 1998’ de, Pakistan da altı atom bombası gücündeki bir denemeyle cevap vermişti. Her iki ülkenin birbirlerini dengede tutacak bir nükleer caydırıcılığın tek yolu olan nükleer güçle cevap verme politikası da böylece başlamış oldu. Ancak, özellikle 1999 Haziran’ından bu yana gerginleşerek süregelen Keşmir’deki çatışmaların bugüne kadar iki tarafta 5000’e yakın kayıp verdirmesi, sıcak çatışmaların, dünyanın bu en kalabalık köşesinde doğurabileceği sonuçları göstermektedir.

Hindistan ve Pakistan arasındaki düşmanlığın sebebi olarak gösterilen Keşmir, bu nükleer savaş gerginliğinin de temel sebebi olarak gösterildi. Savunma sanayisinde geliştirdikleri silah ve teçhizatlarla karşılıklı dengeyi sürdürmeye devam eden bölgenin bu iki büyük devleti Keşmir konusunda hala bir yol kat edememişti. Yol kat etmekten ziyade aralarındaki sürtüşmenin nükleer silahlarla daha da tehlikeli bir hal almasına sebep olmuşlardı. Hindistan ve Pakistan bu nükleer silahları 1998’den günümüze kadar sürekli arttırmışlardır.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü (SIPRI), dünya genelinde nükleer silahlar konusundaki gelişmeleri ve mevcut eğilimleri değerlendiren yıllık nükleer güç raporunu açıkladı.

Rapora göre, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması çerçevesinde nükleer silah bulundurma hakkı uluslararası toplumca tanınan Çin, Fransa, ABD, Rusya ve İngiltere ile bu çerçevede olmayıp fiili olarak bu silahlara sahip Hindistan, Pakistan, İsrail ve Kuzey Kore olmak üzere 9 ülke, 2014 yılı verileriyle kullanılmaya hazır durumda yaklaşık 4 bin adet nükleer silaha sahip. Ancak bütün nükleer silah başlıkları hesaba katıldığında 2013 başında 17 bin 270 olan bu ülkelerin nükleer silah sayısı şimdi yaklaşık 16 bin 300’e inmiş bulunuyor.

Raporda sunulan tabloya göre ülkelerin 2010-2014 nükleer rakamları şöyle:

Ülke20102014
ABD96007300
Rusya12008000
İngiltere225225
Fransa300300
Çin240250
Hindistan60-8090-110
Pakistan70-90100-120
İsrail8080

* Tablo verileri SIPRI raporları sonucu oluşturulmuştur.

2011 yılında ABD ve Rusya imzaladıkları Stratejik Saldırı Silahlarının Daha Fazla Kısıtlanması ve Azaltılması Anlaşması (New START) uyarınca bu silahların söküm ve imhasından dolayı nükleer başlıklarında azalma olmuştur. Ama tabloda dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri de  Pakistan’dan önce nükleer güce sahip olan Hindistan’ın nükleer silah başlıklarının Pakistan’dan daha az olmasıdır. 1998’de Pakistan’ın ilk nükleer denemesinden sonra sürekli nükleer gücünü arttırmış ve 2010 yılında bu güç Pakistan lehine çevrilmiştir.

Hindistan ve Pakistan arasında nükleer denge ve fevri hareketleri oluşturmak amaçlı bir anlaşma mevcuttur. Bu anlaşma ile iki ülke birbirlerine nükleer tesisleri hakkında bilgilendirmelerde bulunacaktır. 2015 yılının ilk günü Asya’nın iki nükleer gücü Pakistan ve Hindistan’ın nükleer savaşı önlemeyi hedef alan anlaşma çerçevesinde nükleer tesislerinin listelerini birbiriyle paylaştığını bildirmişti. Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcülüğü’nden yapılan açıklamada, “Pakistan ve Hindistan, nükleer tesislerine saldırıları önlemeyi hedef alan 31 Aralık 1988 tarihli anlaşmanın 2’inci maddesine uyarak bugün nükleer tesislerinin listelerini birbirlerine verdi” denildi. Açıklamada, Pakistan’ın nükleer tesislerine ilişkin listenin Hindistan’ın İslamabad Büyükelçisi’ne, Hindistan’ın listesinin ise Pakistan’ın Yeni Delhi Büyükelçisi’ne iki ülkenin dışişleri bakanlıkları tarafından karşılıklı teslim edildiği belirtildi.

Abdulkerim Arslan

StratejikOrtak.com Yazarı

1 Yorum

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here