Küreselleşme ve Gelir Eşitsizliği [Yorum]

Tarihte iki küreselleşme dönemi yaşanmıştır. Bunlardan ilki 1870-1914 dönemi, ikincisi ise 1980’lerden günümüze dek uzanan süreçtir. Her iki süreçte de gelişmiş ve gelişmekte olan yada üçüncü dünya ülkeleri diye tabir edilen ülkeler arasındaki ‘gelir eşitsizliği makası’ gittikçe açılmaktadır. Bu eşitsizlikte rol oynayan bir çok faktör vardır. Ayrıca uluslararası hukukta tüm devletler eşit sayılmasına rağmen önemli olan şudur ki; küreselleşme ile daha açık, ekonomisi ağır sanayiye ve teknolojiye dayanan gelişmiş ülkeler diğerleri üzerinde baskı rejimi kurmaktadır. Bunu nasıl yapar derseniz de, bir ülkeyi sanayileşmeden uzak tuttuğunuz sürece bunu başarırsınız. Ama nasıl?

O ülkenin ekonomisini tarıma yada ara mal üretecek seviyede tutarsanız, o ülke sizin için her daim ham madde ve pazar ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz bir ülke olarak kalacaktır. Küreselleşmenin bu gelir eşitsizliğinde ki önemi barizdir ve bana kalırsa küreselleşmeyi en güzel anlatan cümle Can YÜCEL’in, Fidel’in Gelişi Gidişi adlı şiirinde geçer:

 ”Yukarı Yarım Küre’nin, Aşağı Yarım Küreyi ezmesine küreselleşme denir”

Binyıl Kalkınma Hedefleri(Millenium Development Goals), BM Genel Kurulu tarafından Aralık 2000’de onaylanmış olan uzun ve orta (2015 yılına kadar ulaşılması düşünülen) vadeli bir kalkınma planıdır. Hedefleri ise: aşırı fakirliği ve açlığı ortadan kaldırmak, herkes için evrensel ilköğretim sağlamak, cinsiyet eşitliğini teşvik etmek, hastalık ve çocuk ölümlerini azaltma diye sıralanabilir. Bu planlar arasındaki yoksulluk oranı 1990 ve 2010 yılları arasında yarı yarıya azaldı; ama 1,2 milyar insan hala aşırı yoksulluk içinde yaşıyor ve hala diğer birçok konuda da hedeflere ulaşılamadı.

Dünya Bankası’nın yayınladığı ”Dünya Kalkınma Raporu 2000\2001 : Yoksullukla Mücadele” başlıklı raporda, dünyadaki ekonomik kalkınmanın en fakir insanların yaşamını iyileştirebilecekleri şartları yaratmada yetersiz kaldığı belirtilmişti. Rapora göre , dünyada yaklaşık 1.3 milyar insan günde 1 dolar gelirin altında yaşamaktadır ve yaklaşık dünya nüfusunun yarısına yakını (2.8 milyar insan) günde iki dolar’dan daha az bir gelirle hayatını sürdürmektedir. Bunun yanı sıra yoksulluk beraberinde toplumsal şiddet olaylarını da getirmektedir ve liderleri devirmiştir. Başta gelen sorunlar nedir diye bakarsak; işsizlik, gıda enflasyonu, siyasi yozlaşma ve ifade özgürlüğü gibi pek çok sorun karşımıza çıkar ve bunların gelişmemiş ülkelerin kronik problemi olması rastlantı değildir. Arap Baharına masum bir gözle bakarsak Muhammed Buazzizi’nin kendini yakmasıyla başlamış ve Tunus, Mısır, Libya’da liderleri devirmiştir.

Aslında en önemli soru ve beraberinde getirdiği ironi şudur; dünyada söz hakkı olan ülkelerin faaliyete geçirdikleri programlarla dünyadaki fakirliği azaltmaya yönelik çalışmaları neden sonuç vermiyor? Her geçen gün ülkeler arasındaki makasın biraz daha açıldığına tanıklık etmemiz büyük bir ironi değil de nedir?

Ömer Talha Aslan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here