1915 Olayları Sonrası Süreç: 1915’ten Günümüze

Günümüzde pek çok araştırmacı, yazar ve devlet adamı 1915 olaylarına tarihi bir olaydan ziyade, politik bir olay olarak bakmaktadırlar. Buna gerekçe olarak Ermeni tarihçileri, 1915 olaylarının Osmanlı hükümetinin politik bir hamle ile bazı Ermeni Parti yöneticilerini 24 Nisan 1915’te tutuklamalarını göstermekteler. Bu tutuklama olayının altında yatan gerçek sebep araştırılmadan yapılan araştırmalar yetersiz olmakla birlikte, yanlış görüşlerin ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir. Bu örnekte olduğu gibi pek çok durum ön yargılı olarak ele alındığından, politik süzgeçte değerlendirilmektedir.

1915 olayları neredeyse yarım asır sonra geçmişin acılarından türetilen yeni bir tarih yazımı başlatmıştır. Yaşanan olaylar tek taraflı anlatılmakla birlikte dünya kamuoyunda popülerleştirilmeye yönelik bu hareketin iki kutuplu dünya düzeni hüküm sürerken ortaya çıkması oldukça anlamlıdır. 1960’lı yıllarda Sovyetler Birliğinde yaşayan Ermeni grupların ön ayak olmasıyla 1915 Olayları organize bir propaganda kampanyasıyla dünya gündemine yerleştirilmeye başlanmıştır. Soğuk Savaş koşullarında Batı dünyası yanında yer alan ve Batının güvenliği bakımından hayati rol oynamış olan Türkiye’ye yönelik bu kampanya önemli bir sınama ve mücadele alanına dönüşmüştür. (1)

1960’lı yıllarda Ermeni diasporası elindeki gücü kullanarak 1915 Olaylarını dünya gündemine getirmek istemiştir. Diaspora kısmen başarılı olsa dahi beklenilen sonucu alamamıştır. Beklenen sonucun alınamaması, 1915 Olaylarının kısa süreliğine de olsa gündemden düşmesine sebep olmuştur. Politik yollardan destek bulamayan Ermenistan diasporası çareyi şiddet ortamı oluşturmakta aramıştır. Şiddet ortamının başlangıcı olarak 1973 ASALA Terör Örgütünün kurulması gösterilir. Bu terör örgütünün ilk eylemi 27 Ocak 1973’te Santa Barbara Başkonsolosu Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir’e yönelik yaptığı eylemdir. Daha sonraki yıllarda bu örgüt eylemlerini özellikle siyasilere yönelik artırarak devam etmiştir.

ASALA Terör Örgütü PKK ile sürekli işbirliği yapmış ve 6 Nisan 1980’de Lübnan’da imzalanan ikili anlaşma ile ASALA Türkiye’deki eylemlerini sona erdirmiş ve eylemlerini Karabağ’a taşımıştır.

Ermenistan SSCB’nin zayıflamasını fırsat bilerek 21 Eylül 1991’de ülke genelinde SSCB’den ayrılmak için referandum yaptı ve bu tarih, bağımsızlık tarihi olarak ilan edildi. Ermenistan bu referandumdan sonra egemen ülke kimliğiyle uluslararası toplumun tam üyesi olarak 1992’de Birleşmiş Milletlere katıldı. Türkiye Ermenistan’ın bağımsızlığını 16 Aralık 1991’de tanıyarak, bu bağımsızlığı ABD’den de önce tanıyan ilk ülkelerden birisi oldu. Türkiye, iki ülke arasında yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen ilk tanıyan ülkelerden olması yönüyle Ermenistan’a karşı barışçıl politika izlediğini göstermiştir. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel, Karadeniz’e kıyısı olmamasına rağmen 1993 yılında Ermenistan’ı Karadeniz Ekonomik İşbirliği’ne kurucu üye olarak davet etmiştir. Türkiye’nin barışçıl yaklaşımı bunlarla da sınırlı kalmamıştır. Ermenistan ekonomik krizde iken Türkiye, sınırsız destekte bulunan tek ülke olmuştur. Türkiye’nin yaptığı bu barışçıl adımlar Ermenistan tarafından karşılık görmemiştir.

Ermenistan-Azerbaycan arasında 1991-1993 tarihleri arasında yaşanan Dağlık-Karabağ sorunu ve Ermenistan’ın bu bölgeyi işgali sonucunda Türkiye, Ermenistan sınır kapısını 7 Nisan 1993 yılında kapatmıştır. Bu tarihten itibaren Türkiye ilişkilerin normal düzeyine dönmesi için üç ön şart koşmuştur; Karabağ İşgalinin sona ermesi, Türkiye sınırının tanınması ve 1915 Soykırım iddialarından vazgeçilmesi. Ermenistan ise, Türkiye’nin soykırımı tanımasını ve sınırı açmasını istemiştir.

1993 yılından 2004 yılına kadar ilişkileri geliştirmeye yönelik somut adımlar atılmıştır. Türkiye 28-29 Haziran 2004’te İstanbul’da yapılacak olan NATO Zirvesi’ne Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Kaçaryan davet edilmiştir. Kaçaryan bu daveti reddetmekle beraber, Ermenistan’ın Türkiye olmadan da gelişebileceğini belirterek, diyalog girişimlerine karşı tavrını açıkça ortaya koymuştur. 10 Nisan 2005 yılında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Ermenistan Devlet Başkanı’na bir mektup göndererek her iki ülkenin ve üçüncü taraf ülkelerinde katıldığı bir komisyonun kurulmasını teklif etmiştir. Ermenistan Devlet Başkanı, soykırım iddialarının şüphe duyulmayacak olduğunu belirterek bu teklifi reddetmiştir.

2007 yılına gelindiğinde Türk tarafı yine somut adımlar atmıştır. Akdamar Kilisesinin restore edilerek açılması ve Antalya-Erivan uçak seferlerinin başlaması, ilişkiler için yeni bir başlangıç olmuştur.

2008 yılı başında iki ülke arasında dillendirilen ‘Peynir Diplomasisi’ ve 2008 Temmuz’unda Erivan’dan gelen milli takım maçının Ermenistan’da birlikte izleme daveti bu defa da ‘Futbol Diplomasisini’ başlatmıştır.

2009 yılına gelindiğinde İsviçre’nin aracılığıyla Türkiye ve Ermenistan arasında yeni bir yol haritası belirlenmiştir. Bu yol haritası 10 Ekim 2009’da iki ülke arasında iki protokol imzalanarak taçlandırılmıştır. Bu protokoller yıllardır her iki ülkenin de parlamentosunda onay için beklemektedir. Onay için her iki ülkede karşı tarafın adım atmasını beklemektedir. Ermenistan’ın Alican Sınır Kapısının açılmasına yönelik talebi ve Türkiye’nin Karabağ işgalinin sona ermesi talebi sonuçsuz kaldığı için ilişkilerin normalleşemeyeceği ortadadır.

turkiye-ermenistan-protokol

2015 yılı olayların 100. Yılı olması dolayısıyla Sarkisyan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Erivan’a, Cumhurbaşkanı Erdoğan’da Sarkisyan’ı Çanakkale’ye davet etmiştir. Ayrıca 16 Şubat 2015’te Ermenistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tigran Balayan Twitter hesabından yaptığı açıklama ile Sarkisyan’ın protokolleri meclisten çektiğini duyurmuştu. Bu hamle ile de 2008 yılında başlayan Futbol Diplomasisi sona ermiş oldu.

»»» Okan Şahin’in ‘1915 Olayları ve Karşılıklı İddialar‘ başlıklı bir önceki yazısını da okuyabilirsiniz.

Okan Şahin

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR


(1) – 1915 Olaylarına Dair Türk-Ermeni Uyuşmazlığının Tarihi Arka Planı- Syf:2

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here