1915 Olayları ve Karşılıklı İddialar

StratejikOrtak.com yazarı Okan Şahin‘in ”TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ ve 1915 OLAYLARI” adlı makalesinin ilk bölümü olan ‘1915 Olayları’nı yayınlıyoruz. Önümüzdeki günlerde de ‘1915 Olayları Sonrası Süreç‘ ve ‘Türkiye-Ermenistan İlişkilerinin Geleceği‘ adlı makalenin diğer başlıklarını paylaşacağız.

1915 Olayları

Bu bölümde 1914-1916 tarihleri arasında yaşanan olaylara bakacağız. 1915 olaylarının perde arkasında nelerin olduğunu, Türk ve Ermeni taraflarının iddialarını bu bölümde ele alacağız. Ayrıca üçüncü taraf ülkelerin belgelerinin ve araştırmacıların açıklamalarına da bakacağız.

Türk tarihçilerine göre, 1915 olaylarının başlangıç noktası olarak, 1878’de Ermeniler ve Müslümanlar arasındaki iç çatışmalar olarak görebiliriz. Bu çatışmaların üçüncü taraf ülkeler tarafından kullanılarak, Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye zor durumda bırakılmak istenmiştir. Bu çatışmalar üçüncü ülkeler tarafından uluslararası sorun olarak tanımlanmış ve böylece Osmanlı’nın iç işlerine karışmanın bahanesi oluşturulmuştur. Bu sorunun uluslararası sorun olarak tanımlanması Ayastefanos ve Berlin Antlaşmalarında görülmektedir.

Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye, Ağustos 1914 tarihinde seferberlik ilan etmiştir. Bu seferberlik ilanının ardından Ermeni siyasi partilerinin üyeleri gizli komite toplantıları yapmışlardır. Yapılan bu toplantıların sonucunda, komite üyeleri firar ederek Rus birliklerine katıldıkları bilinmektedir. Rus tarihçilerine göre, savaşın en başında Rus ordusu içinde Osmanlı Ermenisi 23 birlik vardı. Bu ise kabaca 11,500 askere karşılık geliyordu. Ayrıca sadece Kafkas bölgesinde Ruslar için savaşan 40,000 Ermeni gönüllüsü olduğu bilinmektedir(1). Artan firar olayları ve gizli komite toplantıları sonucunda Osmanlı Devletince tutuklama olayları başlamıştır.

Ermeni tarihçilerine göre 1915 olayları İstanbul’da Taşnak, Hınçak ve Pamgavar Partilerinin önde gelen 235 politikacısının tutuklanması ile başlamıştır(2). Olayların aslına baktığımızda Ermeni iddialarının asılsız olduğu apaçık ortadadır. Çünkü Ağustos 1914 seferberlik halinden itibaren Ermeni gruplarının ordu hattının gerisinde isyan hazırlıklarına başladıkları görülmüştür. Devlet-i Aliyye’nin topyekûn isyan ihtimalini önlemek maksadıyla Tehcir Olayını hayata geçirdiği görülmektedir. Tehcir olayının ilk olarak ordu açısından stratejik öneme sahip bölgelerle sınırlı tutulması bazı iddiaların gerçeklik payını ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca soykırım iddialarını destekleyen tarafların gözden kaçırdıkları bir bölüm var ki; Tehcir Kanunu’nda Ermeni nüfusun önemli bir kısmı tehcir olayının dışında tutulmuştur. Ancak savaşın ilerleyen dönemlerinde taşkınlık yapan bazı gruplar tehcir olayına sonradan dâhil edilmişlerdir.

1915-tehciri

Muaf tutulan Ermenilerin sayısı Amerikan diplomatları ve misyonerlerin raporlarında 300 bin ile 350 bin arasında belirtilmektedir. Burada şu soruyu sormadan kendimizi alı koyamıyoruz; Madem Osmanlı Ermeni nüfusunu yok etmek(soykırım) istiyordu, bu kadar önemli rakamlarda Ermeni’yi neden Tehcir Kanunu dışında bıraktı?

     “Taşnak programı İmparatorluğun çatısı altında özgürlük ve özerkliği amaçlarken, Hınçak programı tam ayrılık ve bağımsızlığı hedeflemekteydi. Sonuç olarak, bu gruplar amaçlarına ulaşmak için farklı taktikler kullandılar. Örneğin, Hınçaklar Ermeni Sorunu ’nu hızlı bir şekilde Avrupa’nın dikkatine getirebilmek için kitlesel gösteriler organize ettiler. En dikkate değer eylemleri; 27 Temmuz 1890 Kumkapı Gösterileri, Anadolu’da 1893 Yafta Vakası ve göçebe Kürt aşiretlerine ve Hükümetin vergi tahsildarlarına karşı Ağustos 1894’te başlatılan Sason Ayaklanmasıdır. ”

(Bedross Der Matossian, Shattered Dreams of Revolution: From Liberty to Violence in the Late Ottoman Empire, 2014 sf.13.)

Şimdi de biraz tehcir olayı sırasında yaşanan ‘sözde ölüm yürüyüşünü’  ele alalım. Bu yürüyüşü ele almadan önce birkaç açıklama yapalım, çünkü Ermeni yanlısı araştırmacılar bu noktaları genelde göz ardı ediyorlar. Birincisi, yolculuk ve hazırlık sürecinin kısıtlı olduğunu iddia edenlere cevaben, tehcir olayında zaman kısıtlaması olan tek grubun Ermeni Komite Üyelerinin olduğu görülmektedir. Çünkü bu üyelerin hepsi erkekti.  Güvenlik sebebiyle tutuklanarak farklı illerdeki hapishanelere gönderilmişlerdir. İkinci olarak, köylülerin 24 saat gibi kısa bir sürede tehcire maruz kaldıklarına yönelik iddialardır. Bu iddialara cevap olarak da, Tehcir Kanunu onaylanmasının ardından Resmi Gazetede yayınlanmasının beklenmesi gösterilebilir. Bazı bölgelerde iki haftalık hazırlık sürecin ardından yola çıkılmışken, pek çok ilde ilk konvoylar kanunun Resmi Gazetede yayınlanmasından yaklaşık 35 gün sonra yola çıktığı görülmektedir. Bundan dolayı hazırlıksız yapılan yolculuk sırasında çok sayıda zayiat verildiğine yönelik çıkan iddialar asılsızdır(3). Bir diğer iddia ise, tehcir esnasında gerekli güvenlik önlemlerinin sağlanmadığı, yiyecek ve konaklama imkânlarının yeterli olmadığı yönündeki iddialardır. Bu iddialara cevap olarak ise, tehcir olayını dışarıdan gözetleyen ülkelerin raporları gösterilebilir. Nitekim Konya’da ki Amerikan Hastanesinde doktor olan Dr. W. M. Post, 3 Eylül 1915’te ABD Büyükelçisine gönderdiği raporda hükümetin ‘Ermeni yetişkinlere 1 kuruş, çocuklara 20 para verdiğini’ belirtmiştir. Artı olarak gerek ulaşım(tren ulaşımı dâhil), gerekse yiyecek konusunda dönemin şartlarına göre en üst düzey harcamalar yapılmıştır. Bu durumlar göz önüne alındığında 1 milyon kişinin öldüğüne yönelik iddiaların asılsız ve temelsiz olduğu söylenebilir. Bu rakamlar tamamen hayal ürünü olmakla birlikte abartılı tahminlerden ibarettir. Nitekim ABD Harput Konsolosu Leslie Davis, 24 Temmuz 1915’teki raporunda ‘Ne kadar Ermeni’nin öldürüldüğünü söylemek pek mümkün değildir, fakat bu rakamın bir milyonun üzerinde olduğu tahmin edilmektedir(NARA 867-4016/269)’ demiştir. Bu raporun Tehcir Kanununun Resmi Gazetede yayınlanmasından 54 gün sonra yayınlanması dikkat çekicidir. Ayrıca Halep Konsolosu Jackson 19 Ağustos 1915 tarihli raporunda ‘Meseleyle yakından ilgilenenler, 15 Ağustos’a kadar hayatını kaybedenlerin sayısının 500 bin’den fazla olduğu düşünülmektedir’ demiştir.

            Sonuç olarak, Ermeni tarafının ve bazı üçüncü taraf ülkelerin iddialarının asılsız olduğu apaçık ortadadır. Özellikle tehcir esnasında hayatını kaybedenlerin sayılarına yönelik yapılan açıklamalar arasındaki farklar dikkat çekmektedir.

Okan Şahin

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR


(1) Ermeni gönüllü birliklerinin sayısı için bkz. Pasdermadjian, Why Armenia Should be Free, s. 19-21. Bazı Ermeni kaynaklarında gönüllü birlikler ve savaşa katkıları hakkında değerlendirme için bkz. Mehmet Perinçek, “Taşnak ve Sovyet Ermenistanı Kaynaklarında Taşnaksütyun Gerçeği”, Türk-Ermeni İlişkilerinin Gelişimi ve 1915 Olayları Uluslar arası Sempozyumu Bildirileri, ed. Hale -Şıvgın, Gazi Üniversitesi, Ankara 2006, s. 501-502.

(2) 24 Nisan tutuklamaları ve tutuklu sayısı etrafındaki tartışmalar son zamanlarda ortaya çıkan yeni arşiv belgeleri ışığında artık ortadan kalkmıştır. Bkz. Yusuf Sarınay, “Decree of April 24, 1915 and Armenian Committee Members Arrested in İstanbul”, Ermeni Araştırmaları 15/16 (2007), ss.69-82. Bkz. Aynı yazar, “What Happened on April 24, 1915? The Circular of April 24, 1915, and the Arrest of the Armenian Committee Members in İstanbul”, International Journal of Turkish Studies, Vol: 14/1-2 (Fall, 2008), s. 75-102. Tutuklu listelerinin Ermeniler tarafından yapılan derlemesi için bkz. Grigoris Balakian, La Golgotha Arménien: de Berlin à deir es-sor: mémoires, Le Cerde d’Ècrits Caucasien, 2002. İngilizce tercümesi için bkz. Grigoris Balakian, Armenian Golgotha, trans. Peter Balakian and Aris Sevag, Alfred A. Knopf publ., New York, 2009.

(3) Şehirlere göre tehcir tarihleri için bkz. Kemal Çiçek, “Amerikan Kaynaklarında Tehcir”, Türk- Ermeni İlişkilerinde Yeni Yaklaşımlar-Uluslar arası Sempozyum, ed., Şafak Ural, Feridun Emecen, Mustafa Aydın, İstanbul üniversitesi yayınları, İstanbul, 2008, s. 323-344.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here