1848 “Devrimleri” ve İşçiler

Binlerce yıl uygarlıkların gelişimini sağlayan ve biçimlendiren tarım, XVIII. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan ve XIX. yüzyıldan itibaren önce Avrupa’yı, sonrasında tüm dünyayı şekillendiren sanayileşme olgusuyla söz konusu özelliğini yitirdi. Sanayinin ortaya çıkışı insanlık tarihinin hızlı ve köklü şekilde yeniden biçimlenişinde asli bir rol oynadı. Ekonomik alanda ortaya çıkan bu olgu kısa sürede siyasal ve sosyal etkiler yarattı. Uygarlık, fabrikaların artışıyla birlikte yaklaşık yüz yıl içinde farklı bir hal aldı.

Üretim artışı kaçınılmaz olarak iş gücü talebini de beraberinde getirdi. İş gücü talebindeki artış usta-çırak ilişkisini bitirmek ile kalmayıp sosyal alanda var olan düzen ki bu düzen loncalar ile sağlanıyordu, yozlaşıp yıkıldı. Var olan sistemin yıkılmasıyla birlikte toplumda yeni bir düzene ihtiyaç hasıl oldu. Ancak hasıl olan bu ihtiyacı gidermek hiç de kolay olmadı ve sancılı bir süreç içerisine girdi. Bu durum emek-sermaye çelişkisinin belirginleşmesine ve yeni bir toplumsal sınıfın yani işçi sınıfının doğuşuna neden oldu. Fabrikaların ortaya çıkışı ve Avrupa tarihinde daha önce ortaya çıkmış ve XIX. yüzyıla kadar çok önemli etkilerde bulunmuş bir başka sınıfın, yani burjuvazinin eseridir.

Burjuvazinin Avrupa’da XIX. yüzyıl öncesinde en belirgin biçimde 1789 Fransız Devrimi’nde görüldüğü gibi oynadığı devrimci rol, sınai kapitalizmin gelişmesiyle daha da önem kazanacak ve burjuvazi siyasal sistemin şekillenmesinde çok daha belirleyici ve etkili olacaktır. 1830 devrimiyle birlikte burjuvazi daha da güçlendi. 1830-32 yılları arasında Batı Avrupa’da sanayi gittikçe gelişiyor ve sermaye birikimi ve milli gelir artıyordu. Ve fakat, bu artıştan işçilere düşen payın oranı gittikçe azalıyordu. Bu durumun tabii sonucu, işçi dünyasının hoşnutsuzluğu oldu. Siyasi hakları da kısıtlı olan bu alt tabaka halk kitlesi siyasi amaçlarına ulaşmak için meşru yol olarak devrim yolunu seçmişlerdi. Fransa başta olmak üzere yasak olmasına rağmen işçi örgütleri kuruldu. Bu örgütlerle birlikte işçi sınıfı özellikle Karl Marx ve Friedrich Engels’i okuyor ve “aydınlanıyordu”.

1840’lı yılların getirmiş olduğu büyük atılıma rağmen Avrupa’nın birçok ülkesi ekonomik zorluklar ile pençeleşiyordu. Örneğin, İrlanda’da büyük bir açlık yaşanırken 1847’de Fransa’da ve Orta Avrupa’da ortaya çıkan ticari bunalım yoğun bir işsizliğe neden oldu. Bu duruma, özellikle Avrupa’daki alt sınıflar büyük tepki gösterdi ve radikal grupların yükseldiği gözlemlendi. Bu tarihte devrime kalkışılacağını öngörmek çok zor olarak değerlendirilemez.

Avrupa’nın birçok yerinde yaşanan ayaklanmalar genellikle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bazı kazanımlar elde etmişlerse de bu kalıcı olmamıştır. Zaten 1850’li yıllarda iktisadi alanda refah dönemine girilmesi, işçileri sessizliğe gömmüş ve Avrupa’daki ihtilalci hava iyice dinmiştir. Bu nitelikleri itibariye 1848 olayları mutlak bir devrim olarak adlandırılamaz. Aslında bunun sebebi siyasal toplumsal ve ekonomik olarak erken gelişen liberal çevrenin fırsat tanımamasıdır. Çağrı Erhan’ın Siyasi Tarih dersinde belirttiği gibi; ”1830 devrimlerini yapanlar 1848’i bastıranlardır.”

Tam anlamıyla başarıya ulaşmamış olan 1848 olayları ilerisi için işçilerin bilinçlenmesine ve/ya devrim için nelere ihtiyaç duyduklarını saptanmasına yarar sağlamış ve daha sonraki işçi hareketleri ve bu sayede elde edilen hakları ortaya çıkaran en önemli tecrübe olması dolayısıyla oldukça önemlidir.

Hüseyin Kaylı

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here