Suriyeli Mültecilerin Hukuki Durumu ve Toplumumuza Etkileri

StratejikOrtak.com yazarı Okan Şahin’in Suriyeli mülteciler hakkındaki en güncel bilgilerin yer aldığı geniş çaplı ”SURİYELİ KARDEŞLERİMİZ VE TÜRKİYE” araştırma yazısının ilk iki başlığını daha önce paylaşmıştık. Şimdi de Suriyeli mültecilerin hukuki durumu ve Türkiye toplumuna etkileri başlıklarını sizlerle paylaşıyoruz.

Suriyeli Kardeşlerimizin Hukuki Durumu
Tunus’ta başlayan ve oradan Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki bazı ülkelere sıçrayan Arap Baharı; ardı ardına birçok iç savaşın yaşanmasına, devrilmesi mümkün görülmeyen birçok iktidarın devrilmesine neden oldu. Bu ayaklanma esnasında on binlerce sivil yaşamını yitirdi[1]. Arap Baharı ülkemiz için ilk zamanlarda bir dış politika sorunuydu. Ülkemiz Arap Baharına demokratikleşme süreci olarak bakmaktaydı ve bu sürece dâhil oldu. Suriye, Arap Baharını en kanlı biçimde yaşayan ülke durumundaydı ve bu durum halen daha devam etmektedir. Suriye, ülkemizin 877 km ile en uzun sınıra sahip komşusu. Ülkemiz Suriye İç Savaşına ilk zamanlarda dış politika sorunu olarak bakmakta iken, yüz binlerce Suriyeli kardeşlerimizin ülkemize sığınması sonucu iç politikada en çok konuşulur konu haline gelmiştir. Burada tabi iç politika haline gelen Suriye İç Savaşı değil, ülkemize sığınan ve Suriye’de bulunan sivil kardeşlerimizdir. Çünkü Suriye’de yaşanan her olumlu/olumsuz durum artık ülkemizi etkilemektedir.

Savaşın ilk zamanlarında az sayıda kardeşimizin kısa süreliğine ülkemize gelip, geri döneceği düşünüldü. Bundan dolayı hükümet, Suriyeli kardeşlerimize Ensar-Muhacir anlayışı ile muamele etti ve açık-kapı politikası izledi. Muhacir/misafir durumunda ülkemize gelen kardeşlerimizin sayısının her geçen gün artması ve geri dönüş ihtimallerinin kısa vadede ortadan kalkması sonucu, misafir olan kardeşlerimizin hukuki durumu gittikçe önem kazanmaya başladı.

Ülkemiz 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna ilişkin Cenevre Sözleşmesine taraftır. Ancak Türkiye bu sözleşmeyi ‘coğrafi sınırlama’ çekincesi ile kabul ettiğinden Avrupa dışından gelip iltica talep edenlere ‘mülteci’ statüsü tanımamakta, yalnızca ‘geçici sığınma’ sağlamaktadır[2].

Suriyeli kardeşlerimiz Nisan 2001 tarihinden, Ekim 2011 tarihine kadar misafir durumunda iken, bu tarihten itibaren ‘geçici koruma statüsüne’ getirilmişlerdir. Gelen Suriyeli kardeşlerimizin sayılarının hızla artması ve milyona ulaşması sonucu 20 Nisan 2014 tarihinde 6458 sayılı Yabancılar ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Ayrıca 2014/6883 sayılı Geçici Koruma Yönetmeliği ile başta sağlık ve eğitim olmak üzere, sosyal yardım ve hizmetlerin sunulmasına imkân tanınmıştır.

Suriyeli kardeşlerimiz uzun süre Türkiye’de kalmaları ve maddi birikimlerinin bitmesi sonucu çalışma ihtiyaçları ortaya çıkmıştır. Sınır illerinde kaçak çalışma oranının fazla olmasıyla birlikte diğer illerde de kaçak çalışma oranı yüksektir. Ocak 2016’ya kadar yasal çalışma izni bulunmayan kardeşlerimiz; düşük ücretle, ağır koşullar altında, can güvenlikleri olmadan çalışmaktadırlar. Bazı işverenler Suriyeli kardeşlerimizin bu mecburiyetlerini kullanarak, insan haysiyetini hiçe sayarak günlük yevmiyeleri 5 liraya kadar indirmişlerdir. Bu gidişatın halkı ve hükümeti rahatsız etmesiyle, 15 Ocak 2016 tarihinde Çalışma İzinlerine Dair Yönetmelik oluşturularak Suriyeli kardeşlerimize çalışma olanağı sunulmuştur.

Sonuç olarak Suriyeli kardeşlerimizin ‘geçici koruma statüsünde’ bulunmalarına karşın; sağlık, eğitim, sosyal hizmetler ve çalışma alanlarında yasal haklar tanınmıştır. Bazı konularda halen daha kısıtlı olan hukuki durumları bulunmaktadır. Fakat 2016 yılı itibariyle hukuki durumları hayatlarını ikame ettirebilmeleri için yeterlidir.

Suriyeli Kardeşlerimizin Toplumumuza Sosyal Etkileri
Suriyeli kardeşlerimizin sayıları son rakamlara göre, kayıtlı olmayanlarla birlikte 3 milyonu aşmıştır. Bu rakam ülke nüfusunun yaklaşık %2-3’lük bölümünü oluşturmaktadır. Bu kadar önemli bir paydaya sahip olan kardeşlerimiz kültür, dil ve kısmen de olsa din farklılıklarından dolayı ülkemiz, bölgemiz ve dünya için birtakım sorunlar doğurmaktadır. Biz ise bu yazıyla genel olarak Suriyeli kardeşlerimizin ülkemiz açısından oluşturdukları etkilere bakacağız.

29 Nisan 2011 tarihinde 252 kişi ile başlayan mülteci akımı, bu tarihten itibaren sel gibi artarak günümüze kadar devam etmiştir. 2016 yılı Mart ayı itibari ile bu rakam 2 milyon 700 bin’i aşmıştır. 2011 yılında gelen mülteciler kayıtları yapılarak kamplara yerleştirilmişlerdir. Yoğun yaşanan girişler esnasında kayıt tutma işlemleri zorlaşmış ve kaçak geçişlerin oranı artmıştır. İlk göçler az sayıda ve geçici olacağı varsayılarak sürekli yeni kamplar oluşturulmuştur. Kamplar dünyada en iyi standartlara sahip durumdadır. Kamplarda yaşayan yaklaşık 280 bin Suriyeli kardeşimizin ülkemiz sosyal yapısına doğrudan etkileri yoktur. Ne var ki Suriyeli kardeşlerimiz mecburi kalmadıkça kamplarda yaşamak istememektedirler. Kamplara yerleşenler kısa süre sonra şehir merkezlerine ve diğer şehirlere göç etmektedirler. Mültecilerin yaklaşık %90’lık kısmı kampların dışında hayatlarını devam ettirmektedirler. Bu rakamın yüksek olması da ülkemizin, şehirlerimizin sosyal yapısında olumsuzluklara doğrudan sebep olmaktadır. Bazı şehirlerimizde bu oranlar yüksek iken, bazı şehirlerimizde kısıtlı kalmaktadır.

Batı illerimize göç eden Suriyeliler üç kısma ayrılmaktadır. Birinci kısım; maddi imkânları olup rahat yaşam arayan kısımdır. Bu kısmın sosyal yapı üzerinde olumsuz yönde doğrudan etkileri yoktur. Çünkü maddi imkânlarını ellerinde bulundurmaları sonucu toplumumuzla mesafeli bir duruş sergilemektedirler. İkinci kısım; iş bulmak ümidiyle batı illerine gelen kardeşlerimizdir. Bu kardeşlerimiz maddi imkânsızlıklarına çözüm bulmak maksadıyla büyük illere göç etmektedirler. Bu kesimin toplumumuzun sosyal yapısına doğrudan müdahil olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü nitelikli işlerden ziyade ne iş bulurlarsa çalışacak durumdadırlar. Bu kesim kısmende olsa toplumumuzun sosyal yapısını olumsuz yönde etkilemektedirler. Üçüncü kısım; dilencilik yapmak için batı illerine gelenlerdir.  Suriyeliler, bu dilencilerin ”Türkiye’ye geldikten sonra yoksullaşan kişiler değil, Suriye’de de dilencilik yapan ‘Çingene/Roman’ profesyonel dilenci grupları olduklarını” iddia etmektedirler[3]. Görüldüğü üzere toplumumuzun sosyal yapısında olumsuz algı dilenci grupları Suriye’de aynı mesleği yapmaktadırlar. Bu üçüncü kısım sosyal yapımıza doğrudan olumsuzluk katmaktadır.

Bunun yanında Güneydoğu Anadolu illerimizde yaşayan Suriyeli mülteci sayısı ise çok fazladır. Bu illerimizin kendi nüfusları da göz önüne alındığında mültecilerin oranı yüksektir. Bölge insanının Suriye kültürüne yabancı olmamaları bir artı durum oluştursa dahi, oranların yüksek olması sosyal yapıyı doğrudan olumsuz etkilemektedir. Kilis bu oran bakımından ilk sırada yer alan ilimizdir. Şehrin nüfusunun %98,8’ini Suriyeli mülteciler oluşturmaktadır. Nüfusun %90’ının Türk olduğu göz önüne alındığında bu %98,8’lik Arap nüfusun sosyal yapıya etkisi hiç şüphesiz doğrudan ve ağır bir şekilde hissedilmektedir.

Kısaca belirtmek gerekirse, Suriyeli mülteciler Güneydoğu illerimizde ağırlıklı olmak üzere sosyal hayatımıza etki etmektedirler. Fakat algı operasyonlarıyla oluşturulan olumsuz düşünceler, genel Suriyeli kardeşlerimizi yansıtmamaktadır.

Okan Şahin

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

1 – http://akademikperspektif.com/2015/02/23/turkiyedeki-suriyelilerin-hukuki-statusu-uzerine-bir-calisma/ Akademik Perspektif – 23 Şubat 2015
2 – Suriye’ye Komşu Ülkelerde Suriyeli Mültecilerin Durumu: Bulgular, Sonuçlar ve Öneriler – Nisan 2014 – Rapor No:189 –Syf:11
3 – HUGO-TÜRKİYE’DEKİ SURİYELİLER: TOPLUMSAL KABUL VE UYUM ARAŞTIRMASI – ARALIK 2014 – SYF:18

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here