AB ‘Türkiye İlerleme Raporu’ Ne Kadar Doğru?

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri (ortada)

Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerinde her zaman sorun teşkil eden ‘Türkiye İlerleme Raporu’ bu sefer AB tarafından Türkiye’nin en eleştirildiği, en olumsuz rapor olarak gündeme düştü. Bu raporlarla AB, birliğe üye olmak isteyen üye adayı ülkeler için ‘kendi şartlarına uyulup uyulmadığı’nı kontrol ediyor. Raporda insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti gibi ana başlıkların kontrol edilmesiyle birlikte, ülke içerisinde yaşanan gelişmelerin bu başlıkların süzgecinden geçirilerek olumlu olumsuz yorumlar yer alıyor. 2015 Türkiye İlerleme Raporunu ise Avrupa Parlamentosu’nun Hollandalı üyelerinden Kati Piri hazırladı ve Piri Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü olarak görev yapıyor.

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri (ortada)
Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri (ortada)

İşte AB’nin Türkiye İlerleme Raporu’ndan haber sitelerinde yayınlanan dikkat çeken başlıklar ve kısa yorumlarım:

‘Medyaya saldırı önlenmeli’: Türkiye, gazetecilere yönelik sindirmenin her türüne karşı eyleme geçmeli, gazetecilere yönelik her türlü saldırı ve tehdit soruşturulmalı, medya organlarına saldırılar aktif şekilde önlenmeli. Medya ve internette özgür konuşmayı perdeleyen gergin siyasi hava dağıtılmalı. AP, çok sayıda gazeteye sert ve yasadışı şekilde el konulmasını kınar.

Bu başlıkta Cemaatin gazete ve televizyon kanallarına yapılan kapatma ve kayyum atamaları getiriliyorlar. Cemaat medyasına yapılan kapatmalar ve kayyum atamalarının basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi onlar açısından normal karşılanabilir ki bende çoğunu tasvip etmiyorum. Ancak Cemaat yapılanması diye öne çıkan ‘Paralel’ kavramı ve ‘Paralel örgüt’, Türkiye Cumhuriyeti tarafından terörist olarak görülüyor ve ona göre müdahalede bulunuluyor. (PKK’nın yayın organlarına yapılan müdahaleler de bu şekilde yürüyor.) Hükümetlerin terörist ithamlarının sürekli değişeceği ve bunun önünü almanın zor olduğu zaten bilinmekte. AB’nin de bu konuda eleştirilerinin yerinde olduğu aşikar ancak unutulmaması gereken bir şey var ki her şey ‘hukuka’ göre işliyor.

‘PKK silah bırakmalı’: Kürt sorununa şiddete dayalı çözüm yok. AP, terör örgütleri listesinde yer alan PKK’nın şiddete dönüşünü kınar ve haklı bulmaz. PKK silah bırakmalı, terörist taktiklerden vazgeçmeli ve beklentilerini barışçıl ve yasal yollarla dile getirmeli. Terörle mücadelenin Türkiye’nin meşru hakkı olduğu tanınır. Terörle mücadele operasyonları orantılı olmalı ve toplu cezalandırma halini almamalı. AP, PKK’nın güvenlik güçlerine ve sivillere yönelik saldırılarını güçlü şekilde kınar.

Daha önce PKK’ya bu denli uyarılarda ve eleştirilerde bulunmayan AB’nin bu konudaki tutumu oldukça şaşırtıcı. Neredeyse tüm AB yetkilileri artık ‘PKK silah bırakmalı’ diye açıklamalar yapıyor ve raporda buda yinelenmiş. Terörle mücadele konusunda Türkiye’yi orantılı olunması konusunda uyaran AB, Türkiye’nin mücadelesinde ise pek bir hata görmediğini, bu açıklamayla da dile getirmiş oluyor. Sadece dikkatli olun uyarısıyla yetiniliyor. Çünkü Türkiye’nin bu konudaki hassasiyetini TSK’nnın açıklamasından bile anlaşılabiliyor:

Genelkurmay Başkanlığı’ndan daha önce yapılan açıklamada, ‘İnsan hakları çerçevesinde bu operasyonları yapmasaydık, operasyonlar 1 hafta sürerdi’ denmişti. Türkiye AB ülkeleri yada ABD gibi terörle mücadele etse, yani 2003 Irak işgali yada Arap Baharı sonrasında Libya müdahalesi sonrasındaki gibi şehirleri bombalayıp binlerce hatta yüz binlerce insanın ölümü gibi bir tabloyla Türkiye’de karşılaşılabilirdi. Bu konuda Türkiye’nin hakkının yenmemesi konusunda herkesin hem fikir olması elzem.

İlerleme raporunun ertelenmesi: AB Komisyonu’nun, 2015 İlerleme Raporu’nun Türk seçimleri sonrasına ertelenmesinin, Türk hükümetinin mülteciler konusundaki işbirliği karşılığında AB’nin temel haklar konusunda sessiz kaldığı izlenimi verdiği için yanlış bir karar olduğuna inanıyoruz.

Türkiye ile mülteci görüşmelerinden ötürü aylardır Türkiye’yi eleştirmeyen AB burada günah çıkarıyor ve bu yayınlanan ilerleme raporunun seçim sonrasına ertelenmesini isteyen AB Komisyonunu parlamento (AP) eleştiriyor.

‘Reform şart’: Yargı, temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarında acil reformlara ihtiyaç var.

Dünyanın en demokratik ülkelerinde bile bu kavramların içinin sürekli doldurulması için reforma ihtiyaç olduğu biliniyor. Bu konuda AB’nin eleştirisinin yerinde olduğunu düşünüyorum ki, Türkiye’nin genel demokrasi ilkeleri hakkında eksiklerinin olduğu bariz ortada.

Avrupa Birliği üyesi ülkeler ve harita
Avrupa Birliği üyesi ülkeler ve harita
Cumhurbaşkanı’na kınama: AP, düşünce ve ifade özgürlüğü ile bağımsız medyanın Avrupa’nın esas değerleri olduğunu yineler, Can Dündar ve Erdem Gül’ün serbest bırakılmasını memnuniyetle karşılar ve Cumhurbaşkanı’nın Anayasa Mahkemesi’ne yönelik açıklamalarını kınar. Tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılması çağrısı yapan AP, Türk liderliğindeki artan otoriter eğilimleri derin üzüntüyle karşılar.

Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi hakkındaki ‘tanımıyorum’ açıklaması bana göre de oldukça yersiz ve hukuk dışı. Ülkedeki en üst mahkemenin kararı iyi-kötü ne olursa olsun, ülkenin en başındaki isim için ‘tanınmıyorsa’ bu bir yanlıştır. Pervasızca yapılan, kişisel ve gereksiz açıklamalardan biridir. Tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması konusunda ise AP tam olarak cahilce açıklama yapmış. Neden derseniz de ülkede milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması tartışılırken, bazı gazetecilerin ‘terör propagandası’ yapması, ‘gizli bilgileri deşifre etmesi’ ve bu faaliyetler sonucu ceza alması neden yanlış oluyor ki? AB ülkeleri bu konuda kendi sınırlarında kimsenin gözünün yaşına bakmazken, neden Türkiye’yi bu konuda ucu açık bir şekilde eleştirir anlam veremiyorum. Sanki gazetecilerin dokunulmazlığı var. Sanki her gazeteci sadece işini yapıyor. Bu konuda kimse kimseyi kandırmasın, demokratik bir hareket gibi gösterilen ancak tamamen cahilce dile gelen iki yüzlü bir söylem bu. Herkesin bildiği, küçük bir örnek:

Can Dündar davasında ‘gizli bilgilerin deşifre edilmesi’ AB, ABD ve diğer demokratik ülkelerde suç sayılıyor ki, İngiltere’de geçtiğimiz sene Guardian gazetesinin bu konuda üstüne gidildi ve gazete yetkilileri sızdırılan devlet sırlarını imha ettiği videolar yayınlanmıştı. Avrupa’yı nedense ‘çokça ilgilendiren’ Can Dündar ve Erdem Gül davasına bir de bu gözle bakmamız gerekiyor.

Özetle gazetecilik mesleğinin kutsallığı konusunda hem fikiriz ancak kimsenin dokunulmazlığı yoktur. Hele ki bu ülkenin canını yakan terör belasıyla aynı safta propaganda yapılıyorsa.

Yolsuzlukla mücadele: Yolsuzlukla mücadele Türkiye’nin önceliklerinden biri olmalı. Türk hükümeti yolsuzlukla her seviyede mücadele niyetinde olduğuna yönelik açık ve tutarlı sinyaller vermeli.

Yolsuzluklar konusunda geçtiğimiz senelerdeki olaylara ithafen yapıldığını düşündüğüm bu eleştiride de AB’yi haklı buluyorum. Yolsuzlukların en aza indirildiği her ülke huzura bir adım daha yaklaşır kanaatindeyim. Zaten AB’de bu konuda açıkça bir konu üzerinden eleştiride bulunmuyor ama yolsuzlukla mücadele konusunda somut adımların görünmesi isteniyor.

Seküler yaşam tarzına saygı: AP, Avrupa değerlerine uygun olarak inanç temelliler kadar seküler olanlar için de farklı yaşam tarzlarına tam saygı gösterilmesi ve devlet ile dinin ayrı tutulmasının sürdürülmesi gereğinin altını çizer.

Her ilerleme raporunda yer alan klasik başlıklardan biri. Konuşmaya gerek yok. Yaşam tarzlarına saygılı da olunsa bu başlık her daim yer alıyor.

Kadına yönelik şiddet: Kadına karşı şiddetin çok yüksek düzeyde olması endişe verici. İlgili yasanın uygulanmasında eksik var.

Her halde tamamen katıldığım tek konu bu. Kadına karşı şiddet önleme konusunda Türkiye çok ama çok eksik. Kadına karşı şiddetin artması yada şiddetin cezasının caydırıcı olmaması ülke içinde sorun teşkil ettiğini, vatandaşlar olarak hepimiz görebiliyoruz.

Aydınlara kovuşturma: Barış için bildiri imzaladıkları gerekçesiyle binden fazla akademisyenin sindirme ve kovuşturmaya uğraması üzüntü kaynağı.

Aydınların kovuşturulması ve sindirilmesi diye ifade edilen ‘akademisyenler olayını’ fikir özgürlüğü çerçevesinde almak ve bu konuda Türkiye’yi eleştirmek yine AB’nin iki yüzlü açıklamalarından biridir. Akademisyenler devleti katliamcı ve faşist olarak nitelendirmesi zaten kanun itibariyle suçtur. Ülke içinde PKK ile mücadele sırasında asker ve polislerin şehit edilmesi ve bunlara ek olarak PKK’nın bombalı eylemleri vatandaşlar olarak bizleri kahrederken, 90’lardaki operasyon şekliyle mücadele edilmeyip hassas davranılmasına rağmen hala akademisyenlerin konuşulması bence samimi değil. Akademisyenler devletin politikalarını eleştirebilir, güvenlik güçlerinin illaki yanlışları vardır. Ama PKK’nın bölgeyi ne hale getirdiğini konuşmadan yapılan her eleştiri, art niyetli yapılmıştır. Hiçbir şekilde PKK’nın katliamcı ve halkın yaşadığı alanları işgal etme eylemlerini görmeyen yaklaşım, kimse kusura bakmasın elit bir şekilde söyleyemeyeceğim ama ‘hainliktir’. Çünkü vatandaş olarak yıllardır bu saldırılar karşısında bir olmamız gerekirken, hükümete düşmanlık yüzünden PKK ile aynı safta yer almak yine ve yeniden söylüyorum ‘hainliktir’.

Sonuç olarak AB’nin eleştirilerinin tamamını yok saymak bizler için yanlış olur. Hep söylendiği gibi Avrupa Birliği müzakerelerinden ülke olarak benimsememiz gereken başlıklar bellidir. İnsan hakları ve demokrasi ilkeleri. Eğer ki AB yolunda çaba sarf ediyorsak bu eleştirilerin yapıcı olanlarını terazimizden geçirmemiz gerekmektedir. AB Bakanı Volkan Bozkır’ın ”AP’nin Türkiye Raporunu Yok Hükmünde Sayacağız” çıkışı da yerindedir çünkü rapor kabul edilirse, AB’nin Türkiye hakkındaki yanlış düşünceleri de tasdiklenmiş olacaktır. Diplomasi açısından bu raporun kabulü bu anlama gelmektedir.

Avrupa Birliği müzakere süreci ile alakalı AB’nin aday ülkelere ‘insan hakları ve azınlıklar’ başlığıyla iç işlerine karışılmasını politika haline getirilmesini doğru bulmuyorum ancak Avrupa yoluna girildiyse zaten Türkiye bunu kabul etmiş sayılıyor. AB’nin dayattıkları başlıkların çoğu AB ülkeleri arasında dile bile getirilemiyor. İlginçtir, 1963 yılında başlayan AB-Türkiye ilişkilerinden sonra AB’nin kurucu 6 ülkesinin dışında tüm başvuran ülkelerin adaylığı kabul edilirken, Türkiye hâlâ bekletilmektedir. Düşünün Bulgaristan’dan Romanya’ya kadar, AB’nin şartlarını yerine getirmekten ‘aciz’ bir çok ülke birliğe üye alınırken -Soğuk Savaş sonrası eski Sovyet uydularını kontrol etmek için de olsa-, Türkiye saf dışı bırakılmaktadır.

Yazımı çoğu vatandaşımızın dediği klasikleşmiş bir cümleyle bitirmek istiyorum:

”Biz AB’nin faydalı yanlarını alalım, varsınlar bizi AB’ye almasınlar”

Abdulkerim Arslan

StratejikOrtak.com Yazarı

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here