16. Yüzyılda Osmanlı Maliyesinin Kötü Gidiş Sebepleri

osmanlı maliyesi
TARİHTEN - ''16. Yüzyılda Osmanlı Maliyesinin Kötü Gidiş Sebepleri''

16. YY OSMANLI MALİYESİNDEKİ KÖTÜYE GİDİŞİN BAŞLANGICI VE ETKİLERİ VEYA ETKİLEŞİMLERİ

Osmanlı İmparatorluğu, coğrafi keşiflerin başlangıcına kadar ticaret yollarına hakim olmuş ve bu hakimiyetİ ticaret alanında loncalar, tarım hayatında ise has, zeamet ve tımar gibi düzenlemeler ile devam ettirilebilmiştir. Ancak Osmanlı maliyesi, 16. yüzyılın son çeyreğinde bunalıma girmiş ve bazı önlemler alınmıştır. Bu önlemler toplumu ekonomik olarak sarsmış ve bu sarsıntı siyasal olarak da hissedilmiştir. 15. ve 16. yüzyılda yeni ticaret yollarının bulunması ve daha da önemlisi 1492’de Yeni Dünya’nın keşfi, Eski Dünya’da önemli değişimlerin olacağının habercisiydi. Bu değişimler ışığında Osmanlı’da, ekonomik, toplumsal, askeri ve siyasal olay veya olguların maliye ile karşılıklı etkileşimi değerlendirilecekti.

cografi-kesifler

16. yüzyılda Avrupa ekonomisinin coğrafi sınırları hızla genişleyerek dünyaya yayıldı. Gemiz yapım tekniği ve okyanus gemiciliğinde önemli ilerlemeler sayesinde, Portekizliler ve İspanyollar denizaşırı keşiflerde büyük başarılar kazandılar. Amerika Kıtası’nın keşfi ve Afrika’nın güneyinden dolaşarak Hindistan yolunun bulunması, önce Atlantik kıyısındaki bu iki ülke, daha sonra da Hollanda, İngiltere ve diğerleri için yeni olanaklar yarattı. Yeni Dünya’nın keşfiyle birlikte, Peru ve Meksika toplumlarının yüzyıllar boyunca biriktirdikleri altın ve gümüş yağmalanmaya ve Avrupa’ya aktarılmaya başlandı. Bol miktarda altın ve gümüşün piyasaya girmesi enflasyonun artışına ve paranın değer kaybetmesine neden oldu. Ancak bu ekonomik sıkıntı sadece Batı Avrupa’da yaşanmadı. Çünkü bu değerli madenlerin birçoğu Avrupa’da kalmadı; Avrupa’dan Asya’ya aktarıldı. Avrupa’nın Hindistan’dan ithal ettiği baharat, ipekli kumaşlar, değerli taşlar vb. Amerika’dan gelen altın ve gümüş ile ödendi.

Batı Avrupa’da başlayan fiyat hareketleri, Eski Dünya’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu’nda da esas olarak uzun mesafeli ticaret yoluyla yayıldı. Batı Avrupa’da genel fiyat düzeyinin artması ki tarım ürünlerinin fiyatları daha çok artıyordu, Akdeniz’in doğu ve batı havzalarındaki fiyat farkını arttırıyordu. Bundan dolayı Avrupalı tüccarlar Osmanlı İmparatorluğu’na gelerek hem gıda gibi temel maddeleri, hem de loncaların kullandığı ham maddeleri daha yüksek fiyatlara almaya ve Batı’ya göndermeye başladılar. İşte Batı’daki fiyat hareketlerinin Osmanlı’ya etkisi bu ticaret yoluyla gerçekleşmiştir.

Mali bunalımın askeri nedenlerinden bahsedecek olursak, 16. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun kolay ve hızlı genişleme dönemi sona ermiş ve doğal sınırlarına ulaşmıştır. İmparatorluğun sınırları doğuda Safevi İranı’na, batıda Habsburg Avusturyası’na dayanmış, güneyde ise Afrika çöllerine ulaşmıştı. Zaferle sonuçlanan, hazineye gelir sağlayan savaşlar yerini uzun, yorucu ve masraflı mücadelelere bırakmıştı. 1580’lerde İran’la, 1590’larda Avusturya ile başlatılan savaşlar, sonuç alınamadan sürüp gidiyordu. Öte yandan değişen savaş teknolojisiyle birlikte, ok, yay, ve kılıç kuşanan, zırh kullanan sipahiler, Avusturya’nın ateşli silahlarla donanmış piyade ordusu karşısında etkili olamıyordu. Avrupa’da değişen savaş teknolojisi Osmanlıların tımar düzenine dayanan sipahi ordusunu bir kenara iterek ağırlığı sürekli maaşlı, daha düzenli eğitim gören merkez ordusuna kaydırmaya zorluyordu. Bu zorunluluklar karşısında Osmanlı merkez ordusundaki sürekli maaşlı kapıkulu askerlerinin(yeniçeriler) sayısı 1550 yılında 13 binden yüzyıl sonunda 38 bine yükseldi. Ayrıca paralı asker olarak savaş zamanında silah altına alınan Sekban veya Levend’ler ileride Celali isyanlarının kahramanları olacaktır.  Sürekli maaş alan asker sayısının bu kadar hızlı artması, merkezi bütçeye ağır bir yük bindirmekte, merkezi devleti daha fazla parasal gelir bulmaya zorlamaktaydı.

osmanli-yenicerileri

Öte yandan, devletin mali bunalımı köylüler üzerindeki vergi yükünü arttırmakta idi. Savaş zamanı ordunun ihtiyacını karşılamak üzere devlet iltizam sistemi olarak adlandırılan bir yöntemle toprak üzerindeki vergi toplama işini mültezimlere kiralamaya başladı. Bu yöntem, hem köylünün vergi altında ezilmesine, hem de toprak sisteminin bozulması demek idi. Bu bozulmanın etkisiyle köylüler çareyi, ya hayvancılığa yönelmek, ya yarı göçebeliğe geçmek, ya da şehre göç etmekte(bunların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur) buldu. Kentlere göçün artması ve kentlerde loncaların Avrupalı tüccarlarla rekabet edememesi sonucu, işsizlik yaygınlaşmaya başladı.

Osmanlı maliyesi tüm bu sıkıntılardan çıkmak için kullandığı yöntemlerden biri tağşiş idi. Tağşiş sırasında devlet, dolaşımdaki gümüş veya altın sikkeleri piyasadan toplar ve bunların içindeki değerli maden içeriğini azaltarak yeniden piyasaya sürerdi. Osmanlı Devleti 18. yüzyıla kadar kendi altın sikkelerinin içeriğini değiştirmemiş, tağşiş işlemlerini gümüş içerikli akçeler üzerinde gerçekleştirmiştir. Tağşişten sonra da devlet, memurlarının ve ordunun maaşlarını yeni akçelerle ödemiş, vergi toplarken de yeni akçeleri ödeme aracı olarak kabul etmeye başlamıştır. Ancak bu işlemler, akçenin değer kaybına ve insanların alım güçlerinin düşmesine sebebiyet vermiştir. Alım gücünün düşmesiyle sınıfsal olarak güçlü olan zümreler ayaklanmışlardır. Örneğin; 1585 yılındaki tağşişten sonra fiyatlar iki katına fırlayınca, aylıkları yeni sikkelerle ödenen yeniçeriler para işlerinden sorumlu olan Rumeli Beylerbeyi Mehmet Paşa’nın kellesini istemişler ve padişah bu talebi yerine getirmek zorunda kalmıştır. Daha sonraki mali ve siyasal çalkantıların habercisi olan bu ayaklanma, Beylerbeyi Vakası olarak bilinir.

Osmanlı İmparatorluğu hem Avrupa’da Habsburg’u yıpratmak hem de Akdeniz ticaretini canlandırmak için 1 Mart 1535’de Fransızlara kapitülasyon vermiş, ancak yaklaşan mali kriz aşılamamıştır. 16. yüzyılın ikinci yarısından sonra başlayan mali sıkıntı 17. yüzyıl ve daha sonrasında içinden çıkılmaz bir bunalıma dönüşmüş ve İmparatorluk eski gücünü kademe kademe yitirmiş ve 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında ilk kez borçlanmaya gidilmiş, ancak 1881’de Duyun-u Umumiye ile sonuçlanmıştır.

Hüseyin Kaylı

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

1 Yorum

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here