El Kaide’den DEAŞ’a Ağ Tabanlı Terör Organizasyonları

Eylemleri, etkileri, yöntemleri ve stratejileri ile bugüne kadar ortaya çıkmış terör örgütlerinden farklı olarak hareket eden DEAŞ Amorf yapısı ile dünya gündeminde geniş yankı uyandırmış örgütün evrimi, tarihi ve yapısı ile ilgili herkes bir şeyler söylemeye çalışmıştır. Peki on kadar farklı isim değişikliği ile günümüze gelen DEAŞ nerede nasıl ortaya çıkarılmış, hangi süreçlerden geçerek hangi kaynaklarla etkisini bugüne kadar sürdürebilmiştir?

DEAŞ son zamanlarda ortaya çıkan ve sıradan bir örgüt yapısına sahip olan faaliyetlerden değildir. DEAŞ’ ı çözmek için El-Kaide dosyasını iyi incelemek gerekmektedir, aksi halde bir terör örgütünün nasıl terör şirketine dönüştüğünü anlamak mümkün olmayacaktır.

Sovyetler Birliğinin 1978’de Afganistan’ı işgal etmesinin ardından, ‘Afganlara yardım etmek’ maksadı ile farklı ülkelerden çok sayıda Müslüman gönüllü olarak ülkeye akın etmiştir. Bu akımın karşısında Usame Bin Ladin ve Filistin Müslüman Kardeşlerin lideri Abdullah Azaam, ‘Afgan direnişinde savaşacak yeni gönüllüler bulmak, bu gönüllülere mali ve lojistik destek sağlamak amacıyla ‘1980 yılında Mektep El Hidamat’ı (Hizmet Bürosu) kurmuşlardır. MAK başta ABD, Suudi Arabistan ve Mısır başta olmak üzere Elli farklı ülkede şubeler açmıştır. Bin Ladin örgütlenmeye katılanlar için bir veritabanı oluşturmuş ve adını ‘El Kaide’ koymuştur. 1988’de Sovyetlerin Afganistan’dan çekilmesi ile dağılmaya başlayan bu gönüllü ordu yeni bir amaç için Bin Ladin tarafından bir araya getirilmiş ve yapı El Kaide olarak adlandırılmıştır.

Bin Ladin

ABD liderliğinde oluşturulan koalisyonların 1991’de Irak’ı işgal etmesi El Kaide tarafından ağır şekilde eleştirilir ve 1992’de Yemen’de  El-Kaide ilk saldırısını gerçekleştirir. Amaçlarını ‘ABD’yi Arap Yarımadasından çıkararak Mekke ve Medine’yi kurtarmak, ABD ile işbirliği yapan Suudi yönetimini devirmek ve devrimci gruplara destek vermek’ olarak sıralamış eylemlerini meşrulaştırma amacıyla cihat çağrısı yaparak fetvalar yayınlamıştır.

Saldırıları gün geçtikçe şiddetlenen El-Kaide, ABD Büyükelçilikleri ve askeri tesisler başta olmak üzere İstanbul, Madrid, Londra ve farklı merkezlerde şiddetli ve yankılı terörize eylemler gerçekleştirmiş ve ABD’nin yeni bir dış politika belirmesine etken olan ‘İkiz Kule’ saldırılarıyla terör faaliyetlerini sürdürmüştür.

ABD’ nin Arap Yarımadasını terk etmesini, Batı tarzı Müslüman devletlerin sistemlerinin yıkılmasını ve Orta Doğu’da Halife yönetiminde bir İslam Devleti kurulmasını hedefleyen El-Kaide bu bağlamda Selefi İslam inancının yanı sıra Neo-Marksist yaklaşımın izlerini taşıyan özellikler göstermektedir.

Kendisine Dini referans olarak Selefilik ve Vahabilik anlayışlarını baz alan El-Kaide, klasik terör örgütleri gibi katı bir hiyerarşik yapının aksine esnek bir yapıya sahiptir. Şöyle ki; El-Kaide yapısal ve fiziki olarak oluşturmuş olduğu terör ağları ile ideolojilerini başka gruplara benimseterek adeta marka hakkı veren bir ‘franchasing’ terör şirketi haline bürünmüştür.

Ladin’in 2011’de ‘öldürülmesi’! nin ardından beklenen etkinin aksine El-Kaide’nin farklı coğrafyalarda ki uzantıları evirilerek farklı terör örgütleri olarak yapılanmış ve eylemlerini artırmıştır. Nijerya’da Boko Haram, Somali’de Eş-Şebab, Yemen’de Ensar El-Şeria, Arap Yarımadasın El-Kaide’si, Mağrip El Kaidesi, Irak El Kaidesi gibi.

DEAŞ Gelişimi ve Dönüşümü

Terörün ve kıyımların had safhada olduğu Orta Doğu’da her savaş ve kriz Afrika bölgesinde de olduğu gibi yeni birer terör örgütlerinin kurulması ve güçlenmesi için avantaj insanlık adına ise dezavantaj oluşturmaktadır. Sovyetler Birliği’ nin Afganistan’ı işgali Taliban ve El-Kaide için nasıl bir gelişme ortamı oluşturmuş ise Suriye iç savaşı ve Irak’ta ki yaşanan gelişmeler DEAŞ için aynı etkiyi ortaya çıkarmıştır.

DEAŞ’ın bu kadar etkili olması ve bölge ile birlikte dünya genelinde eylemler yapabilirliğini anlamak için Suriye iç savaşına kadar olan süreci incelememiz gerekmektedir.

Taliban

Kamuoyu DEAŞ adını  Suriye’de ki iç savaşla duymaya başlasa da tarihi çok daha öncesine dayanmaktadır. Örgütün ilk kurucusu, Afgan direnişine de cihatçı olarak katılmış Ürdün asıllı ‘Ebu Musab Ez Zerkavi’ dir. Zerkavi Ürdün’de kraliyet ailesine karşı gerçekleştirdiği radikal İslamcı tavrı ve eylemleri nedeniyle 1993-1999 yılları arasında mahkum edilmiştir fakat bu hapis süreci sonunda daha radikal ve sertleşmiş mizacı ile ortaya çıkan Zerkavi, Ladin ise yakınlaşmak ister fakat aşırı şiddet içerikli söylemleri ve davasında Sünni ve Şiilere karşı sert tutumu ile reddedilirse de 2004 yılında ABD askerlerini Felluce direnişinde başarısızlığa uğratması Ladin’in dikkatini çeker.  Bu bağlamda bağlılık yemini ve biat ettikten sonra örgüt 2004 yılında Irak El Kaidesi adını alır. 2006 yılına gelindiğinde Zerkavi’ nin ABD operasyonu sırasında öldürülmesi ile yerine Ebu Eyyub El Mısri geçmiştir. Bu tarihten sonra ise oluşum adını ‘Irak İslam Devleti’ haline getirir. Örgütün 2006 ve sonrasındaki değişimi çok önemlidir çünkü adını devlet olarak duyurmak istemiş, Irak’ta şeriat ile yönetilen bir İslam devleti kurmak istediği görülmüştür. Ayrıca bu süreçte örgüt Irak’ta ABD’ nin yanı sıra Şia mezhebine Hristiyanlığa karşıda savaş başlatmıştır.

Nisan 2010’da Ebu Eyyub El Mısri’ nin öldürülmesinin ardından örgütün başına bugün hala lider olan Ebu Bekir El-Bağdadi geçmiştir. Bağdadi döneminde DEAŞ diğer örgütlere göre daha fazla şiddet yöntemi kullanmış ve radikal militanların bu dönemde örgüte olan ilgisi artmıştır.

Irak İslam Devleti hızlı gelişme göstermiştir. İlk olarak 2011 yılında ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi ile oluşan güç boşluğu ve kaos ortamı Maliki’nin Irak’ta ki Sünni Müslümanlara yıldırıcı ve baskıcı politikası ve Suriye’de ki protestoların artıp iç savaşa dönmesi ile bölgede oluşan farklılıklar Bağdadi’nin ‘Duvar Yıkma’ harekatı ile de süreç devam etmiştir.

Ebu Bekir Bağdadi

2012 yılından itibaren bölgede ortaya çıkan El-Kaide unsurları da savaşa dahil olmuştur. Daha sonra adını El-Nusra olarak ilan edecek olan bu örgüt, Suriye Muhalefeti gibi yalnızca Esad rejimine karşı savaşmak ve rejimi devirmek için değil, bu coğrafyada şeriat kanunları ile yönetilen Sünni İslam yönetimleri kırmaktır. Savaşın ilk zamanlarında ÖSO ile beraber savaşan Nusra, kuzey Suriye’de etkisini artırır ve ‘Rakka’ merkezini ele geçirir.

2013 yılında Bağdadi, El-Nusra  ve Irak İslam Devletinin birleştiğini ve Irak Şam İslam Devlet’inin kurulduğunu açıklar. Nusra lideri Culani, Irak İslam Devleti liderine El-Kaide ye biat ettiğini ve mutlak liderin zevahiri olduğunu iletir. Bu durum El-Kaide ve DEAŞ arasında ki güç çatışmasını gözler önüne serer.  El –Kaide, DEAŞ’ ın iptal olduğunu ve Suriye’de temsilciliğin El-Nusra’ da olduğunu bildirirken DEAŞ varlıklarının devam ettiğini ve tek İslam koruyucusunun kendi imtiyazında olduğunu belirtir. Kaçınılmaz güç çatışması ve kaçınılmaz son olarak DEAŞ bağımsızlığını ilan etmiştir. DEAŞ’ ın aşırı Radikal tutumu El Nusra’ ya militan kaybettirip DEAŞ Saflarına kattı.  DEAŞ Rakka’yı Nusra’ nın yönetiminden kendi yönetimine geçirmesi sonucu savaş giderek mezhep çatışmasına dönüşür. El-Kaide’den kopuş analiz edildiğinde diğer örgütlerin aksine bir ‘İslam Devleti’ kurma amacı olan DEAŞ’ ın önünde El Kaide ve onun lideri Zevahiri bir engel teşkil ediyordu.  Bu durum DEAŞ’ ın cihat çağrılarının gerekli etkiyi yaratamamasına neden oluyordu. El Kaide cephesinde ise taban, DEAŞ’ ın ABD’den yardım aldığı düşüncesi nedeni ile imaj kaybı yaşadığını düşünüyordu.

DEAŞ’ ın Suriye ve Irak’ta  saldırdığı yerler incelendiğinde Irak’ın batısı ile Suriye’nin doğusu arasında bir devlet kurmak istediği rahatça anlaşılmaktadır. Bu amaca bağlı olarak örgütün maddi ve manevi gücünü artırmak için Irak’ın kuzey batısına yaptığı saldırılar bu açıdan önemlidir.

Irak’ta ki gelişimin ardından DEAŞ, İslam Devleti kurmak amacı için yeterli güce sahip olmuştur. Ayrıca Suriye’de yaptığı gibi ırak’ta da hapishanelere saldırmış ve burada ki suçluları militan olarak örgüt bünyesine katmıştır. 29 Haziran 2014 tarihinde DEAŞ ve lideri Bağdadi hilafet ve İslam Devleti’nin kurulduğunu ilan edilmiştir. Örgütün adı Irak Şam İslam Devletinden İslam Devletine dönmüş Bağdadi Halife ilan edilmiştir.

Sonuç Olarak

Din motifli bir terör örgütü olmasına rağmen Mao’nun genellikle ayrılıkçı terör örgütleri tarafından uygulanan üç aşamalı stratejisi uygulanmaktadır.  Bunlar; Stratejik Savunma, Stratejik Denge ve Stratejik taarruz safhalarından oluşur.

Ana hatları ile ele alındığında ise DEAŞ temelleri Afganistan-Sovyetler Birliği savaşına kadar uzayan 2000 yılında Ebu Musab El Zerkavi tarafından Tevhid ve Cihat örgütü adı altında kurulmuş, selefi cihadı savunan ve geçen 17 yıl içerisinde 3 lider değiştiren ve dinamiğini korumaya çalışan bir terör örgütüdür.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here