Türk Dünyasının Sorunları

Sizde de böyle midir bilmiyorum ancak özellikle yeni Türk devletlerinin ortaya çıktığı doksanlı yıllarda büyüyen nesillerin söz konusu turan ülküsü olunca geçmiş nesillere göre çok daha ateşli olduğu düşünmekteyim.

Daha önce Turan ülküsünün gerçekleşebileceğine yönelik böylesine bir tutku en son Birinci Dünya Savaşında ve sonrasında ki Rus İç Savaşında mevcuttu. Sonrasında her iki savaşta da başarısız olunması üzerine bu hayaller başımıza hayal olmaktan çıkıp kabus olarak geri döndü.

O dönem bu tutkunun Osmanlı İmparatorluğunda ki vücut bulmuş hali İttihat ve Terakki Cemiyetiydi. Cemiyetin ağır topları da Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşaydı. Gerçekleştirdikleri Babı Ali Baskını ile beraber yönetimde gücü ele geçirmiş ve sonrasında tutkuları uğruna ülkeyi mahvedecek bir buhrana girmişlerdir.

Turan ülküsünün olabilirliğini sorgulamadan önce, bu hayalin insanlarımızı nasıl bir felakete sürüklediğini anlamak için o döneme kısaca bir göz atmakta fayda var.

Osmanlı Devletinin son dönemlerinde Orta Doğu ve Kuzey Afrika da yaşanan hayal kırıklıkları insanlarda milliyetçi duyguları ateşlemiş ve Ümmetçilik yoluyla genişleme ideali yerini Turancılık yoluyla genişleme idealine bırakmıştır. Ancak sonuç yine felakettir. Birinci dünya savaşı ve Rus iç savaşında Turancılık fikirleri savaşlarda alınan ağır yenilgiler yüzünden büyük bir hezimete uğramıştır.

O dönem, bu fikirlerin gerçekleşebilme ihtimalini güçlendiren olaylar bu iki savaştı ama sonrasında başarısız olunmasıyla bu ihtimalden bile daha da uzaklaşıldı. Ta ki Sovyetler Birliği dağıtılana kadar, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı doksanlı yıllardan sonra bu hayalin tekrar oldukça arttığı bir gerçek.

Ancak bu hayalin Türklerin ana yurdunda değil de göç yollarında daha ateşli olması daha da ilginç. Örneğin tanıdığım Kazak, Özbek, Tatar arkadaşlarımın hem kendi düşünceleri hem çevreleriyle ilgili anlattıkları hemde farklı kaynaklardan gördüğüm haberler ve makalelerden çıkardığım sonuç, bu tür meseleleri pek kafaya takmadıkları iken Azeri, Türkmen ve Anadolu gençlerinin bu konu da çok daha ateşli ve istekli olduğunu fark ettim.

Özellikle Azeri dostlarımın gözlerinden inanılmaz bir intikam ve nefret fışkırıyor. Hem Ermenilere, hem Farslara, hem de Ruslara karşı bu duyguları besliyorlar. Bunun sebebini inceleyince Karabağ savaşının(1992-1995) verdiği yenilmişlik hissinin onlarda bıraktığı mirası anlamak zor değil. Sadece bu savaş değil aynı zamanda savaş sonrasında yaşanan çatışmaların medyada ki yansımaları, İran da yaşayan Azeri toplumunun çektikleri ve Rusya da ki Azeri toplumuna yönelik dazlak cinayetleri kuşkusuz onların öfkesini ve çaresizlik hissini daha da kabartıyor olmalı.

Anadolu, Kafkasya, ve Orta Doğu da durum böyle iken Orta Asya ülkelerinin gündeminde ise daha çok yöneticilerinin vurdum duymazlığı, kamu kurumlarında ki yolsuzluk ve rüşvetler, artan zengin fakir uçurumu, mafya faaliyetleri olduğu için insanların istekleri keşke eski düzen devam etseydi şeklinde oluyor. Bu yüzden bir Turancının önce ana yurdunda ki insanların bile çoğunun kendi gibi istekli olmadığını ve siyasi eğilimlerinin farklı olduğunu anlaması gerekiyor.

Yaklaşık olarak Türk dünyasının nüfusunun üçte biri Türkiye de(55-60 milyon) yaşıyor. Peki bu 172-185 milyon arasında olan büyük nüfus şuan da ne durumda? Türk halklarının turan konusunda potansiyellerini anlamak açısından bu nüfusun şu an ki başlıca sorunlarına sırayla bir bakmamız önemli. Hem bu sayede Orta Doğudan başka bir gündemi olmayan yurdumun insanları, daha önemli meselelerinin olduğunu da görmüş olur.

Soykırım

İster Enternasyonal bir birey için olsun isterse Milliyetçi bir insan için olsun, her halde bir birey için en acı olan kısım soykırım mevzusu olsa gerek. Çin de yaşayan Uygur ve Kazak halklarının yok oluşu bence en büyük sorun. Zaten artık Kazakların adı bile geçmez oldu Çin de, halbuki eskiden Kazaklar da Doğu Türkistan da varlık gösteriyorlardı. Fakat bunu bugün kimse bilmiyor. Bu hızla giderse Uygurların da yakın bir gelecekte Çin’in karanlık tarihinden Kazaklar gibi silineceği kesin gibi ve kimsenin bu durum karşısında bir şey yaptığı daha doğrusu yapabildiği yok. Zorunlu kürtajlar, yasaklar, kısırlaştırmalar, idamlar zaten hepimizin sık sık duyduğu meseleler oldu. Bir zamanlar onda dokuzu Türk olan bölgede şimdi Türk oranı dörtte bir bile değil.

Çin de yaşananların dışında Irak’ta ve Suriye’de de bir soykırım telaffuz ediliyor ama burada yaşayan Türkmenlerin tam olarak neler yaşadığı konusunda tek bildiğimiz iddialar üzerine kurulu, yani kesin bilgi veremiyoruz. Bilgilerin kesinliğini savaşların bitmesiyle oluşacak ortamda daha net elde edebiliriz. Ancak Irak ve Suriye de Türkmenlerin çeşitli güçler tarafından farklı zamanlarda ve farklı yerlerde yok edildikleri sürekli gündemimize düşüyor. Bu duruma hem Irak’ta hemde Suriye de hangi güçlerin sebep olduğu ise hepimizin malumudur sanırsam. Sebep genelde PKK ile bağlantılı örgütler oluyor.

PKK’nın ırkçılığının yanı sıra mezhebi gerilim daha kritik boyutta. Türkmenler zaman zaman Haşdi Şabi veya IŞİD saflarında birbirleriyle savaştığı gibi şehirlerde kendi sivillerini de katledebiliyorlar. Haşdi Şabi Sünni sivilleri, IŞİD de Şii sivilleri derken her iki grubunda içinde tıpkı Araplar gibi yer bulan Türkmenlerde bir nevi birbirlerini ve birbirlerinin sivillerini öldürüyorlar. Yani Irak’ta sadece Araplar arasında değil Türkmenler arasında da iç savaş mezhep yüzünden devam ediyor.

Ayrıca soykırım konusunda pek konuşulmayan Tacikistan’a da bir parantez açmak isterim. Çünkü en az konuşulanı bu. Öncelikle Taciklerin Türki değil İrani bir halk olduğunu hatırlamakta fayda var.

Tacikistan da Özbek azınlığın oranı resmi rakamlara göre günümüzde %9 civarında ama Tacikistan bağımsız olduğunda Özbeklerin oranı için %23 gibi oranlar bile veriliyordu. Tabi aradan geçen 25 yıllık dönemde ülke nüfusu %50’ye yakın artış gösterdi. Hemde bu artış yoğun dış göçe ve iç savaşa rağmen oldu. Fakat Özbek nüfus savaş sırasında Tacikler gibi faal olmamıştı ve çalışmak için dışarı göç etme eğilimleri Taciklerle aşağı yukarı aynıydı. Bu yüzden Özbek oranının bu kadar yüksek düşmesi şaşırtıcı.

Tacikistan ve Özbekistan arasında ki su paylaşımından dolayı çıkan meseleler Özbek azınlığın hedef tahtasında olmasına yol açıyor. Özbekistan, Tacikistan İç Savaşı(1992-1997) sırasında da fırsattan istifade edip ülkenin barajlarını bombalamıştı. Çünkü buradan gelen su kaynakları Özbekistan’ın başta pamuk üretimi olmak üzere tarımı için önemliymiş.

Hükumetin potansiyel Özbekistan oyuncağı olarak gördüğü Özbeklere yönelik tavırları, Özbek halkını da, zaten hükumet karşıtı olan dinci örgütlerin kucağına itiyor. Hem Özbekistan’la problemler, hem de Taliban ve Hizb-ut Tahrir gibi örgütlerin faaliyetleri Özbek azınlığın halk tarafından da sevilmemesine yol açıyor. Türkiye’ye gelen siyasi sığınmacıların da anlattıklarına göre sık sık Özbeklerin aniden ortadan kaybolduğu ve bir daha haber alınamadığı iddia ediliyor. Dışarı kapalı olan ve gizliliği önemseyen Tacik hükumetinin bu konuyu pek gündeme sokmamaya çalışması doğal tabi.

Bu arada Kırgızistan da ki Özbek azınlığın da Tacikistan da ki kadar olmasa da benzer problemleri yaşadığını unutmayalım. Kırgızistan ve Özbekistan arasında da yine su kaynaklarının paylaşımı yüzünden sınır gerilimleri yaşanıyor ve bu durum ülkede ki %13 oranında ki Özbek azınlığın Özbekistan tarafından kullanılma endişesi yüzünden hedef olmasına vesile oluyor.

Asimilasyon

Bu konu soykırım mevzusundan çok daha geniş, çünkü Türk halkları sanıldığı gibi homojen değildir ve çok çeşitlilik arz ederler. Örneğin Rusya da yaşayan yaklaşık 10 milyon Türkün hepsi Müslüman değil. Gagavuz ve Çuvaş Türkleri Hristiyan olduğu gibi Başkurtlar içinde de Hristiyanlık yaygındır. Ayrıca Yakut ve Altay Türklerinin Çoğunluğu da atalarının eski pagan dinlerini devam ettirmekte. Özellikle pagan inançlarını sürdüren Türkler daha kolay Hristiyanlaştırıldığı ve Ortodoks olan Türklerinde Ortodoksluk bağı üzerinden daha kolay Ruslaştığı bir süreç görülüyor. Aslında Ruslarla bağ kurmak için illa Türklerin Ortodoks olması gerekmiyor, Ortodoks olması sadece asimilasyonu daha da kolaylaştırıyor. Türkiye de faaliyet gösteren bir çok Rusya kökenli kurumunda belirttiğine göre Rusya da yaşayan bütün azınlıklar asimilasyon politikasına tabi tutuluyorlar ve Kafkasya da yaşayan bazı dini hassasiyetlere sahip topluluklar dışında Rusya da Müslümanların bile buna pek dikkat etmediklerinden şikayetçiler.

Rusya’dan daha kalabalık bir azınlık olan İran da ki Azeri toplumu ise Farslarla Şiilik bağı üzerinden ortak oldukları için bu bağ üzerinden Fars kimliğine yaklaşıyorlar. Zaten radikal Turancıların en büyük şikayetlerinden birisi de Rusya da ki Türklerden ziyade İran da ki Türklerin tavrı oluyor. İran da ki Azeri toplumu Kuzey Azerbaycan da kiler gibi değil. Dini hassasiyetlerin ırki hassasiyetlere göre önde olması rahatsızlık konusu olmuş olmalı. Kuzey Azerbaycan da Şiidir ama Güney Azerbaycan da yaşayanlar çok daha dindarlar. Bu dindarlığı Kuzey Azerbaycan da pek göremiyoruz, bunun sebebi de geçmişte ki Sovyet etkisinden kaynaklanıyor.

İran Azerilerin de ki Şiilik etkisini Irak’ta da Şii Türkmenler üzerinde görüyoruz. Yani İran da Farslaşma yaşanırken Irak’ta ise Araplaşma yaşanıyor. Bu uyumlar insanların ideolojik açıdan neye öncelik verdiğine bağlı aslında, eğer ırki hissiyatlar mezhebi hissiyatın önünde değilse o zaman siz bağlı olduklarınız tarafından kolayca değiştirilebilirsiniz demektir. Bunu bizler Alevilik ve Sünnilik meseleleri yüzünden kendi ülkemizde de bizzat yaşıyoruz bu yüzden bu durumu anlamamız çok kolay hale geliyor sanırım.

Turancıların asimilasyonla ilgili bir diğer şikayeti ise Avrupa da yaşayan Türkler oluyor. Örneğin Alman parlamentosunda ki Türk vekillerin Türkiye aleyhine kararları ve Avrupa’nın genelinde ki Türklerin Yeşiller Hareketine olan katılımları milliyetçilerin şikayet konusu olmuş olacak ki ‘ne gösteriyorlar da bağlanıyor bunlar’ diye soruluyor. Açıkçası ne gördüklerini ve bu değişim evresini bende çok merak ediyorum. Avrupa derken sadece Batı Avrupa olarak düşünmeyin. Balkanlar içinde aynı şey geçerli çünkü.

turk-dunyasi-haritasi

Nüfus artış hızı

Nüfus artış hızımız düşük desem muhtemelen sebebini öldürülmeye ve kimlik kaybetmeye bağlarsınız. Ama bu etkenler bir yere kadar önemli, asıl etkense düşük doğurganlık. Bunun önemli olmasının sebebi ise çok çeşitlilik arz eder. En başta caydırıcılık, yaptırım gücü, insanlar da genişleme idealinin oluşumu gibi bir çok konu nüfus hareketleri ile doğru orantılıdır.

Türk dünyasının yaklaşık üçte birini barındıran Türkiye de azınlıkları çıkardığımız zaman kadın başına düşen çocuk sayısı tahminen 1,7-1,9 arasında gidip geldiği söyleniyor ama genç nüfusun muhafazası için uzmanlar bunun en az 2,1’in üstünde olması gerektiğini söylüyorlar. Fakat biz de ki bu oranlar 10-15 yıldır bu halde ve bu saatten sonra oranın tekrar istenilen seviyeyi geçeceğini hiçbir nüfus uzmanı teyit etmiyor.

Aynı durum hem Kuzey hemde Güney Azerbaycan içinde geçerli. Güney Azerbaycan da sebep zamanında İran’ın yoksullukla mücadele için uygulamaya koyduğu nüfus planlaması idi. İran, bu planlamayı İslam Devrimi(1979), sonrasında gerçekleşen İran-Irak Savaşı(1980-1988) ve ABD ambargosunun ortaya çıkardığı yoksulluk nedeniyle ülke genelinde teşvik ediyordu, sonradan pişman oldular ama artık iş işten geçti. Çünkü insanlar bu hale çoktan alıştılar.

Kuzey Azerbaycan da ise sebep çok daha dramatik. Yoksulluk ve şehirleşme bu konuda etkili ama bir diğer etkili noktaya dikkat çekmek istiyorum. Azerbaycan dünya da kürtaj oranının en yüksek olduğu ülke. Örneğin 2005-2009 yılları arasında her 10 kız çocuğundan biri yani %10’u kürtaja kurban gitmiş. Bu doğurganlığı hem direkt hemde dolaylı olarak düşürüyor. Normal şartlarda her 105 erkeğe 100 kız düşmesi gerekirken Azerbaycan da bu oran 116’ya 100(yani neredeyse 6 erkek karşısında 5 kadın). Bu durum ilerleyen dönemler içinde problem teşkil ediyor. Çünkü bu dengesizlik evliliği zorlaştırıyor ve nüfus artışını ileri dönemler için yine engelliyor. Bu cinayetlerin sebebi ise Kafkasya’nın tümünde yaygın olan erkek çocuğuna değer verme dürtüsü. Kız çocukları ise soyu devam ettirmediği için pek tercih edilmiyor ve art arda doğanların sonuncusu alınıyor maalesef.

Hazarın batısında bu durum bizim kendi cinayetimiz ama doğusunda bu katliamın suçu bize ait değil. Orta Asya da kürtaj ve kısırlaştırma halktan istemsiz olarak gerçekleşiyor. Doğu Türkistan da zaten kısırlaştırma ve zorunlu kürtaj Çin de ki soykırım planının bir parçası.

Özbekistan’da ise kısırlaştırma Çin’dekinden bile daha yoğun. “Özbekistan’da Zulüm Var!” adlı yazımda da bu konuya değinmiştim. 30 milyonluk Özbekistan’ın yaklaşık 25 milyonu Özbek gerisi ise çoğunlukla Tacik(%5) ve Rus(%6). Özbekistan Orta Asya da ki Türki Cumhuriyetlerin nüfusunun yarısından fazlası ettiği için Özbekistan demografik açıdan önemli. Zaten Türkiye’den sonra en çok Türk Özbekistan da yaşıyor. Özbekistan da 2010 yılının ilk 7 ayında yapılan bir araştırma sonucu sadece bu 7 aylık süreçte 80 bin kadının kısırlaştırılmış olduğu ve çoğu kadının bunun farkında bile olmadığı öğreniliyor. Zaten Özbekistan da geniş aile oldukça önemsendiği için kadınlar genelde böyle bir şeyi istekli olarak yapmayı tercih etmiyorlar. Kısır oldukları söylendiğinde ağladıklarını ve kocalarının tepkisinden dolayı korktuklarını belirtiyorlar. Hükumet ise nüfusu kontrol etmek ve yoksullukla mücadele adına bunu yaptığını söylüyor. 7 ayda 80 bin çok yüksek bir rakam, kim bilir 25 yılda ne kadar kurban oluştu. İslam Kerimov’un ölümü ile beraber belki bu durum düzelir diye umut ediyorum. Buda bir nevi soykırım değil mi?

Göç

İnsanların çeşitli sebeplerden ötürü topraklarını terk etmesi her türlü olumsuzluğu da beraberinde getiriyor. Öncelikle aileler parçalanıyor ve bunun sonucu olarak kimliğinizle olan bağlarınızı tutmak ve kültürel muhafaza zorlaşıyor. Buda sizin gittiğiniz bölgede çok daha kolay eriyip gitmenize imkan veriyor. Türklerin göçlerine bakınca sebeplerin genelde aynı olduğu ortaya çıkıyor. Sebepler genelde ekonomik ama bazen siyasi baskıdan bazen de savaştan dolayı olabiliyor.

Örneğin balkanlar da Avrupa Birliğinin genişlemeleri sonucu Yunanistan, Bulgaristan’da yaşayan Türkler için yaşadıkları coğrafyaların işsizliğinden, fakirliğinden ve baskılarından kaçmak kolaylaştı. Ancak bu zaten son derece dağınık yaşayan Türk Halklarının daha da birbirinden kopmasına yol açtığı gibi yeni topraklarında da bahsettiğimiz sorunları yaşamasına zemin hazırlıyor. Balkanların boşalması bırakın turanı, Misakı Milliyi bile zora sokacak bir durum aslında.

Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinde ise ortak dilin Rusça olması ve bu ülkelerde yaşanan siyasi baskılar ve ekonomik istikrarsızlık gençlerin çalışmak için Rusya’ya ve kısmende olsa Kazakistan’a göç etmesine sebep oluyor. Rusya’nın Avrupa’ya göre çok daha sıkıntılı bir ülke olduğu malumumuz. Rusya’nın ırkçı dazlakları iyice meşhur oldu. Rusya da ki cinayet oranı yüz binde 9,7 yani ABD’nin cinayet oranının iki katından daha fazladır. Bunun sebebi ise sadece Rus mafyası ve votka değildir. Göçmenlere yönelik dazlak saldırıları da önemli bir etken. Özellikle son iki yılda bu oranların çok daha fazla artmış olması lazım. Çünkü ambargo nedeniyle gelen ekonomik çöküşün suç oranlarını katlanarak arttırdığı dillendiriliyor. Yani Rusya da ki gurbetçiler sadece kültürel muhafaza ve ailevi bağların değil aynı zamanda kendi güvenliğinin de sıkıntısını çekiyor. Ekonominin kötüye gittiği dönemler de bu tür dazlak saldırılarının arttığı bir gerçekte var ne yazık ki!

Orta Asya da ki kadar olmasa da Türkler için göç Orta Doğu’da da bir sorun. Fakat burada sebep değişiyor. Irak ve Suriye de yaşayan Türkmenler burada yaşanan ve bitmek bilmeyen çatışmalardan dolayı Türkiye’ye göç ediyorlar. Kimileri orada kalmak zorunda kaldığı için yada kaçamadığı için aileler parçalanmış oluyor.

Göç meselesi zaten oldukça dağınık ve kopuk yaşayan Türk halklarının birbirinden daha fazla kopmasına neden olduğu için hafife alınmaması gereken bir meseledir. Bu sadece dış göçler için değil iç göçler içinde geçerli ve iç göç Türkiye’nin kanayan yarası olmuştur. Sizler ne kadar dağınık olursanız o kadar kopuk olursunuz ve kopukluğunuz organize olmanızı güçleştirir.

turki-cumhuriyetler

Oligarşi

Azerbaycan ve Orta Asya ülkelerinde var olan Oligarşi Diktatörlüğü ve diğer Türk azınlıklarının da çoğunun demokratik olmayan ülkelerde yaşıyor oluşu kendi taleplerini dile getirememelerinin yanı sıra mevcut gidişata karşı gelmeyi de zorlaştırıyor. Oligarşiler özgürlük ve eşitliğin önünde ki en büyük engel olmuş durumdalar.

Bir Şii Afganistan Türkü, Afganistan’da savaştan kaçıp İran’a sığınmak için gittiğinde kendisine ‘Sana ve ailene bazı haklar tanımamız için Suriye de cihat yapman lazım’ dedikleri zaman o genç ‘Ben sizin için savaşmak zorunda değilim’ diyemiyor.

Yada Tacikistan da bir Özbek ‘Ben kendi dilimde de konuşabilmek istiyorum’ diyemiyor.

Veya Özbekistan da bir kadın ‘Ben anne olmak istiyorum, yoksa kocamın yüzüne nasıl bakarım’ diye soramıyor.

Veyahut bir Uygur kadını Çinlilere ‘Benim istediğim kadar çocuk sahibi olma hakkım olmalı’ diyemiyor.

Yine Özbekistan da bir genç ‘Ben rahatça yurt dışına çıkıp geri gelebilmek istiyorum’ diyemiyor.

Azerbaycan da bir vatandaş ‘Ben ülkemin kurucusunu anmak ve portresini odama asmak istiyorum’ diyemiyor.

Hele bir desinler bakın ne yapıyorlar.

Bazılarımız bu Orta Asya’nın Türk devletleri neden birleşmeye yönelik adım atmayı düşünmüyorlar diye soruyor. Böyle bir adımın önünde ki en büyük engel iktidarda ki Oligarklardır. Çünkü yeni bir devlet demek tek bir oligarşinin olması yani diğer üç oligarkın dışarıda kalıp iktidarda ki gücünü kaybetmesi anlamına geliyor. Hiç bir oligarşi koltuğunu ve gücünü devretmeyi istemeyeceği için birleşmeleri iktidarlardan beklemek saçma olur. Bu ancak halkların kitlesel talepleriyle mümkün ama çoğu insanın ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ yada ‘Başım belaya girer’ dediği bir ortamda kitlesel hareket çok zor. Zaten Arap baharından bile Orta Asya etkilenmemişti. Orta Asya’dan tanıdığım herkes bana insanların yöneticilerine yönelik tavrının bu şekilde olduğunu ve bunun sebebinin de sıkı teftişten ve eski alışkanlıklardan geldiğini söylüyorlar.

Turan ülküsü

Başta da söylediğim gibi Turancılık daha çok Orta Doğu, Kafkasya ve Anadolu da yaygın iken Orta Asya da insanların derdi farklı. Yolsuzluk, rüşvet, gelir adaletsizliği, bakımsızlık, artan mafyacılık insanların Sovyet günlerini özlemesine ve sosyalizme olan bağlılıklarının devam etmesine sebep oluyor. Öyle ki; kendisini milliyetçi olarak niteleyen dostlarım bile komünist dönemde ülkelerinin durumunun çok daha iyi olduğunu itiraf ediyorlar.

İran, Rusya ve Avrupa da ise ideolojik hissiyatların oluşturduğu bağ Turan Ülküsünün önüne set çekiyor. Hatta bırakın İran’ı, Rusyayı, Avrupayı Kıbrıs’ta bile milli bir bilinç göremiyoruz. 2004 yılında ki %87 katılımlı referandumda Kıbrıs Türklerinin üçte ikisi (%65) Güney Kıbrısla birleşme yönünde oy kullandı. Üstelik bu insanların yarısından fazlası Türkiye’den oraya sonradan yerleşen insanlar idi. Bu konuda ki şikayetimi “Kıbrıs İçin Verilen Emekler ve Karşılığı” isimli yazımda da dile getirmiştim. Yakın zamanda soykırıma uğramış ve yok edilmekten kurtarılan bir toplumun daha güçlü ve büyük bir Türkiye’ye il olmak yerine Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile birleşip küçük bir ülkenin parçası olmayı istemesi bizim daha kendi insanlarımıza bile milli bilinci aşılayamadığı mızın en bariz bir göstergesi değil mi? Halbuki bir mücadeleye başlayacaksanız ve bunun gerçekleşebileceğine inanıyorsanız önce kendi insanlarınızın bu mücadele bilincine sahip olması gerekmez mi? Görünen o ki bu iş daha en baştan tökezlemiş!

Bu bahsettiğim sorunlar turan ülküsünün olabilirliğini ortaya çıkarıyor. Yanlış anlamayın ben sadece biraz gerçekçi olmaya çalışıyorum. Yoksa derdim karamsar bir tablo ortaya çıkarmak değil.

25 yıldır ufacık bir ülkenin işgal ettiği dağları geri alamayan ama asarız keseriz diye ahkam kesen Kafkas gençleri şimdi Çin, İran ve Rusya gibi müttefik ülkelerin arasından çıkıp Türk halklarını kurtaracağını söylüyor. Sonra da ‘Bizim damarlarımızdan Türk kanı akıyor’ diyor. Aslında doğru söylüyor her yerde Türk kanı akıyor.

Her hangi bir insana ‘Sence en çok acı çeken halk kimdir?’ diye sorsan her halde çoğu insan Araplar derdi. Fakat Arapların hepsi Suriye ve Irakta ki gibi değil ki, bence Körfez de ki Araplar hayatlarından gayet memnun ama Türkün var olup kanının akmadığı yer yok. Şöyle bir tabloya bakınca bizim durumumuz Araplardan daha beter değil mi? Elbette tarihimiz muhteşem başarılarla dolu. Ancak bizler günümüzde, eskiye bakarak rehavete kapılmak yerine bugünü düşünerek mevcut olan dağ gibi sorunlara çözüm arasak daha iyi ve gerçekçi olmaz mı?

PAYLAŞ
malic33@outlook.com

11 YORUMLAR

  1. Yazıyı yazanın ellerine sağlık. Çünkü bir çok insanın Türk Coğrafyasında olan sorunlardan haberi yok. Hatta en temel sorunlardan bile neredeyse habersiziz. Daha önceden TRT’nin yapmış olduğu ”TURANDAKİLER” adlı belgesel serisini izlediğimde Orta Asya’daki Türk devletlerinin sahip oldukları toprakların yüz ölçümüne göre nüfuslarının çok düşük olduğu, bir izleyici olarak benim dikkatimi çekmişti. Kendi kendime, bunlar hiç çocuk doğurmuyor mu falan demiştim. Yine bazı Türk devletlerindekiler içinde adeta Rus olmuşlar diye düşünmüştüm. Bu yazıdan da anlayacağımız üzere Türk Coğrafyasında asimilasyon ve soykırım derecesine varan nüfus politikaları, oldukça bilinçli ve bir plan dahilinde uygulanmaktadır. Burada ilginç bir nokta daha var. O da şu: Rusya’nın, Çin’in vs. Türklere karşı böyle politikalar uygulamasının nedenini anlamak çok kolay. Ancak bunu bir Türk Devletinin (Özbekistan gibi) kendi insanına uygulaması hiç anlaşılabilir değil. Bence bu konu da araştırılmalıdır. Acaba bu devletleri yönetenlerin ipi kimin elinde?

    • özbekistanda kerimov diye bir din düşmanı var kendisi hala sovyet kafasına sahip yani koyu bir komünist. bu din düşmanı tabi ki müslüman nüfusunun artmasına tahammül edemiyor. bu benim tahminim tabiki.

  2. Helal olsun, %100 doğru tespitler. İşte bu nedenle önce Büyük Türkiye’nin kurulması lazım. Büyük Türkiye için İslam birliği şart. MHP nin ve Ak Partinin işbirliği şart. Ayrıca Türkiye islam coğrafyasında daha faal bir rol almalı.(almaya başladı) Endonezya, Sudan, Fas Suudi arabistan, Pakistan gibi ülkelerle askeri işbirliklerine girmeli. Suriyeli muhaliflere ve Afganistanlı muhaliflere hava savunma füzeleri tedarik etmeli.

    • adam turancılıktan bahsediyor sen hala ümmetçi kafadasın. yazarında dediği gibi ortadoğunun sorunlarından başka düşündüğünüz bişey yok. zaten bu yüzden biz bu haldeyiz. sizin gibi arapları düşünenler iktidarda. onlara harcadığınız enerjiyi türkler için harcayın bi zahmet

      • Türkiye İslam Dünyasında Lider Olursa Türk Dünyasındada Aktif Olur Çünkü Türkler %95 Müslüman Vede Türkiye Kendi Soydaşlarına Güçlü,Lider Bir Kimlikle Sahip Çıkar Şu Anda Daha Komşularımızın Sorunlarını Çözemeden Nasıl Binlerce Km Uzaktaki Sorunları Çözebiliriz İlk Önce Ortadoğuda Güç Sahibi Olmamız Gerek

        • öyle bir şey yok kendinizi kandırıyorsunuz.
          azerbaycan(azeriler aynı zamanda şiidir) kazakistan kktc kırgızistan özbekistan türkmenistan bunların hepsi türkiyenin aksine son derece laik ülkeler. bunda sovyet etkisi büyük.
          ayrıca ortodoks türk halkları var(çuvaş gagavuz, başkurt)
          şamanist türk halkları var(yakut altay)
          yani dincilik yaparak bütün türkleri kucaklamak imkansız.

      • Yahu Orta Doğu’nun dibindeyiz. Orada yaşanan tüm sorunlar dolaylı veya doğrudan bizi de etkliliyor. Üstelik biz ümmetin bir parçasıyız. Tabiki Orta Doğu ile de ilgileneceğiz. Sadece seyirci kalıp izlersek, bugün onların kapısını çalan Haçlı-Siyonist ittifak yarın bizim de çalacak. Sonra bir bakmışsın NATO VE Birleşmiş Milletler ülkemize ”demokrasi”(!) getirmek istiyor. Bu nedenle biz güçlü bir TÜRK-İSLAM BİRLİĞİNİ oluşturmalıyız. Türk Birliği için aynı dinden olmamız da gerekmiyor. Aynı soydan olmak zaten bize yeter. Atalarımız da bir, gönüllerimizde.

  3. özellikle oligarşi kısmında diyemiyor cümlelerini okurken için cız etti.
    hele hele o kadınların çocuk konusunda ki çaresizliği beni mahvetti.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ