Suriye Rusya İçin Neden Bu Kadar Önemli?

Zengin petrol kaynakları nedeniyle tüm dünya tarafından büyük önem arzeden Ortadoğu’da pek çok rejimi hedef alarak mevcut güç dengesini değiştirme olasılığı bulunan halk ayaklanmaları zincirinin yaşanması tüm dünyanın olduğu gibi Rusya’nın (Rusya Federasyonu) da dikkatini bu bölgeye çevirmesine neden olmuştur. Diğer büyük güçlerin aksine Rusya Ortadoğu petrolüne ihtiyaç duymamakta, aksine bölgede yaşanacak istikrarsızlıkların petrol fiyatlarını artırmasından fayda sağlayacak olan bir ülkedir. Ancak Ortadoğu özellikle Soğuk Savaş yıllarından itibaren Rus dış politikasında önem verilen bir bölge olduğu, ayrıca ABD, AB, Rusya ve Çin gibi önde gelen uluslararası aktörler arasındaki rekabetin yoğunlaştığı alanlardan biri olduğu için Moskova’nın bu gelişmelere kayıtsız kalması beklenemezdi. 2000’li yılların başlarından itibaren Rusya’nın Vladimir Putin’in liderliğinde SSCB’nin dağılmasıyla kaybettiği gücünü yeniden elde etmeye yönelik iddialı bir dış politika izlemesi ve bu politikanın bir parçası olarak Ortadoğu’daki etkinliğini yeniden kazanmaya yönelik bir çaba içerisine girmesi, Arap Baharı ile yakından ilgilenmesini gerekli kılmıştır (Telatar, 2015, 176).

Suriye ve SSCB tarih boyunca yakın ilişkiler yürütmeyi başarmış iki devlet olmuştur. İkinci dünya savaşı sonrasında 17 Nisan 1946’da bağımsızlığını ilan eden Suriye’nin siyasal istikrara kavuşması uzun sürmüştür. 1949-1953 yılları arasında Suriye’de üç defa hükümet darbesi, 21 kabine değişikliği olmuş ve bu esnada iki askeri diktatörlük kurulmuştur. 25 Şubat 1954 askeri darbesinden sonra yönetimin değişmesi ile birlikte Suriye siyasi hayatında Baas Partisi’nin ön plana çıktığını ve bununla birlikte Suriye’nin SSCB açısından önemli bir ülke haline geldiğini söyleyebiliriz. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’ya nüfuz etmek isteyen Sovyetler ilgisini bu bölgeye yoğunlaştırmış, Suriye’nin bağımsız bir devlet olması ve İsrail’in Filistin topraklarında bağımsız bir devlet kurma fikrini desteklemiştir. Yeni kurulan İsrail devleti ABD ile yakın ilişkiler geliştirince Sovyetler bölgede başka müttefikler aramaya başlamıştır. Suriye’de başa gelen Baas Partisi ideolojik olarak Pan-Arabizim ve Sosyalizm’e dayanıyordu, bu nedenle Baas Partisi Sovyetler ile yakın ilişkiler geliştirmiş ve bu sayede meşruiyetini pekiştirmiştir. SSCB-Suriye ilişkileri 1 Şubat 1946’da imzalanan gizli bir anlaşma ile başlamış ardından 1 Nisan 1950’de imzalanan saldırmazlık paktı ile ilişkiler bir ileri boyuta taşınmıştır. Baas Partisi’nin komünizme sıcak bakması ve propaganda aracı olarak antiemperyalizmi seçmesi Suriye’nin SSCB yanında hareket etmesine neden olmuştur. ABD’nin aksine SSCB’nin Ortadoğu’ya yönelme gerekçesi petrol kaynaklarına ulaşmak değildi, ABD’nin kendisine karşı yürüttüğü “çevreleme politikası”nın etkisini kırmak ve bölgede ABD’nin tek hegemon güç olmasını engellemek istiyordu. Bu nedenle SSCB Ortadoğu’da yaşanan her gelişmenin yakından izleyicisi olmuş ve kendi menfaatlerini ön planda tutarak süreçleri yönlendirmiştir. SSCB ve Suriye arasında seksenlerle birlikte zirve yapan ilişkiler SSCB’nin dağılması ile son bulan Soğuk Savaş’ın ardından yeni bir döneme girmiştir. İki kutuplu sistemin sona ermesiyle birlikte Rusya kendi iç meselelerine dönmüş ve bu durum da ABD’nin özellikle Ortadoğu’da tek taraflı ve baskın politikalar izlemesine imkân sağlamıştır. SSCB’nin yıkılması ile birlikte Suriye pragmatik dış politika anlayışı çerçevesinde 1991’deki Birinci Körfez Savaşı’nda Amerika’nın başını çektiği ittifaka katılarak Irak’a saldırmıştır. SSCB’nin dağılmasıyla birlikte Suriye’nin silah temini sıkıntısı da başlamıştır. 1993’de Rus dış politikası “yakın çevre” doktriniyle eski Sovyet coğrafyasında daha aktif bir politika izlemeye başlamıştır. Rusya’da Yeltsin dönemi boyunca iç politikada ülkeye ekonomik ve siyasi yük getirecek dış politika yükümlülükleri altına girmemeye özen gösterilmiştir. Fakat 1999’da Putin’in başa gelmesiyle birlikte Rus dış politikasında aktif bir döneme girilmiştir. Putin, SSCB zamanında oluğu gibi bölgedeki rejimleri destekleyerek, onlara silah satarak, bazı ülkelerin SSCB zamanından kalan borçlarını silerek ve özellikle enerji alanında olmak üzere yeni iş birlikleri oluşturarak 21. Yüzyılda bölgedeki etkisini yeniden artırmıştır (Yazıcı, 2012, 40-42).

Suriye iç savaşının başlamasıyla birlikte Rusya, Esad rejimine; askeri, teknik ve lojistik alanda destek vermeye başlamış, hatta iç savaşa doğrudan müdahil olmuştur. ABD’nin aksine, bölgede yalnızca Suriye’de üssü bulunan Rusya’nın, rejimin devrilmesinin ardından kendisi için oldukça stratejik bir öneme sahip Tartus limanını kaybedeceği açıktır. Suriye rejimi ile önemli oranda, başta silah ticareti olmak üzere ticari ilişkisinin bulunmasının yanı sıra, ABD’nin Ortadoğu’yu dizayn ederken bunda Rusya’nın da rol oynamak istemesi, rejimi bu denli desteklemesinin başlıca nedenleridir.

Rusya Suriye’ye müdahele etmeden hemen önce ABD ile ikili görüşmeler yapmış ve yüksek ihtimalle bu ikili anlaşmalar neticesinde Rusya’nın muhalefeti zayıflatmak için adım atması kararı alınmıştır. ABD geleneksel bir rekabet yaşansa da ortak amaçlar için Rusya ile danışıklı dövüşü tercih etmiştir. Hem ABD hem de Rusya’nın İslami muhalefeti vurduğu bilinmektedir. Rusya, Suriye’de yüzlerce sivilin katledilmesine neden olan bombardımanlara başlamadan önce Kilise’den Haçlı fetvası almış ve bombardımana giden Rus uçaklarını rahipler yolcu etmiştir. Rusya 5 yıl boyunca kendini halkını katleden Esad rejimini, askeri ve politik açıdan destekleyerek yüzbinlerce insanın ölmesine sebep olmuştur (Şen, 2016, 532).

30 Eylül 2015 tarihinde başlayan hava operasyonlarından 167 gün sonra Putin, “operasyonun hedeflerini gerçekleştirdiğini” ve ana güçlerini Suriye’den çekeceğini açıklasa da bu durum kısmen gerçekleşmiştir ve Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığında ciddi bir azalma olmamıştır. Rusya’nın başlattığı operasyon rejime kazanım sağlarken yüzlerce sivilin ölümüne neden oldu ve binlerce kişi de bu hava saldırıları nedeniyle sığınmacı durumuna düştü. Al Jazeera’da çıkan bir habere göre; “Suriyeli muhaliflerin çatı örgütü Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) 5 ay önce başlayan operasyonların ilk üç ayının bilançosunu açıkladı. SMDK’ya göre Rus operasyonlaında ölen bin 730 Suriyeliden 135’i çocuk, 115’i de kadın. Yardım kuruluşlarının verilerine göre İdlib, Halep, Dera ve Lazkiye’de 27 tıbbi merkez, 22 okul ve hastane hava saldırılarının hedefi oldu. Rusya’nın yoğunluklu olarak muhaliflerin denetimindeki sivil yerleşim alanlarını hedef alması sonucunda büyük bir göç meydana geldi. En az 500 bin sivil yerinden oldu (aljazeera.com.tr, 1 Mayıs 2016). IŞİD’i bahane ederek hava operasyonlarına başlayan Rusya’nın, Şen’e göre; “bu hava bombardımanlarının %80’inden fazlası IŞİD’inde kendileriyle savaştığı muhaliflere karşı gerçekleştirilmiştir (Şen, 2016, 534).

Özet olarak Rusya’nın Suriye rejimine bu denli destek vermesi Ortadoğu’daki en yakın müttefiki olan ülkede, kendi karşıtı bir rejim değişikliğinin yaşanmasını istememesidir. Bunun doğuracağı en önemli sonuç, zaten Rusya’nın düşen petrol fiyatlarıyla birlikte daralan ekonomisinin daha da kötüye gitmesidir. Ayrıca ABD gibi Dünya’nın en büyük silah üreticilerinden biri olan Rusya’nın bölgede bir barış ortamı istemesi ütopik bir düşüncedir.

suriye-hava-saldirilari


Şen, A., 2016, Yüzyılın En Uzun Tiyatrosu, Tüm Yönleriyle Suriye Devrimi, Yapı-Bozum Yayınları, İstanbul.

Telatar, G., 2015, Rusya ve Arap Baharı: Batı İle Yeni Soğuk Savaş Mı?, AİBÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Bolu.

Yazıcı, A., 2012, Suriye Krizi’nde Bölgesel ve Küresel Aktörler, Rusya’nın Suriye Politikası, Stratejik Düşünce Enstitüsü, Ankara.

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here