Dişi Politikanın, Eril Politikaya Başkaldırışı: Feminizm

Kadının eşit bir birey olarak temsil ve kabul edilmesinin tarihi oldukça yenidir. Bu anlamda ‘‘kadın nerede?’’ sorusu Feminist teorini en pratik temel çıkış noktasıdır. Anaçlık ve cinsellik rollerinin dışında, kadın ve onun hayata dair tecrübeleri nerededir? Kadının sosyal alandaki varlığı, varlık nedeni, konumu, ne olduğu, ne olması gerektiği, ne olarak temsil edildiği ve dahası bu durumun nedenleri üzerine düşünmek uzun ve zorlu bir tarihe sahiptir.

Toplumlarda feminist taleplerin ifadesini bulmasının tarihi Eski Çin’e kadar geriye götürülebilirse de, bu talepler Mary Wollstonecraft’ın 1792 yayınlı Kadın Haklarının Bir Müdafası’na ( A Vindication of the Rights of Woman ) kadar geliştirilmiş bir siyasi teori tarafından desteklenmemiştir.

Harekete ‘‘Féminisme’’ ismini veren ütopyacı sosyalist Charles Fourier’dir. İlk kadın hakları toplantısı 1848 yılında New York, Seneca Falls’da yapılmıştır.

seneca-falls

1840’lar ve 1850’lerde kadınların oy hakkı hareketinin ilk dalga feminizm adı altında ortaya çıkışına kadar feminist fikirler geniş kitlelere ulaşmış değildi. 20. Yüzyıl’ın başlarında, Batılı ülkelerin çoğunda kadınlara oy hakkı hareketinin başarıya ulaşması, kadın hareketini başlangıçtaki amacından ve örgütleyici ilkesinden yoksun bırakmıştır. Ancak 1960’larda ikinci dalga feminizm ortaya çıktı. Bu yıllarda büyüyen Kadının Özgürlük Hareketi’nin (WLM) talepleri daha radikal, hatta kimi zaman devrimciydi.

1968-kadinlari
1968 Kadınları

Feminizmin başlıca temaları, toplumun toplumsal cinsiyet (gender) eşitsizliğiyle karakterize edilebileceği ve erkek iktidarını yansıtan bu yapının yıkılabileceği ve yıkılması gerektiğiydi. Feminizm kategorik ayrımlara ve her şeyin karşıtıyla varolduğu kuramına karşı çıkmaktadır.

Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Ayrımı

Toplumsal cinsiyet (gender) kavramı, farklı cinsiyetler arasındaki ilişki, kabul ve iktidar biçimlerinin aslında doğada verili olarak ortaya çıkmadığını, bir insan yapısı olarak sosyalizasyonla oluştuğunu ifade eder. Bu kavram, cinsiyet (sex) kelimesinden farklıdır. Cinsiyet doğuştan kaynaklanan biyolojik farklılığı, toplumsal cinsiyet ise yaşam içerisinde toplum aracılığıyla kazanılan cinsiyet rollerini ifade eder.

Kısacası, kadın erkek ayrımı, yalnızca biyolojik ve doğal bir ayrım değildir. Erkekler erkek olmayı ve onlardan beklenen erkeklik rollerini, kadınlar da kadın olmayı ve onlardan beklenen kadınlık rollerini sosyalizasyon sürecinde öğrenirler. Sosyalizasyon ise, bireyin toplum aracılığıyla, toplumun düşünüş ve ifade ediş biçimlerini ve temel kavramlarını içselleştirerek öğrenmesi süreciyle ilgilidir.

Feminist Gelenekler

Birbiriyle çelişen en az üç feminist gelenek teşhis edilebilir. Wollstonecraft ve Betty Friedan gibi liberal feministler, kadının ikinci planda olmasını, toplumda haklarının ve fırsatlarının eşitsiz dağıtılmasıyla açıklama eğilimindedirler. Bu eşit haklar feminizmi temelde reformisttir.

Sosyalist feministler, kadınların ev içi emekte erkek işçilerin yükünü hafiflettikleri, kapitalist işçi nesillerini yetiştirdikleri, eğitimlerine yardımcı oldukları ve emek ordusunun yedek kuvvetleri olarak faaliyet gösterdikleri bir yer olarak aile veya ev hayatıyla sınırlandırılmış iktisadi önemine dikkat çekerek, genellikle kadının ikinci planda olmasıyla kapitalist üretim biçimi arasındaki bağlantıya vurgu yaparlar.

beyaz-saray-kadinlari

Ancak ikinci dalga feminizmin ayırıcı özelliği, geleneksel siyasi öğretilerden gelmeyen bir feminist eleştirinin ortaya çıkışının, özellikle de radikal feminizmin bir ürünü olmasıdır. Radikal feministler, toplumsal cinsiyet ayrımının toplumdaki en temel ve en önemli bölünmeyi ifade ettiğine inanmışlardır. Radikal feministler, cinsel bir devrime, özellikle şahsi, ev içi ve aileyle ilgili hayatı yeniden yapılandıracak bir devrime ihtiyaç olduğunu ilan ettiler. Bu bağlamda radikal feminizmin ayırıcı sloganı ‘‘Şahsi olan siyasidir.’’ şeklindedir.

Post-modernizm ile ilişkilendirilen feminist yaklaşım; militarizm fundamentalizm ve milliyetçiliğin aşırılıklarının feminizmin gelişimini engellediğini savunmaktadır.

Farklı Feminist Yaklaşımlar ve Eleştiriler

Feminizmin ortak yargı ve eleştirilerinin dışında aslında feminizm kendi içinde oldukça farklı kollara ayrılmakta ve farklı teorik savunulara dayanmaktadır.

a.) Liberal Feminizm

Liberal Feminizm, feminizmin en yumuşak kolu olarak düşünülebilir. Genel olarak kadının ekonomik, toplumsal ve siyasal alanlarda nasıl tabi kılındığı ve kadın varlığının önemi üzerine odaklanarak; Birleşmiş Milletler ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kurumlardaki varlık ve etki alanlarının arttırılması yoluyla kadını ön plana çıkartma eğilimindedir. Liberal Feministler diplomasideki kadın rolünün arttırılmasını amaçlamaktadırlar.

Temel soruları: Kadının diplomasideki rolü ve katkısı nedir? Kadın mevcut uluslararası politikaya nasıl kazandırılabilir?

b.) Eleştirel Feminizm

Eleştirel feminizm, toplumsal cinsiyet kavramı üzerinden siyasal alanı sorunsallaştırmakta ve uluslararası sistemdeki politika ve pratiklerin cinsiyet kavramı üzerinden şekillendiği eleştirisini getirmektedir. Bu anlamda toplumsal cinsiyet de aslında bir güç ilişkisi düzlemi oluşturmakta ve kadının, bu düşünce biçimi üzerinden baskı altına alındığını savunmaktadır.

Temel soruları: Toplumsal cinsiyetin uluslararası siyasetin biçimlenmesindeki ve kadının ekonomik, siyasal ve toplumsal olarak baskı altına alınmasındaki rolü nedir? Toplumsal cinsiyetin ilgası ile mevcut uluslararası sistemin yapısı değiştirilebilir mi?

c.) İnşacı Feminizm

Sosyal İnşaacılık Teorisini takiben inşacı feministler, toplumsal cinsiyet hakkındaki düşünceler ile küresel siyaset arasındaki karşılıklı biçimlenmeyi işaret ederek, bu toplumsal olarak cinsiyetleştirilmiş düşüncelerin temel nedenlerine ve bu düşüncelerin ifade edildiği dile yönelirler.

Temel soruları: Dünyayı anlamlı kılmak ve diğerleriyle iletişim kurmak için kullandığımız bu kavramların toplumsal olarak cinsiyetleştirilmesi ne kadar adil ve doğaldır? Bu sabitmiş gibi düşünülen ve cinsiyetleştirilmiş kavramlar değiştirilebilir mi?

d.) Postyapısalcı Feminizm

Eleştirel ve inşacı Feminizmle ortak olarak, toplumsal cinsiyet kavramı etrafında düşünmektedirler. Ancak postyapısalcı tartışmalar, toplumsal cinsiyetin, modern bilimin kökenlerinde nasıl yer ettiği gibi epistemolojik modernizm eleştirisiyle şekillenmektedir. Buna göre, erkek, insan kavramıyla özdeş olarak ele alınmış ve modern bilim ve düşünce, erkeğin tecrübe ve sorun çözme biçimleriyle ilerlemiştir. Kısacası modernizm ve onun kurumları erkeğin değeri, akılcılığı, ilerlemeciliği ve mantığını amaç ve araç olarak kabul ederken; kadın, dışlanmış ve değersizleştirilmiştir. Kadın, erkeğin tersi olarak, güçsüz, irrasyonel, duygulara ait alanla özdeşleştirilmiştir. Modernist bilim aslında pek de tarafsız ve nesnel değil, tersine oldukça maskülen ve erkeğe özneldir. Erkeğin güvenlik ve güç mantığı üzerine kurulu bir modernizm, vaat ettiği medeni toplumsal hayattan sapmaktadır.

Temel soruları: uluslararası ilişkilerin ve pratiklerinin toplumsal cinsiyeti var mıdır?

e.) Postkolonyal Feminizm

Postkolonyal Feminizmin odak noktası, eski koloni ülkelerinde yapısal olarak bastırılmış ve görünmez hale getirilmiş kadındır. Modernizm, Batılı erkeği ve onun duygu, düşünce ve tecrübelerini evrensel olarak değerlendirmiştir. Ancak, esasen Batılı kadının buna karşı gösterdiği tepkimeyle doğan feminist hareketin de öz olarak Batılı ve eski emperyal hükümranların değer yargılarına dayandığı, dolayısıyla Batılı Feminizmin de evrensel olarak genelleştirilemeyeceği yargısı, postkolonyal feminizmin ana eksenini oluşturmaktadır. Dolayısıyla Batılı feminist hareketlerin, kültürel, dini ve etnik farklılıklardan haberdar olarak, kendi ihtiyaç ve amaçlarını evrensel olarak nitelememeleri gerekmektedir.

Temel soruları: Feminizm, Batılı bir önyargı ile hareket etmekte ve evrensel bir kadın değeri üreterek, kolonyalizmi kültürel olarak devam mı ettirmektedir?

SONUÇ

Yapıtaşlarına kadar inilen Feminizm, ‘‘genel’’ olarak iki farklı kategoriye ayrılabilir. Bu ayrım marjinaller ve radikaller olarak gerçekleşmektedir.

Marjinaller, eril politikanın savaş ile dişi politikanın ise barış ile anıldığını, erkeklerin savaşa ve çatışmaya, kadınların anlaşmaya ve barışa ait olduğunu savunmaktadırlar. Kadınların ve erkeklerin eşit yaratıldığını ancak eşit haklar verilmediğini ifade etmektedirler. Kadınlara pozitif haklar verilmesi gerektiğini savunmaktadırlar.

feminizm-karikaturu

Radikaller, kadınların erkeklerden üstün olduğunu ve dünyayı kadınların yönetmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Kadınların anaç ruhlu olmaları nedeniyle kadınların erkeklere göre daha şefkatli oldukları görüşündedirler.

Unutulmamalıdır ki, Feminizm başlı başına bir erkek düşmanlığı değildir. İçyapısındaki bir grubun tutum ve davranışları bütün teoriye mâl edilmemelidir.

Kadınların eşit hak, eşit söz, eşit yaşam standardı, eşit temsil hakkı, eşit değerler, eşit adalet kısacası eşitlik istemesi birer aşırılık değil, temel ve ilahi haktır.


KAYNAKÇA

Heywood, Andrew, Politics, New York, Palgrave Macmillan, 2010

Karabulut, Bilal, Güvenlik ‘‘Küreselleşme Sürecinde Güvenliği Yeniden Düşünmek’’, Ankara, Barış Kitabevi, 2011

Öztürk, Erdem, ‘‘Feminist Yaklaşım’’, Uluslararası İlişkiler ‘‘Giriş, Kavram ve Teoriler’’, Haydar Çakmak (Ed.), Ankara, Platin Yayınları, 2007

YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZABİLİRSİNİZ

Please enter your comment!
Please enter your name here